Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Küçük yaşlardan itibaren annesi ve babasıyla sirklerde çalışan Joseph Frank Keaton, bir buçuk yaşındayken merdivenlerden yuvarlanır; ancak bu büyük kazayı neredeyse zararsız atlatır. Olayın şahitleri arasında bulunan ünlü sihirbaz Harry Houdini, şaşkınlıkla “that was a real buster!” (“Bu cidden riskli bir düşüştü!”, ‘buster’ kelimesi o yıllarda tehlikeli numaraları anlatmak için kullanılırmış) der.

Buster Keaton olarak ünlenen bu küçük adam büyür ve sessiz sinemanın en önemli yıldızlarından/yönetmenlerinden biri olur. Yanlış kariyer manevralarından dolayı çağdaşı Charlie Chaplin’in gerisinde kalsa da, tartışılmaz sinema dehası ve bugün bile şaşkınlık uyandıran aksiyon sahnelerini dublörsüz çekme yeteneği ile ünlenen Buster Keaton’ı yönetip oynadığı on filmiyle tanıtmaya çalışacağız.

The Scarecrow (1920)

Image result for the scarecrow buster keaton

Buster Keaton, 1920’de yazıp yönetip oynadığı sessiz filmi “The Scarecrow” ile, yönetmen ve oyunculuktaki başarısını mekan tasarımlarında da tekrarlar; sessiz sinemanın teknik imkansızlıklardan dolayı tiyatro mantığını koruduğu ve film setinin bir tiyatro sahnesi gibi kullanıldığı bu dönemde küçük bir ev dekorunda geçen meşhur yemek sahnesine imza atar. Bu evde yemek bir pikabın üstünde pişer, tuzluklar ve diğer yemek malzemeleri iplerle tavana asılıdır, evin her yeri başka bir odaya veya çıkışa bağlıdır. Sonradan kendisiyle özdeşleşecek kovalamaca sahnelerini çekmek için en uygun seti kurmuştur Keaton. Hikaye, bu fonksiyonel evi paylaşan iki arkadaşın aynı kıza aşık olmasıyla devam eder; Keaton’ın peşindekilerden kaçarken korkuluk kılığına girip tarlada gizlendiği bölüm, yönetmenin filmografisinin en meşhur kısımlarındandır. 19 dakikalık bu keyifli film herkese şiddetle tavsiye edilir.

My Wife’s Relations (1922)

Image result for my wife's relations

Buster, bir yanlış anlaşılmalar dizisi sonucunda tanımadığı bir kadınla evlenmek zorunda kalır ve yeni eşinin kaba saba aile üyeleriyle imtihanı başlar. Yönetmenin sonraki (daha meşhur) filmlerinde tekrardan kullanacağı “yanlışlıkla evlenme”, “gelinden kaçma” gibi temaları ilk kez burada görürüz. Aile üyelerinden birinin kahveye şeker atma işini biraz abarttığı sahne ile ünlenmiş bu film de sadece 25 dakika sürer.

Our Hospitality (1923)

Buster bir tren yolculuğu esnasında tanıştığı genç bir kadına aşık olur, kadının kendisini yemeğe çağırması üzerine ailesiyle tanışır ve konuğu olduğu bu ailenin kendininki ile düşman olduğunu öğrenir. Durumu öğrenen ev halkıyla başının belaya girmesi uzun sürmeyecektir. Oyuncu/yönetmenin en meşhur filmlerinden “Our Hospitality” (Konukseverliğimiz), bu bilindik Romeo ve Juliet tarzı öyküyü komediyle ve (Keaton’ın çoğu filminde meşhur örneklerine yer verdiği) o yıllarda nasıl çekildiğine hayret edilecek aksiyon sahneleriyle birleştirip anlatır. Eşi Natalie Talmadge ile başrolü paylaşan Keaton’ın boğulma tehlikesi atlattığı şelale sahnesi de bu filmdedir.

Sherlock Jr. (1924)

Image result for sherlock jr cinema

Keaton bu filmde kendini çözmeye çalıştığı bir olayın faili olarak bulan amatör bir dedektifi canlandırır. Sinemada makinistlik de yapan ana karakterimiz, çalışırken gördüğü bir rüyada perdedeki filmin (“Sherlock Jr.”) içine girer ve karakterlerden biri olur. “Film içinde film” tekniğinin kullanıldığı ilk filmlerden olan Sherlock Jr., hikaye anlatımında ve görsel efektlerde ortak bir anlayışın yeni yeni oturduğu 20’li yılların şaşkınlık uyandıran filmlerinden biridir. Sonradan başta Woody Allen‘ın “Purple Rose of Cairo“su (“Kahire’nin Mor Gülü”) olmak üzere çok sayıda filmde gördüğümüz perdeye girip filme dahil olma mevzusu, Buster Keaton tarafından ana karakterin hayallerini seyirciye aktarmak için kullanılır ve başarılı olur.

