Çevremizde olup bitene duyarlılığımızın kaynağı nedir? Değer yargılarımız, vicdanımız, erdemli olmamız mıdır? Toplumdan dışlanma korkumuz mudur? Etik, biz insanları bu soruları cevaplamaya zorlar. Diğer tüm felsefe dalları gibi etik de kişiye kendini sorgulatır. Peki duyarlılığımızın kaynağı gerçekten nedir, duraksamadan değer yargılarımız, etik ortamımız diye cevap verebilmemiz mümkün mü bu soruya?

Her insan, başka bir insanın karşısına geçip onu soru yağmuruna tutmasından ve kendisiyle çeliştirmek için sorgulamasından rahatsızlık duyar. Buna rağmen hepimiz günlük hayatımızda buna maruz kalırız, her an karşımıza birileri geçip bize hesap sormaz elbette. Biz bunu kendi kendimize yaparız, kendimiz düşünürüz. İnsan kendini bulma arayışında, ruhani keşifte olan bir canlıdır; bu nedenle durmadan düşünürüz davranışlarımızın altında yatan sebepleri. Ancak bu sorgulamaların sonuna varabilmek de düşünüldüğü ve görünüldüğü kadar kolay değildir çünkü bir sonuca varılabilinmesi için kişinin kendisine tamamen şeffaf yaklaşabilmesi gerekir.

“İNSANLAR ETİK HAYVANLARDIR.”

Simon Blackburn

İnsan, kendi davranışlarının da içinde yer aldığı normlar ağını sorgulamaya başlar böyle bir durumda. Çünkü neden böyle davrandığının cevabı bu kurallarda, normlarda gizlidir genellikle. Yine genellikle, toplumun duyarlılık gösterdiği olaylara ve olgulara; gündeme getirilen olumsuzluklara tepkiyle yaklaşırız. Günümüzde sosyal medyada olan da budur, bu durumu örneklendirebilmek için günümüze de pek ihtiyacımız yoktur aslına bakılırsa. Vietnam Savaşı’nı ele alalım mesela. Tüm dünya Vietnam’da acı çeken siviller olduğunun farkındadır savaş sırasında ama asıl tepki Nick Ut tarafından 1972’de çekilen fotoğraflar sonrasında gösterilir. Ut tarafından çekilen fotoğraf kazara yapıldığı söylenen bir napalm saldırısı sonucu çocukların, sivillerin yüzündeki acıyı gösterir, adeta haykırır bu acıyı fotoğraflar.

Vietnam Napalm Saldırısı
1972
Nick Ut

İnsanlar bu çığlıkları somut olarak görene kadar mı susmuşlardır o dönemde yoksa neredeyse tüm dünyanın tepkisiz kalması mı cesaretlendirmiştir onları? Davranışlarımızı, tepkilerimizi, duyarlılıklarımızı ne belirliyor sahiden? Vicdanımız mı, vicdanımızın sesini susturabilmemiz mi yoksa vicdanımızın sesini duymak için toplumun bizi yönlendirmesi mi?

“ETİK RAHATSIZ EDER.”

Simon Blackburn

Vietnam Savaşı’yla günümüzdeki toplumu derinden etkileyen, herkesin vahşice ve insanlık dışı bulduğu bir olayı bağdaştırabiliriz pek zorlanmadan. Vahşeti, acı çeken insanları görmeden, o insanların seslerini duymadan insanlık hareket geçiyor mu gerçekten? Etkisi ulusal hatta evrensel bir boyuta ulaşmış olması bizim vicdanımızı sızlatmaktan ötesine erişebiliyor mu? Etik bu sorulara net cevaplar bulamadığımız için bizleri rahatsız eder. Kitlesel olarak bir tepkinin oluşmaması halinde değerlerimizin aslında bizim değil toplumun olduğunun farkına varmak rahatsızlık verir bizlere. Diğer felsefe dalları gibi etik de upuzun bir yoldur, kişinin kendini arayışında. Kişi rahatsız hissettikçe cevap aramaya devam eder ve her cevap bir başka soruyu uyandırır kişinin aklında. Sürekli kendini sorgulama ve sorgulanma halidir, etiğin kişiyi rahatsız etme sebebi.

 

Kaynakça: 1, 2 ve Etik, Simon Blackburn, Dost Kitabevi

Kapak Fotoğrafı: Vietnamlı bir fotoğrafçının çektiği, Güney Vietnamlı askerlerin kimliklerini gizlemek için bıraktığı üniformalar

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here