Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
296

“Belki de biraz geç rastladım sana 
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza 
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi 
Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa”

Sıcak bir eylül günü. Hafif esen rüzgar eşliğinde balkonda otururken Cemal Süreya’nın bu dizelerini okuyorum. Arka planda Chopin’den “Spring Waltz” çalıyor. Her dizesi, her şiiri ile farklı hislere, farklı düşüncelere sokan Süreya, yine düşünmeye sevk ediyor beni. “Eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa” cümlesi, düşündükçe farklı anlamlar çıkarılabilecek, yoğun anlamlar içeren bir cümle. İnsan bir yanının eksik olmasına alışabilir mi? Peki ya mutsuzluğa? Yanıtlanmak için sabırsızca bekleyen bu sorulara cevap ararken adeta “Laleli’den kalkan bir tramvaya” binip farklı dünyalara yol alıyorum.

Cemal Süreya-Uçurumdan Açan

Her insan için mutluluk kelimesinin anlamı farklıdır. Kimi aşkı birinci planda tutarak mutluluğu aşkta arar. Kimi kariyerini ön planda tutarak en büyük önemi iş hayatına verir. Kimi için ise mutlu olmak yalnızca huzur ve sessizlikte saklıdır. Mutluluğu yalnızlıkta bulanlar da vardır genel kanının aksine. Mesela Kafka, kendini yabancı gibi hissettiği dünyada yalnız olduğu süre kadar mutluydu. Eksiklik ise yukarıda belirttiğimiz mutluluk sebeplerinden mahrum kalmamızdır. Arayıp bulamadığımız ve mutluluğu engelleyen bu sebeplerin sonucu da mutsuzluktur.

Yaşadığımız “kısa” ömrümüzde mutlu olmak için çabalarız. Sevdiğimiz insanlarla, huzur içinde ve sağlıklı bir hayat sürmek yaşamımızdaki temel gayedir. Bu gaye uğruna birçok fedakarlıkta bulunurken kimi zamanlar da delilik denebilecek davranışlar sergileriz. Tabii öte yandan da günlük yaşamın gerçekleri ile karşı karşıya geliriz. Küçük yaşlarımızda başladığımız okul hayatımız, okul bitince arkasından gelen ve çok daha zorlu olan iş hayatı. Bunlarla beraber yürüttüğümüz sosyal hayat ve aile hayatımızda pek çok sorunla boğuşmak zorunda kalırız. Günümüz dünyasının bu acımasızlığı, bizi tekdüze bir hayat yaşamaya mahkum eder. Bu tekdüze hayat ise insanın bir yanının hep eksik olmasına yol açar ve bir süre sonra eksikliğe alışmış hale getirir.

Yine tekdüze yaşam örneğinden devam edersek; Maslov’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin en üst basamağında “kendini gerçekleştirme” kavramını görürüz. Ve bu kavrama gelene kadar insanın günlük ihtiyaçları, sevgi ihtiyacı ve saygınlık kazanma gibi çeşitli ihtiyaçlar vardır. Kendini gerçekleştirebilmek için önce onları gidermelidir. Yaşamı ev-iş arasında sıkışmış olan ve yalnızca günlük ihtiyaçlarını karşılayan insanın ise bu kendini gerçekleştirme olanağına ulaşması mümkün değildir. Bu durum da yukarıda bahsetmiş olduğumuz tekdüzelik-eksiklik ilişkisinin bir boyutu durumundadır.

Bir diğer yandan da konunun sosyal hayat boyutu ve sosyal hayatın da en önemli duygusu olan aşk var. Aşk, kişinin mutlu oluşunu sağlayan en önemli etmenlerden biridir. İnsan o an sorunlarla da boğuşsa yanında sevdiği kişinin varlığı, o sorunları önemsiz hale getirebilecek kuvvettedir. Tabii yine gerçeklere bakacak olursak aşk, aynı zamanda yıkıcı bir duygudur. İşte asıl sorun da bu yıkıcılıkla beraber başlıyor ve bir süre sonra mutsuzluk, kişi için hayatın olağan bir şeyi haline geliyor. İnsanın hayattaki mutluluk kıstası, başına kötü bir şey gelmemesi oluyor. Yani eksikliğe ve mutsuzluğa o kadar alışıyor ki hayattan hiçbir beklentisi kalmıyor ve umutsuz bir insan olarak yaşamına devam ediyor.

Üzerinden birçok anlamlar çıkardığımız Süreya’nın sözleri her ne kadar doğru da olsa, hayattan hiçbir zaman umudu kesmemeli ve mutluluk için elimizden geleni yapmalıyız. Güzel günler çok yakında…

Son olarak yazıyı, bir bölümünü verdiğimiz şiirin bitiş dizeleri ile noktalayalım:

“Ne demiş uçurumda açan çiçek
 Yurdumsun ey uçurum” 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
296

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here