Seven Chances (1925)

Image result for seven chances

Buster, büyükbabasından miras kalan parayı alabilmek için gün bitmeden evlenmek zorundadır. İşler hızla çığırından çıkar ve başta kısa süreliğine de olsa evli kalacağı kimseyi bulamayan genç adam, kendini bir gelin ordusundan kaçmaya çalışırken bulur. Keaton koşarken peşinden kayaların yuvarlandığı inanılmaz sahneyle hatırlanan film, yönetmenin en sevmediği filmidir aynı zamanda. Nedenini bilmemekle beraber kendisine katılmıyor ve “Seven Chances”ı herkese tavsiye ediyoruz.

The General (1926)

Image result for the general

Keaton’ın filmlerinden en meşhuru, “The General”, treni General’i ve genç bir kızı çok seven genç bir mühendisin ikisini birden kurtarmak zorunda kalacağı büyük bir maceraya atılışını anlatır. Yönetmenin en sevdiği filmi olan The General, Amerikan İç Savaşı fonunda geçtiği için ana karakterine her zamankinden büyük bir sorumluluk yükler ve diğer Keaton filmlerinden çok daha epiktir. Yönetmen, filmde bir köprünün çöktüğü sahne ile (dönemin en pahalı sahnesi olarak bilinir) ‘büyük ölçekli işlerin dönemi’ olan sessiz sinemayı da özetler. Sesli filmlerin ufukta belirdiği, stüdyoların sesli stüdyolar kurmaya başladığı dönemde vizyona giren “The General”, başta olumlu eleştiriler almaz ve gişede başarısız olarak Keaton’ın maddi ve manevi kayıplar yaşamasına neden olur. Filmin sessiz dönemin klasiklerinden biri olarak anılması için daha çok zaman geçmesi gerekecektir.

Steamboat Bill, Jr. (1928)

Image result for Steamboat Bill, Jr. (1928)

Hırslı, kaba saba ve usta bir denizcinin genç oğlu, yıllardır görmediği babasının mürettebatına katılır ve babasının hiç anlaşamadığı zengin bir iş adamının kızına aşık olur. Keaton’ın çoğu filminde kullandığı “anlaşamayan aileler” teması üzerine kurulu “Steamboat Bill, Jr.”, oyuncu/yönetmenin United Artists şirketiyle hayata geçirdiği son filmdir. “The General”ın başarısızlığının ardından depresyona giren Keaton, bu filmdeki meşhur “karakterin üstüne devrilen ev” sahnesinde dublör kullanmaz ve sahneyi gerçek duvarlar ile çeker; çünkü kendi deyimiyle artık “ölüm ihtimalini umursamayacak kadar üzgün”dür. Keaton, bu film de gişede başarısız olunca dönemin yeni stüdyolarından MGM ile bir antlaşma imzalama hatasına düşer ve filmleri üzerindeki kreatif kontrolü kaybettiği, alkol sorunları yaşadığı depresif bir döneme girer. Fakat “Steamboat Bill, Jr.”, kamera arkasında olanlardan bağımsız değerlendirildiğinde yönetmenin en eğlenceli ve sürükleyici filmlerinden biridir.

The Cameraman (1928)

Image result for The Cameraman

MGM’de çalışan genç bir kadına aşık olan fotoğrafçı Buster, kadına yakın olabilmek için stüdyoda işe girmeye karar verir ve son parasıyla kendine bir kamera alıp çekim yapmaya başlar. “The Cameraman”, MGM ile (sonradan “hayatımın en büyük hatasıydı” diyeceği) bir anlaşma imzalayan Keaton’ın stüdyo için yaptığı ilk filmidir. Filminde stüdyoda işe girmek için uğraşan bir ana karaktere ve hikayede hayati konumda bulunan yapımcılara yer veren Keaton, başta sadece oyuncu olarak yer alacağı filmde yönetmen Edward Sedgwick’ten rol çalar ve Sedgwick’in pes edip koltuğu kendisine devretmesine neden olur.  “The Cameraman” iyi iş yapar ve oldukça iyi eleştiriler alır, ancak filmlerindeki yaratıcı özgürlüğünü kaybetmiş, yapımcıların inisiyatifine göre şekillenen işler yapmak zorunda kalan yönetmeni tatmin etmez. “The Cameraman”, birçokları tarafından Keaton’ın yönetmenlik kariyerinin “son iyi filmi” olarak kabul edilir.

The Railrodder (1965)

Image result for the railrodder

Keaton, inişli çıkışlı onlarca yılın ardından 50’li ve 60’lı yıllarda yeniden keşfedilir ve saygı görmeye başlar. Bunun üzerine, ölümünden bir sene önce çekilen bu filmde gülmeyen, başını belaya sokan sessiz karakterini bir kez daha canlandırır. Sessiz sinemanın nostaljik niteliğe büründüğü, stüdyo sisteminin tümüyle değiştiği 60’lı yıllarda, uzun süre değer görmemiş Keaton’ın kitlelerce tekrardan tanınmasını sağlayan film, oyuncu/yönetmenin kariyerine eğlenceli ve dokunaklı bir saygı duruşudur.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here