Şiir yazabilmek herkesin harcı değildir derler. O duygu yoğunluğunu yaşamak, hislerini kelimelerle ifade edebilmek.. Meşakkatli ve bir o kadar da yetenek isteyen bir sanat. Öyle naif şairlere sahibiz ki onlar da hislerini bir o kadar naiflikleriyle dile getirmişler. Her gün bir yerlerde denk geldiğimiz ve okuduğumuz her şiirin arkasında mutlaka bir anı yatar. Ama bilinir ama bilinmez.. Bildiğimiz kadarını bu yazıda bir araya getirmeye çalıştık. Bu şair ne hissetti de bu kadar yoğun yazabildi diye düşündüğümüz şiirlerin arkasındaki anılara bir göz atalım. Böylece bundan sonra bu şiirleri farklı bir gözle okuyabiliriz.

1. Sezai Karakoç-Mona Rosa

Mona Rosa, tek gül anlamına gelir. Anlatılana göre üniversite yıllarında Sezai Karakoç bir okul arkadaşına aşık olur ve ona açılır; fakat reddedilir. Bu duruma çok üzülen Sezai Karakoç ona şiirler yazmaya başlar. Mona Rosa şiiri de böylelikle ortaya çıkmıştır. Şiirin her kıtasının baş harflerine bakınca Muazzez Akkayam isminin ortaya çıktığını görürüz. Günler geçer ve mezuniyet töreni gelir, Sezai Karakoç bu şiiri okur ve şiir çok beğenilir. Tören sonrası Muazzez Akkayam yanına gelir ve teklifinin hala geçerli olup olmadığını sorar. Sezai Karakoç’un ise gururu aşkının önüne geçmiştir ve şimdi de ben seni kabul etmiyorum diyerek Muazzez Akkayam’ı reddeder.

“Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.
……..
Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.”

2. Özdemir Asaf-Lavinia

Şiir, güzelliği dillere destan Mevhide Beyat’a yazılmıştır. Özdemir Asar ona derinden aşıktır; fakat aşkına karşılık bulamamıştır. Yıllar sonra Lavinia şiiri ile bu karşılıksız kalmış aşkını dile getirmiştir. Gerçekte asla bir araya gelemeseler bile şairin yüreğinde hiç ayrılmamışlardır.

“Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.”

3. Abdurrahim Karakoç-Mihriban

Mihriban, Abdurrahim Karakoç’un tek aşkıdır ve bir semboldür. Gerçek ismini hiç açık etmemiştir Karakoç. Aşkı karşılıklıdır; fakat kız tarafından hep “hayır” cevabını almıştır. Yıllar sonra bir arkadaşından onun evlendiği haberini almıştır ve ona olan aşkını satırlara dökmüştür. Onun için iki şiir yazmıştır. Mihriban şiiri ise sonradan Musa Eroğlu tarafından müziğe dökülmüş ve dilden dile dolanmıştır.
Bir gün kendisine onu görmek ister misin diye sorulduğunda:
– Niye görelim ki? Öyle kalsın. insanın gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.
diye cevap vermiştir Abdurrahim Karakoç. Bu aşk ise ilk günkü saflığı ve temizliğiyle dizelerde yaşamaya devam etmiştir.

“Yar, deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
Lambada titreyen alev üşüyor.
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban.”

4. Ahmed Arif-Ay Karanlık

Ahmed Arif, Leyla Erbil’i Diyarbakır’a sürgüne gitmeden önce Ankara’da bir dost meclisinde tanımıştır. Arif, Erbil’e 60’ın üzerinde aşk mektupları yazmıştır. Derin bir aşk duyan Arif, aşkına karşılık bulmak için yazmış, Erbil ise dostluk sınırlarını çizmiş ve sınırları hiç aşmamıştır. Bundandır Arif mektuplarında “Leyla zalım Leyla” diye başlar. Yine mektuplarında “ilk sen mağlup ettin beni” der.

“Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık…”

5. Nazım Hikmet-Bir Ayrılış Hikayesi

Şükufe Nihal şiirler, öyküler kaleme almış bir edebiyatçımızdır. 1920’li yıllarda Erenköy’de bahçelerde edebiyatçılar toplanır, sohbet ederlerdi. Hikmet ile Nihal de o dost meclislerinde tanışmışlardır. Yine böyle bir günde Nazım bir kağıda “Ben sizin için çıldırıyorum, siz aldırış dahi etmiyorsunuz.” yazarak Nihal’in cebine koymuştur. Böylece aşkını itiraf eden Nazım, daha sonraları arkadaşlarına “Bir Ayrılış Hikayesi” şiirini Şükufe Nihal için yazdığını söylemiştir.

“Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak…

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…

AYRILDILAR…”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here