Erich Fromm

“Ama ilgim,çok açık bir şekilde ve ayrıntılı olarak ortaya çıkmıştı. Birey olarak insanın yaşamını yöneten yasaları ve toplumun yasalarını -yani,toplumsal varoluşları içinde insanları- anlamayı istiyordum. Sürekli olan hakikati görmeye çalıştım. Bu çaba yalnızca kuramsal spekülasyon aracılığıyla gerçekleşmedi. Bu salt spekülasyonu küçümsediğimden değil,(her şey düşünülenleri kimin düşündüğüne bağlı) ama deneysel gözlemi spekülasyonla birleştirmenin üstün değerine inanmamdan.”

Erich Fromm’un en çok tanınmasına sebep olan ve onu en çok temsil eden kitabı herhalde Sevme Sanatı adlı kitabıdır. Sevgiye yaklaşımı; bütün samimiyeti ve güçlü yorumlarıyla klişenin ötesinde bir şey olduğunu kanıtlayacak derecededir. Güçlü yorumlarının ve samimi ilgisinin kökleri neydi peki? Böyle bir ilgiyi ancak onun hayata karşı takındığı bakış açısında arayabiliriz. Çünkü söyledikleri hayata, insana ve topluma dair derin analizler barındırıyor ve bu yol da ya karakterine ya da yaşadıklarına götürür bizi.

Böyle büyük ve ona ulaşmamız sayesinde kesinlik kazanacak soruların cevaplarını Erich Fromm bir başka kitabı olan “Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum“da bizzat kendisi vermiştir.

“Gerçekten de eğer insan tüm etkenlerin yaşamındaki hiç olmazsa göreli ağırlığını kesinlikle bilmeyi isterse ayrıntılı bir tarihsel özyaşam öyküsünden başka bir şeyle yanıtlar vermeye girişmemelidir bile.”

Kitabın amacı kendisinin belirttiği gibi “düşünsel bir özyaşam hesaplaşması”dır. Ama kitabın yazılış amacı -yine- kendisini içinde bir bütün gibi hissettiği insanlık içindir. Bu konuyu ise daha sonra diğer konularla birlikte değineceğim. Şimdilik anlıyoruz ki insan ve topluma ilgisi dışında, neyi neden yaptığını özenle sorgulayacak biri. Böyle bir davranış, onu ve onun sözlerini daha kıymetli ve daha saygın yapıyor.

Derin analizlerin sebebi, derin incelemelerin sonuçlarıdır. Onun insanlığı inceleme sebebi ise ona göre; bir zamanlar içinde yaşamış olduğu sinirli huysuz baba ve bunalıma yatkın bir annenin tek çocuğu olmasından kaynaklanıyordu. Böylelikle insansal tepkilerin garip ve gizemli nedenlerine ilgi duymuştur. Sevme Sanatı kitabında belirttiği gibi sevgi anlayış gerektirir. O da çok sevdiği anne ve babasını anlamak istemiştir.

Sigmund Freud

Kitapta çocukluğuna değinmesi Freud’la ortak bazı düşünceler paylaştığının bir sinyalidir. Freud’a ilgisini hazırladığına inandığı ve açıkça belirttiği olay ise; aile dostları olan genç, çok güzel ve yetenekli bir kızın babasının ölümünden sonra kendisini öldürmeyi seçmesidir. Bu nasıl olabilir sorusu kafasına takılmış cevabı ise asla tam olarak bilemeyeceği kabullenişiyle sonuçlanmıştır. Ancak ergenliğinde bu soru onu Freud’un Oedipus kompleksi ve daha birçok Freud’un kuramıyla tanıştırmıştır.

Çocukluğu “Hristiyan bir çevrede Yahudi bir çocuk” olarak geçmiştir. Dinlerin yarattığı yabancılaştırmayı hissetmiş ama içerisinde olduğu klanda da kendisini yabancı hissetmiştir. Onun insanlığa bir bütün olarak yaklaşmasını tetikleyen şey bu yabancılaşma hissidir. Klancılık fikrine karşı hoşnutsuzluğunun sebebinin çok inandığı evrensel insanlık düşüncesine dayandığını ve bunun insan için saf gerçeklik olduğunu farketmesi, insanların bir düşünce ya da bir dinden öte olduğunu anlamasına sebep olmuştur. İnsanın değerlerin dışında özgür seçimleriyle kendi düşünce sisteminin sorumluluğunu alması gerektiğine olan inancının tohumu, böyle bir ortamda yaşamasının sonucuyla ortaya çıkmıştır.

Zamanla unuttuğu bu evrensel kardeşlik ve barış imgesi 1.Dünya Savaşıyla yeniden canlanmıştır.

