“Yeni yeteneklere önerim, acele etmemeleri ve çizgilerini bozmadan kendi soundlarına odaklanmaları.”

1993 yılında Bursa’da doğan elektronik müzik sanatçısı Mahmut Orhan, hiç şüphesiz ki son yıllarda ülkemizden çıkan en değerli DJ ve prodüktörlerden biri.

Şarkılarında hem Doğu hem de Batı ezgilerini harmanlayarak oluşturduğu kendine özgü tarzı ve klipleri sayesinde, elektronik müzik kültürümüzün adeta dünya çapındaki elçilerinden biri oldu. Sanatçı, müziği ve geleceği hakkındaki sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Keyifli okumalar!

1) Oldukça ilham verici bir hayat hikayeniz var. Bursa’nın Yıldırım Mahallesi’nde doğup çocuk yaşta iş hayatına girdiniz, sonra ses sistemlerini ve kolonları taşıyarak sektöre adım attınız. “Aylarca yemedim, içmedim, MacBook için para biriktirdim. Bir dönem kırık kulaklıklarla çalıştım.” dediniz. Şu an, ülkemizin en kıymetli birkaç DJ’i arasındasınız ve ününüz de dünya çapına ulaştı. Başarınızın anahtarı ve sizi ülkenin diğer sanatçılarından ayıran bu fark, zorlu hayat hikayenizin sizi devamlı motive etmesi midir?

Elbette, yaşadığım zorlukların da katkısı var ancak tek sebep bu diyemem. Beni asıl motive eden müziğe olan tutkum, başarımın itici gücüyse araştırmacı kimliğim ve farklı tarzları harmanlayarak dinleyicime sunabiliyor olmam sanırım. Ailemin, arkadaşlarımın desteği de en büyük motivasyon kaynaklarım arasında.

2) Özellikle “6 Days” ve “Save Me” hitleriyle bütün dünyaya bir “One-Hit Wonder” olmadığınızı kanıtlayıp hepimizi bir kez daha gururlandırdınız. “Swing” remix’inin başarısı da elbette ki bunlara bir örnek. Ancak yine de hayatınızı “Feel” parçasının hit olmasından önceki ve sonraki dönem olarak ikiye ayırıyor musunuz? Üstelik parça, ilk çıktığındaki 6 ay Türkiye’de hiç çalınmamıştı. Aslında tabii ki prodüksiyonunu yaptığınız her parça sizin için ayrı değere sahiptir; ancak özel olarak “Feel” size neler “hissettiriyor”?

Tüm parçalarım benim için özel, hepsini seviyorum. Ancak “Feel”in yeri ayrıdır diyebilirim. Bu kadar büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmış olması beni çok mutlu ediyor. Feel ile ilk kez bu kadar geniş bir kitleye ulaşıp, dünyanın her yerinden, farklı etnik kimliklere müziğimle dokunabildim. Yolculuğumun en önemli adımlarından biri olduğunu düşünüyorum.

3) Dünyanın en önemli 2-3 elektronik müzik şirketlerinden birinin; yani Sony’nin alt kolu olan Ultra Music’in sanatçısısınız. Yetenekleriniz konusunda hiçbirimizin şüphesi yok, ancak bu tarz devasa bir şirket ile iş birliğine başlamak için spesifik olarak nasıl bir yol izlediğinizi merak ediyoruz. Yolunuzdan gitmek isteyen ve dünyaya açılma hayalleri kuran genç DJ’lere önerileriniz nelerdir? Ayrıca, ilk canlı performansınızı kaç yaşınızda yapıp nasıl ayarladınız?

Ultra Music ile çalışmaya “Feel” ile başladım ve Ultra Music sanatçısı oldum. Önümüzdeki yıllarda da Ultra ile güzel işler yapacağız. Türkiye’den ve dünyadan yeni yetenekleri sürekli olarak keşfediyorlar. Hatta bizden de öneri istiyorlar. Yeni yeteneklere önerim, acele etmemeleri ve çizgilerini bozmadan kendi soundlarına odaklanmaları. Bu şekilde azimle çalışıp, müziğine yeterince zaman harcayan birinin yolu, Ultra ya da diğer büyük müzik şirketlerinden birinin yoluyla mutlaka kesişecektir.

4) Aslında, genç yetenekleri keşif amacıyla kurduğunuz Sibourne Akademi de hemen meyvesini vermeye başladı: “Sibourne Talents Vol.1” derleme albümü, bizleri gerçekten çok etkileyici isimler ile tanıştırıyor. Sibourne Akademi’yi bize biraz tanıtarak akademinin ileriye dönük projelerinden bahsedebilir misiniz?

Sibourne Akademi’yi dünya çapında ülkemizi temsil edebilecek ışığı gördüğümüz ve yeteneklerini şekillendirebileceğimize inandığımız genç arkadaşlara rehberlik edebilmek amacıyla kurduk. Önümüzdeki dönemler için de güzel projelerimiz var ve bunları önümüzdeki haftalarda duyuracağız. Küçük bir ipucu verebilirim bununla ilgili. Türkiye’de kendine güvenen 2 akademi bir araya gelip, Türkiye şartlarında dünya standartlarındaki bir eğitim için kolları sıvıyoruz.

