Tezer Özlü; kalıplara sığamayan, hüznü yaşamaktan haz alan, yaşamla ölüm arasında her an gidip gelen yazarı Türk edebiyatının. Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde başlayan yaşamla ölüm ikilemini Yaşamın Ucuna Yolculuk’a kadar hissederiz. Özlü’nün her satırı en acısından bir haykırıştır. Sesini duyurmaya çalışır gibi görünür Tezer Özlü kitaplarında, yardım çığlıkları atarcasına kurar cümlelerini ancak aslında olan bunlardan çok daha fazlasıdır. Özlü, çığlıklıklarının yankısında kendisini bulabilmek için yazar o satırları. Yaşamı yollardan, sürekli değişen ülkelerden ve şehirlerden oluşan yazarın yazın hayatı da sürekli yoldadır, kendini aradığı ve bulabilmek için sonlandırmayı düşündüğü bir yolda. 

Tezer Özlü’yle ilgili ilk aklıma kazınan anektod; lisedeyken intihar etmeye karar vermesinin ardından öldüğünde bedeni güzel görünsün diye kendini günlerce aç bırakmış olmasıydı. Özlü’deki ikilemi ilk o an fark etmiştim. Yaşamını sonlandıracak kadar bir büyük vazgeçişe karar vermiş olmasına rağmen öldükten sonra nasıl görüneceğini önemsemesi… Özlü’nün eserlerinin temeli de budur aslında, kendisine konulan manik-depresif tanısı. Bu tanıdan sonra hayatı tedavilerle, kliniklerle, elektroşoklarla, onlarca ilaçla geçer yazarın. İntihar teşebbüslerinin ardından gelen yaşama istekleri gibidir yazdıkları da, karanlık bir bahardır. Hastalığı besler Özlü’nün kalemini, bu durumu kendisi de şu şekilde belirtir zaten: “İnsan yazarlık hastalığını -az da yazsa- sürekli olarak içinde taşır. Ben, bu hastalığa ancak dayanamayacak hale gelince, neredeyse psikoza girecek duruma geldiğimde yazabilen bir hastayım.” 

Hastalığının nüksettiği dönemlerde kalemi eline alan yazar, Türk edebiyatının lirik prensesi olarak adlandırılsa da bundan çok daha fazlasıdır. Tezer Özlü aklını ellerimizden kurtarmaya çalışandır çünkü sığamaz toplumun onu sokmaya çalıştığı kalıplara. Durmadan hapsedilmeye çalışıldığı kafesten kaçmaya çalışır yazar. Onun hayatında kurallar olmamalıdır, baskılar olmamalıdır. Sürekli bir değişim arar, monoton bir yaşam sürmekten kaçtığı görürüz yazdıklarında. Bu yüzdendir her zaman yolda olması, toplumdan kaçarken kendini bulma çabası. Tezer Özlü denilince akla gelen tek kavramın yalnızca melankoli olması yanlış bir algıdır. Çünkü Tezer Özlü tek başına kocaman bir ayaklanıştır, topluma karşı.

“dünya ayaklanmıyordu
evren bomboştu
ben ayaklanıyordum”
Eski Bahçe Eski Sevgi, Tezer Özlü

Tezer Özlü acı çeker, fiziksel ve mental olarak. Bu acısını döker yazıya, bu acıya direnir yazarak. Mental olarak acı çeker, hastalığı sebebiyle toplum tarafından anlaşılmaz, toplumun bir parçası olamaz ve olmak da istemez zaten. Yine aynı sebepten, hastalığı yüzünden hayatının çok büyük bir kısmı psikiyatri kliniklerinde geçer. Gördüğü tedavilerin onu iyileştirmekten öte ona zarar verdiğini kendi satırlarında çok net görürüz yazarın. Bu satırlarla direnir acıya, hastanelerde duyuramadığı çığlıklarını bu şekilde duyurur.

Gamlı, lirik prensesten fazlasıdır Tezer Özlü; mücadelecidir, kendisi yolunu aramaktan çekinmeyen bir yolcudur. Çektiği acılara direnme isteği sayesinde bugün onun eserlerini okuyabiliyoruz, dayanma gücünü edebiyatta bulduğu için. Kırılgan ruhunu yazarak sağlamlaştırmaya çalıştırdığı için…

“Neden edebiyat? Yeryüzüne dayanabilmek için.”

Tezer Özlü

Kaynakça: 12, Çocukluğun Soğuk Geceleri- Tezer Özlü, Eski Bahçe Eski Sevgi- Tezer Özlü, Yeryüzüne Dayanabilmek İçin- Tezer Özlü

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here