Yazar ve şairlerin ne yazık ki öldükten sonra değer görmesi gibi bir durum söz konusu. Bu durumu onlara haksızlık olarak gördüğümden bugün yaşayan bir şair ve yazardan bahsetmeyi tercih ettim. Ali Lidar, nam- ı diğer Tepebaşı Dükü, Eskişehir doğumlu ve aynı zamanda bu şehrin aşığı bir öğretmen. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği bölümünü bitirmiş ve şu an bir Anadolu Lisesi’nde mesleğine devam ediyor. Bunun yanı sıra öğrencilerinin kurduğu Çınaraltı adlı derginin de Genel Yayın Yönetmenliği’ni yapıyor.

Benim de merak edip araştırdığım ‘dük’ muhabbeti aslında bir rakı sofrasından çıkıyor. Kuşadası’na tatile gelen Cambridge ve Birmingham düklerini parmak arası terlik ve şortla gören yazar biraz sinirle “Bunlar dükse ben kırk kere düküm” diyor. Arkadaşlarının da ağızdan ağza dillendirmesiyle ortaya bir Tepebaşı Dükü lakabı çıkıyor.

Bir de Küçük Prens durumu var. Hepimizin en azından ismini bildiği kitabın dünya üzerinde yazılmış farklı versiyonlarını topluyor Ali Lidar. Hayalinde ise bu kitaplardan oluşan bir müze var.

Kendini bildi bileli yazdığını söyleyen yazarın belli başlı kısıtlamalara uğraması söz konusu. Bunun başını memuriyet çekiyor. İlk önce kendi halinde bir blog yazarıyken, İthaki Yayınları’nın bu yazıları toplamasıyla ilk kitabı baskıya giriyor. Sonrasında Ot Dergi’de yazmaya başlayan Tepebaşı Dükü; herhangi bir şeyden ilham almadığını, çevresinde gelişen olaylardan ve detaylardan etkilendiğini söylüyor. Yani yazılar etkilenmek üzerine ortaya çıkıyor, ilham üzerine değil.

“Keşke ben yazsaydım dediğiniz kitaplar var mı?” sorusuna “Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar kitapları” cevabını verirken, Sait Faik’in bazı öyküleri için “Bir tanesini bile yazmış olmak için gerekirse bir daha hiç yazmamayı isterdim.” diyor. Yazıya merakı olanlar için Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan günümüzden ise Alper Canıgüz, Tarık Tufan, Murat Menteş gibi isimlerin okunmasını tavsiye ediyor aynı zamanda.

İşin şairlik boyutuna geldiğimizde; Ali Lidar kendini hiçbir zaman şair olarak görmediğini ve şiirle aralarında seviyesiz bir ilişki olduğunu söylüyor. Kişisel kanaatim, bu konuda kendine haksızlık ettiği yönünde. Çoğu kitabını okumuş biri olarak şiir konusunda da gayet başarılı olduğunu söyleyebilirim. Insomnia hastalığına sahip olduğundan geceleri uyku problemi yaşayan şair, şiiri çoğunlukla “derdini kestirmeden anlatmak” için yazıyor. Yine bir röportajında okunması gereken şairlerin başına Cahit Zarifoğlu’nu, günümüz şairlerinden ise Alper Gencer ve Sinem Sal’ı tavsiye ediyor.

Tepebaşı Dükü’nün şu ana kadar Tesirsiz Parçalar, Kişisel Edebiyat Atlası, Olmamış Kahraman Emeklisi, Aslında Herkes Haklı, Z Raporu, Hayata Rağmen Edebiyat, Yolun Başı ve Alengirli Şiirler adlı sekiz kitabı var. İçimizden biri olarak kabul ettiğim, kendi halinde yaşayan yazar, şair Ali Lidar’a yazdığı her kitap için ayrı ayrı teşekkür ediyor ve yeni kitabını dört gözle beklediğimi söylemek istiyorum.

Küçük Prens Müzesi için de Eskişehir Anadolu Lisesi’nde çoktan çalışmalara başlamışlar.

Aşağıda sizler için seslendirdiğim Ali Lidar şiirini bulabilirsiniz. Herkese keyifli dinlemeler.

Fon müziği: Mark Eliyahu – Journey
Şiir: Ağlamak Anlamaktır

 

kaynak: 1 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here