Zirvede kalmak, zirveye çıkmaktan daha zor derler. Eminem ise bu konuda her türlü zorluğu aşmış ve kariyerinin her evresinde başarılı olabilmiş bir sanatçı. Geçmişte kendi seviyesinin altında birkaç albüme imza atmış olsa da her zaman bir şekilde bunu telafi edebilmişti. Böylece kendisini bir rap tanrısı haline getiren bu kariyer sürecinde hep zirvede kalabilmeyi başardı; çünkü o, müzik tarihinin gelmiş geçmiş en çok satan hip-hop sanatçısı.

Bu sıfatının yanında bir de evindeki koleksiyonunda ufak ve önemsiz bir ödül olan(!) Oscar heykelciği de var. Her şeyin ötesinde istatistik ve rakamların aslında anlamsız olduğunu biliyoruz. Önemli olan şey Marshall Mathers isimli bu Detroit doğumlu müzisyenin kariyerindeki 8 albümüyle bir şekilde hayatımızda yer etmesi. Bu nedenle de Eminem ismi birçok beklentiyi doğuruyor.

Müzik kariyerinin çoğu evresinde kendisinden beklentileri fazlasıyla karşılamış bir sanatçı olarak Eminem, 2017 yılında bir albüm yayımlayacağını duyurunca müzikseverleri oldukça heyecanlandırmıştı. Öncesinde ise Trump karşıtı bir video yayınladı. Burada arka planda herhangi bir beat olmadan tamamen “freestyle” biçimde ABD liderine adeta sevgi dolu sözcükler sundu. Fazlasıyla karışık yorumlar alan bu videodaki performansı ise oldukça şaşırttı. Ardından isminin Revival olduğu internete sızan 2017 albümünden gelen ilk single ise Beyoncé gibi bir diva ile yapılmıştı. Eminem şaşırtmaya devam etti çünkü bu parçada da beatsiz bir şekilde sadece piyano üzerine vokaller vardı. Ayrıca özellikle The Monster ve sonrasında gelen parçaların çoğunda sanatçı, flowlarında da fazlasıyla deneysel ve alışık olmayan tekniklerle müzikseverlerin karşısına çıkmıştı. Beyoncé destekli ilk single Walk On Water’da da negatif anlamdaki bu deneyselliği sürdürüyor, Queen Bey bile muazzam nakaratıyla parçayı tekrar tekrar dinleme hissi uyandıramıyor.

Revival, hem ilk dinleyişte hem de birçok defa parçalarına şans verdiğinizde bile etkileyicilikten uzak bir albüm. Bu anlamda ilk single’ının yetersizliğini bile mumla aratıyor. Bunun başlıca sebepleri olarak hem Eminem’in şarkı yazarlığındaki ilhamsızlık hem de eski flowlarının yerine yeni ve deneysel yollar arayışını sayabiliriz. Albümün parçalarının isimlerinin “basit”liklerine ve konuk sanatçılara bakıldığında bile her şey anlaşılabiliyor. Beyoncé ve Alicia Keys tamam. Skylar Grey de zaten sürekli kendi ekibinde. Ancak Ed Sheeran, Kehlani, X Ambassadors ve Pink gibi isimlerin seçilmesinde bile albümün ticariliği ortaya seriliyor. Tıpkı ünlü müzik eleştirmeni Anthony Fantano’nun da ifade ettiği gibi.

Albümün beklentilerden fazlasıyla uzak bir görünüm çizmesinde başka bir etken ise prodüksiyondaki özensizlik. Rick Rubin ve diğer emeği geçenler her bir parçayı sanki 1-2 saatte kaydetmiş ve mixingini yapmış gibi. Tek kelimeyle üzücü bir durum. Remind Me ve In Your Head adında iki şarkı var ki hiç anlaşılabilir gibi değil; dünyada “sample” kalmamış da bu iki bilinen eski parçanın en önemli kısımlarını alıp adeta Garageband’de kopyala-yapıştır yapmışlar. Prodüktörler hakkındaki tek olumlu nokta ise albümdeki birçok parçanın oldschool rap kültürü taşıması.

Her şeye rağmen albümde güzellikler de mevcut. Skylar Grey’in duru vokalleri ve Em’in alıştığımız tarzını hatırlatan vokalleriyle Tragic Endings. Parça, albümün en iyilerinden biri. Untouchable’ın sadece ikinci kısmı ve yer yer bölümleriyle Believe de albümde akılda kalan parçalardan oluyor. Ayrıca Like Home ve Framed de dikkat çeken işlerden ikisi. Özellikle Alicia Keys’in vokalleri “we all began” ile “who i am” bölümlerinde çok etkileyici.

Eminem’in bu albümüyle birlikte yeni imajı ise gerçekten müzik dünyasını şaşırtmıştı. Uzun zamandır sahalarda olan Em’i neredeyse ilk defa kirli sakalıyla gördük. Belki Trump’ın seçilmesi onu albümde ifade ettiği gibi fazlasıyla etkiledi ya da belki de sadece rap tarzında yaptığı gibi artık değişikliklere ihtiyacı var. Ancak şu bir gerçek ki bu kayıt, Eminem’e tıpkı kirli sakalı gibi hiç mi hiç yakışmıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here