5) 2018 çıkışlı debut albümünüz “ONE”, yalnız 3 orijinal şarkı içeren, çoğunluğu ise yazın Alaçatı’da çalınmak amacıyla yapılmış Türkçe pop remix’lerinden oluşan bir çalışmaydı. Bu stratejiniz, özellikle beach club’larda oldukça başarılı bir sonuç verse de sizden bir de bütün parçaları size ait olan, sizinle özdeşleşecek komple bir başyapıt albümü bekleniyor. İleride böyle bir albüm için sizin ve plak şirketinizin düşünceleri var mıdır yoksa teklilere devam mı edeceksiniz?

22 Mayıs’ta Irina Rimes ile beraber çalıştığım bir teklim çıktı ancak Covid-19 sebebiyle birçok teklim ertelendi. Ertelenen teklilerim ve bu dönemde yaptığım yeni parçalarımı yaz sonrasında yayınlanacak bir albümde toplama düşüncemiz var. Ancak şu an düşünce aşamasında. Kesin kararı, önümüzü daha net görebildiğimiz bir zamanda vereceğiz.

6) Yayımlamış olduğunuz orijinal teklilerinizin çoğunun vokallerinde hep kadın sanatçılar görüyoruz. Bu tatlı rastlantı, sizin sanatınız özelinde bilinçli bir tercihiniz midir yoksa tamamen tesadüf eseri mi oluşmuştur?

Aslında bu tatlı bir tesadüf. Müzik yaparken vokalde önem verdiğim şey bana o duyguyu geçirebilmesi. Şu ana kadar böyle denk geldi. Ancak iş birliği yapmak üzere görüştüğüm erkek vokalistler de var. Umuyorum ki önümüzdeki projelerde onları da duyabileceksiniz.

7) Daha önceki bir röportajınızda “Bundan sonra hayalim bir Türk şarkıcıyla yaptığımız Türkçe bir şarkının dünyada hit olması.” demiştiniz. Bu hayalinizi gerçekleştirmek için adımlar atıyor musunuz? YouTube’da 20 milyonun üzerinde takipçisi bulunan Ultra Music’in bu Türkçe hit dileğinize yaklaşımı nasıl?

Şu an üstünde çalıştığım bir albüm olduğundan, yapmak istediğim bu Türkçe parça için bir adım atmadım. Ancak albümden sonra yapmak istediğim ilk işlerden biri bu proje. Umarım 2021 yılında bu projeyi de hayata geçirebiliriz.

8) Günümüzün en popüler müzik türü, hiç şüphesiz ki “trap” olmuş durumda. Kariyerinizin gelecekteki dönemi için bu tarzda prodüksiyonlar yapmaya açık mısınız? Trap camiasındaki sanatçılarla ileride bir düet projeniz olabilir mi?

Bu, tam anlamda bir iş birliği olmasa bile, iki ayrı tarzın güzel tınlayabileceği bir proje yapılabilir. Ancak şu anki planlarımda ve önümdeki projelerde böyle bir durum söz konusu değil.

9) Koronavirüs sebebiyle kendimizi karantinaya aldığımız şu günlerde zamanınızı çoğunlukla nasıl geçiriyorsunuz? Takipçilerimize karantina zamanlarında dinlenecek 3 albüm ismi tavsiye edebilir misiniz?

Ben karantina günlerimi genellikle evimdeki stüdyomda müzik yaparak geçiriyorum. Spor yapıyorum, köpeğimle vakit geçiriyorum. Bunların dışında resim yapmak gibi yeni hobiler de edindim. Keyif aldığım şeyleri bir şekilde yapmaya devam edebilmek, müziğime olumlu yansıyor.

Benim için efsane albümlerden üçünü önerebilirim. Daft Punk – Random Access Memories, Zhu – Generationwhy ve Kygo – Golden Hour. 

10) Ülkemizdeki elektronik müziğin şu an dünya üzerindeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa’da Hollanda, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi bu müzikte ustalaşmış isimlere sahip ülkelerin çok fazla gerisinde olduğumuzu düşünüyor musunuz?

Elektronik müzik için dünyadaki konumumuz geçtiğimiz yıllara göre çok daha iyi durumda. İlerleme kaydediyoruz diyebilirim. Elektronik müzik organizasyonları yalnızca İstanbul’da değil birçok şehirde kendine yer bulmaya başladı. Bu konuda dünya standartlarını yakalamaya başladığımızı düşünüyorum.

Cevapları için Mahmut Orhan’a ve Sibourne Music’e çok teşekkür ediyoruz! Sanatçının, ülkemizi ve kültürümüzü dünya çapında başarıyla temsil etmeye devam edeceğinden hiç şüphemiz yok 🖤

Mahmut Orhan’ı sosyal medyada takip etmek ve haberdar olmak isterseniz:

Instagram

Spotify

Twitter

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here