Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
211

Düşünün, salonda ayaklarınızı uzatmış kahveniz eşliğinde keyifli bir şekilde kitabınızı okuyorsunuz. İçeriden bir anda bir kapı çarpma sesi geldi hemen gözleriniz fal taşı gibi açıldı ve ne olduğuna anlam veremediniz. Çünkü evde sizden başka kimse yoktu ve gecenin bir yarısıydı. Hemen kafanızda korku senaryoları kurmaya başladınız elbette. Koltuğa çakılıp kaldınız. İçeri gidip bakmalısınız çünkü içeride biri olabilir veyahut bir gulyabani ya da cin gelip kapınızı sertçe çarpıp sizi korkutmak istemiş olabilir. Tabi ki böyle düşünebilirsiniz. Fakat diğer bir düşünce de size diyor ki: Peki ya cereyandan dolayı kapı çarpmışsa? Çünkü eve geldiğinizde odanız koktuğu ve havalanması gerektiği için camı açtınız fakat sonra salona geçip oturdunuz ama hava fazlasıyla sıcaktı (ve sizin klima alacak kadar paranız yoktu) bu sebeple salondaki büyük camınızı açtınız. Ferah ferah otururken başınıza bir anda bu büyülü olay geldi. Büyülü? Büyülü müydü gerçekten? Aslında şimdi düşündüğünüzde bütün bunları, tabii ki bu durumda hava akımından kapının çarpmış olması daha muhtemel değil mi? Biz de öyle düşünüyoruz. Bunun sebebi yalnızca şu; çünkü o daha mantıklı. İşte bu kadar basit diyor Ockham’lı William. “Şartlar eşit olduğunda, en akla yatkın açıklama, doğru olandır.” diyor Ockham. Yani basit olan doğrudur, yeterlidir, basit düşünün diyor. Ockham’lı William literatürde “Ockham” olarak anılan İngiliz rahip ve filozoftur, 14. yüzyılda İngiltere’de yaşamıştır. Hakkında çok bir bilgi olmasa da bir süre Oxford’da okuduğunu ama oradaki öğrenimini muhalif görüşlü olmasından ötürü bitiremediğini ve bunun üzerine Paris’e oradan da Almanya’ya geçtiğini biliyoruz. Biraz önce bahsettiğim ve “Ockham’ın Usturası” olarak adlandırılan bu teorinin hikayesi ise rivayete göre şu olaydan gelişmiştir:

1340 yılında Ockham’lı William sabah kalktığında tıraş oluyor fakat tıraş olurken yüzünü kesiyor. Yüzünü kesmesi üzerine çok sinirlenen William, bir anda etrafındaki her şeyi yıkıp dökmeye başlıyor. Ve bir an durup düşünüyor “Kızmamın nedeni yüzümü kesmem mi yoksa sabah usturamı bilemeyi unutmuş olmam mı?” ve daha sonra bundan yola çıkarak “Ockham’ın Usturası” adlı bu teoriyi ortaya atıyor.

Şimdi bu prensibi ve işleyişini birkaç örnekle daha anlamaya çalışalım. Evde oturuyorsunuz ve dışarıdan nal sesleri duyuyorsunuz. Peki, sizce o seslerin kaynağı nedir? Bir at mı yoksa bir zebra mı? Afrika’da yaşamıyor olduğumuzu göz önünde bulundurursak dışarı baktığımızda çok yüksek bir ihtimalle at göreceğiz. İşte “Ockham’ın Usturası”nın işleyiş prensibi bu şekilde. Yani basit ve mantıklı olan genellikle doğru olandır. Latince “Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem” olarak ifade edilen bu ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. Yani daha basitleştirerek tekrar tekrar söylemek gerekirse, bir sorunun iki ayrı teorik çözümü varsa daha basit ve mantıklı olanı tercih edilir. Önceki bir yazımızda bahsettiğim gibi işleri ne kadar karmaşık hale getirirsek istediğimizden ve bu doğrultuda gerçek olandan o denli uzaklaşırız. Ockham’ın bu teorisinde aynı zamanda aynı olayı açıklayan iki farklı fikri yanlış ve doğru olarak ayırmaktan çok, gereksiz olanın da elenmesini önerir. Mesela masada bir bardak su var ve o su döküldü. Şimdi bunun dökülmesinin sebebini iki farklı şekilde ayırmak istersem ve ilk olarak “Elim çarptı.”, ikinci olarak ise “Yemeğimin yanında lezzetli olacağını düşündüğüm için bardağın arkasındaki taptaze yeşillikleriyle göz dolduran roka salatasına uzanmaya çalışırken bir anda kedimin masanın altından ayağıma dokunması sebebiyle irkildim ve bunun üzerine elim tamamen kontrol dışı bir refleksten bardağa çarptı ve bardağın içerisindeki su bardakla birlikte yere döküldü.” dersem ikisinin de sonuç itibariyle doğru olmasına rağmen birincisi olayı açıklamakta yeterli olduğu için ikincisi gereksizdir. Ockham aynı zamanda bu ilkenin yalnızca insani olana uygulanabileceğini, tanrısal konularda kullanılamayacağını belirtmiştir çünkü (dini görüşlerinden kaynaklı olarak) “Tanrının yaptıkları bu ilkeyle çelişir.” der (Acaba Ockham, Allah’ın işine karışılmaz demek mi istemiştir, bilinmez.). Bu arada öte yandan her ne kadar pratikte hayatın rutin işleyişinde başarılı bir şekilde uygulanabilir olsa da bir istisna vardır o da insan ilişkileridir. İnsan ilişkilerinde işin içerisine duygular, ön yargılar girer ve teori uygulanabilirliğini kaybeder. (İsterseniz deneyebilirsiniz ama mesuliyet kabul etmiyoruz.)

Evet biliyoruz kafanızda çok fazla soru var. Fakat bunlara cevap vermek istemiyorum. Üşengeçliğimizden değil yanlış anlamayın, yalnızca insanın bu meseleyi kendi kafasında, kendini kandırmadan çözmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü daha sonrasında çok saçma sorularla karşılık bulabiliyor. İnsanın kendini kandırmadan bu fikri özümsemesi gerekiyor. “Mantıklı”, “basit” kelimeleri çok öznel olmakla beraber aslında duyguları bir kenara bıraktığımızda (yani insanı) nesnelleşmeye başlıyor. Bu sebeple aslında herkes için ortak bir mantık ve basitlik olduğuna inandığımızı belirterek yazımızı sonlandırıyoruz.

KAYNAK: 1, 2, 3, 4

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
211

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here