Evliya Çelebi’yi ve Seyahatnamesinin bizlere bıraktıklarının izini süreceğimiz bu yazı serisinin bir önceki bölümünde, henüz İstanbul’u terk etmemiş bir Evliya Çelebi’yi; onun sarayın içine ve padişahın özel yaşamına dair verdiği oldukça kıymetli bilgilerin ışığında bir padişah ile kurulan dostluğu incelemiştik. Serimizin devamında ise yılları ve yolları ileriye alıyor, Evliya Çelebi’yi bu kez kuzeydeki Çerkez diyarlarındayken, üstelik bir oburlar, yani büyücülerin, savaşının içerisinde buluyoruz. Olanın, olağanın yanı sıra Evliya Çelebi’nin eseri Seyahatname olağanüstü konusunda da 17. yüzyıl Osmanlısı için bir başucu kitabı.

Osmanlı’nın en ünlü gezgini Evliya Çelebi

Evliya Çelebi dönemin Kırım’ına bağlı olan Obur Dağı’nın etrafındaki köy, kasaba ve bu neviden yerleşimleri dolaşıp yörenin coğrafi ve kültürel özelliklerini aktarıyor. Buraya kadar her şey normal bir Seyahatname seyrinde ilerlerken, 1666 yılında varmış olduğu Pedsi isimli bir Çerkez köyünde işlerin ters gitmeye başladığını görüyoruz. Çakan şimşeklerin ve bozan havanın sebebini yöre halkına sorunca da, Evliya beklemediği bir cevapla karşılaşıyor. Köy ahalisi Evliya Çelebi’ye senenin bir gününde, bir “karakoncolos” gecesi yaşandığını ve Çerkez oburları ile Abaza oburlarının birbiri ile gökyüzünde çarpıştıklarını söyler. Karakoncolos da, obur da o yüzyıllarda cadı, hortlak ve hatta vampir minvalinden doğaüstü varlıkların isimleri. Zaten Evliya Çelebi’nin anlatımı devam ettikçe de biz bu yaratıkların çeşitli özelliklerinin günümüz fantastik edebiyatındaki farklı varlıklar ile kesiştiğini görüyoruz.

Karakoncolos

Köylüler dünyanın en doğal şeyinden bahsediyorlarmış gibi, obur savaşından bahsettikten sonra Evliya Çelebi’yi bu “seyirliği”, “korkmadan” gidip izlemesini tavsiye ediyorlar. Evliya Çelebi de böyle yapıyor. Daha sonrasında ise Evliya’nın belirttiğine göre altı saat boyunca süren ateşli çarpışmalar başlıyor iki halkın oburları arasında. Bu savaşa Abaza büyücüleri Obur Dağı’nın ardından ağaçlara, süpürgelere, araba tekerlerine, küplere ve daha nice binlerce eşyanın üzerine binmiş vaziyette ve uçarak geliyorlar. Fildişi gibi dişleri olan yüzlerce Çerkez oburu ise her taraflarından ateşler saçarak ve ölü hayvanlar yahut da gemi direkleri üzerinde savaş meydanına geliyorlar.

Nice çığlıkların eşliğinde ve dehşet içerisinde izliyor Evliya Çelebi yaşanan bu büyük savaşı. Tabii bu esnada gökten üzerlerine hayvan ve insan uzuvları ve pek çok eşya düşmeye devam ediyor. Hatta bu kıyamet ortamında kendi atlarını zar zor zaptedebilmişler Evliya Çelebi ve yanındakiler. Tam da o sıralarda yere düşen iki Abaza cadısı, Çerkez oburlarının kanını emiyor. Daha sonrasında ise bu Abaza cadıları da yanarak can veriyorlar. Kan emme ve yanarak ölme, günümüz popüler kültüründe cadı yahut hortlaklardan ziyade bilindiği üzere vampirlere atfedilen bir özellik. Biz de Evliya Çelebi sayesinde o yüzyıllarda henüz bu yaratıkların günümüz fantastik edebiyatındaki gibi tam bir sınıflandırmaya sahip olmadıklarını anlamış oluyoruz. Bunun yerine belli başlı kabiliyetler “obur” üst kategorisinde değerlendirilen bu varlıklara yakıştırılmış gibi duruyor. Zaten Salim Fikret Kırgi gibi konunun uzmanlarına göre Evliya Çelebi, modern vampir anlatısına en yakın manzarayı çizmiş o yıllarda bu kan emici tanımlamasıyla birlikte.

Evliya Çelebi’ye göre de cadıların uçmak için tercih ettiği araçlardan biri süpürge

Uzun süren savaşın sabahında ise her yerde hayvanların ve korkunç yaratıkların cesetleri bulunduğu için çimenlik yer bile gözükmez durumdaymış. Kendisi, bu olaya tanıklık etmeden önce bu tarz şeylere itibar etmediğini söylüyor ancak tanık olduklarını aktardıktan sonra artık bunlara tamamen inandığı yorumunu yapmak yanlış olmaz. Köyün Çerkez ahalisine göre ise Evliya’nın tanık olduğu savaş kırk elli yıldan bu yana yaşanmamış büyüklükte bir cenkmiş, yani Evliya Çelebi bu anlamda oldukça zor gözüken bir olaya tanıklık etmiş.

Oburlar Savaşı, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinin çok farklı bir yönünü ortaya koymasıyla; gerçeğin kurgu ile karıştığı bir anlatım olarak karşımıza çıkıyor. Belki anlatımı zenginleştirmek için, belki okuyucusuna farklı farklı konseptlerden hitap edebilmek için ya da belki de eserinin ihtişamını yükseltebilmek için böylesi bir doğaüstü anlatıya da Seyahatname’de yer vermiş kendisi. Bu hikayeyle Evliya Çelebi’nin tarihsel tutarlılığı ve doğruluğu belki sorgulanabilir, ama bunun ötesinde halk kültürünün bir yansıması olarak önemi daha da artıyor eserin.

 

*Evliya Çelebi Seyahatnamesi – VII. Kitap, II. Cilt.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here