“Eğer gelişmemi her şeyden çok belirleyen olay olmasaydı belki de tüm bu kişisel yaşantılar beni böyle derinlemesine ve sürekli etkilemeyeceklerdi. Sözünü ettiğim olay, Birinci Dünya Savaşı’ydı.”

O sırada 14 yaşında olan Erich Fromm milliyetçilik duygusuyla savaşa bakmıştır. İngilizlere, toplumu tarafından aşılanmış olan nefret duygusuyla bakmış, Alman askerleri ise kahraman olarak görmüştür.

“Savaşın kendisiyle bir sorun olarak ilgilenmiyordum. Savaşın o anlamsız insanlık-dışılığı beni etkilemiyordu”

Savaş bitimine yakın İngilizce dersinde öğretmeninin İngiliz ulusal marşını ezberleme ödevi vermesi durumun çirkinliğini görmesi ve olay ve ortamdan tarafsız bakabilmesi adına bir başlangıç anı yaratmıştır ona. Bu anı marşı öğrenmek istemeyen ve İngiliz nefretinde ısrarlı -içinde Fromm’un da bulunduğu- sınıfa, alaycı bir cevap veren ingiliz öğretmeni başlatmıştır. Söylediği cümle ise “Kendi kendinizi aldatmayın. İngiltere bugüne kadar hiçbir savaşı yitirmedi.” dir. Cümlenin gerçekçiliği tartışmalı olsa da öğretmenin sakinliği Fromm’un fanatikliğinin getirdiği yıkıcılık ve hırs için şok edici bir tepki olmuştur.

“İçinde yaşadığım tarihsel dönem benim için hiç yanılmayan toplumsal bir laboratuvar oldu.”

Karl Marx

Savaşa tanık oldukça tutarsızlıklar ve yanılsamalar etrafını sarmış; kendisine, insana ve insanlığa duyduğu kuşku giderek artmıştır. Üstelik 2. Dünya Savaşı’na da tanık olmuştur ve daha çok incelemeye, daha çok öğrenmeye çalışmış, düşünce yolculuğuna Marx ve Freud daha çok dahil olmuştur. Sorularının cevaplarını onlarda aramış, tutkulu insanlarla tutkusu daha çok artmış, daha sonra tutkularının sahibi olan bilinciyle Freud ve Marx dizgelerindeki tutkularını da sorgulamış, sonuç olarak kendi düşüncelerini farklı boyuta ulaştırmıştır. Özellikle Fromm’un Sevme Sanatı kitabında bahsettiği sevgi kuramının düşünce yapısına baktığımızda Marx ve Freud’dan azımsanamayacak ilhamlar aldığını görebiliriz. Freud ve Marx’ın Fromm için önemi ve onların düşüncelerine karşı verdiği hassasiyetten dolayı başka bir içeriğimizde daha detaylı bir şekilde Freud ve Marx’ı, Fromm açısından ele alacağız.

“Ama bu iki dizge arasındaki çelişkiler ve bu çelişkileri çözümleme isteği beni daha bir uyardı. Sonunda yaşlandıkça ve daha çok inceledikçe, her iki dizge içindeki belli varsayımların doğruluğundan daha çok kuşku duydum. Ama ilgim çok açık bir şekilde ve ayrıntılı olarak çıkmıştır.”

Yaşadıkları dışında bir psikanalist olması, insanın iç dünyasına girmesini sağlamış, insanlığı anlamak için insanlığın en küçük parçası olan birey sayesinde zengin bir kaynağa sahip olmuştur.

Siyasete olan tutkusu da çok yoğundur. Siyasete ilgisi 12 yaşındayken, babasının yanında çalışan bir sosyalistle siyaset hakkında konuşması ile başlamıştır. Ancak karakterinden dolayı siyasette etkin olmamasını daha uygun görmüştür. Bunun yerine insanlık için siyaseti en etkin şekilde açıklamış belki de en işe yarar şekle getirmiştir.

“Her ne kadar bazı siyasal bilimciler tutkusuzluğun objektifliğin gereği olduğuna inanıyorsa da siyasal olayları anlamak için onlarla tutkulu bir biçimde ilgilenmem ve yaradılışım yüzünden bu olaylarda etkin olamayacağımın bilincinde olmam belli bir ölçüde objektifliğimi sağladı.”

Onun yaşadığı toplumun yansıttıkları aslında her insana tanıdıktır. Ancak her insanda aynı etkiyi sonuçlandırmamıştır. Sebebiyse onun iyi bir insan olmasından başka bir şey değildir. İnsan olabilme yetisini inanılmaz bir şekilde kullanmış ifade etmiştir. Saygı duymamak elde değil.

 

Kaynakça: Erich Fromm, Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum, çev. Necla Arat, Yayınlayan: Say Kitap Pazarlama, 1981

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here