Ejderha Mitinin Tarihsel Kökeni

Ejderhalar antik tarihin en eski ve en bilinen yaratıklarından biridir. Milattan önce 3000’lere kadar uzanan bir geçmişe sahip olan ejderha miti Mezopotamya, Çin ve Batı uygarlıklarının neredeyse tamamında kendine yer bulmuştur. Kültürden kültüre ejderha tasviri farklılık göstermişse de hemen hemen bütün tasvirlerde ejderha, devasa boyutlu, kertenkele başlı ve cildi pullarla kaplı bir yaratıktır. Batı uygarlıklarında daha çok bugünkü fantastik yapımlarda gördüğümüz gibi dört ayaklı, geniş vücutlu ve kanatlı iken, Doğu uygarlıklarında ise, yer yer yine dört ayaklı olarak betimlenmekle birlikte, daha çok yılanı andıran bir vücut yapısına sahip kanatsız bir canavar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Babil efsanelerinde yer alan ve bilinen eski ejderha benzeri tasvirlerden biri olan Tiamat

Ejderhalar, Doğu ve Batı medeniyetlerinde farklı tasvir edilse de, efsanelerde temelde aynı amaca hizmet eden yaratıklardır: Efsanelerin baş kahramanlarının hedefine ulaşmak için öldürmeleri gereken ve çoğu zaman bir hazineyi, bölgeyi ya da kapıyı koruyan devasa yaratıklar. Aslında günümüz fantastik yapımları da antik medeniyetlerin bu ejderha tanımını çok da değiştirmeden hala kullanmaktadır. Aşağıda daha da detaylı değineceğimiz üzere modern çağın en popüler fantastik yapımlarında ejderhalar, daha çok bir hedefe ulaşmak için aşılması gereken yaratık olma görevini sürdürmektedir.

Batı uygarlıklarında daha çok insanlara zulmeden ve kahramanlarca alt edilen ejderhalar Uzak Doğu kültürlerinde ise insanlara iyi davranan ve özellikle su kaynaklarını kontrol eden tanrısal yaratıklar olarak kabul edilmiştir. Hatta Çin ve Japon yaratılış efsanelerine göre insanlar ejderha soyundan gelmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti‘nde Komünist Parti’nin iktidara gelmesine kadar devletin amblemi olarak Ejderha kullanılmaktaydı.

Çin Ejderhası
Japon deniz tanrısı Ryugu Ejderhası tasviri

Ejderha mitinin birbirinden farklı coğrafyalarda benzer şekillerde ortaya çıkması bilim insanlarının da incelediği bir konu olmuştur. Ejderha mitinin çıkış noktasının tam olarak ne olduğunun bilinmesi mümkün olmasa da bu konuda bilim insanlarınca farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan biri memelilerin bilinçaltında yatan “sürüngen korkusu”dur. Gerçekten de Canada Üniversitesi öğrencileri üzerinde yapılan bir deneyde “Rüyanızda en çok ne görürsünüz?” gibi ucu açık bir soru sorulmuş ve verilen cevaplar arasında “yılan” cevabı 34. sırada kendine yer bulmuştur. Aynı zamanda “yılan” cevabı katılımcıların aklına en hızlı gelen 9. cevap olarak kaydedilmiştir. Yılan cevabının 34. sırada olması ile ilgili “Ee ne var bunda?” diyebilirsiniz. Ancak belirtmek gerekir ki, verilen en popüler 55 cevap arasında yer alan tek somut hayvan “yılan” olup en hızlı hatırlanan dokuzuncu cevaptır. Bu da her dört kişiden birinin rüyasında düzenli olarak yılan gördüğünü ve bu rüyaların da kolay hatırlanan iz bırakıcı rüyalar olduğunu göstermektedir. Bu ve benzeri pek çok araştırmadan yola çıkan bilim insanları, insanın bilinçaltında yer alan sürüngen ve yılan korkusunun çok eskilere dayanan ve doğada var olma mücadelesine dayanan bir korku olduğunda hemfikir olmuşlardır.

16. yüzyıla ait Osmanlı topraklarında yaşamış İranlı ressam Shah Quli’ye ait ejderha çizimi. (Kaynak: https://www.metmuseum.org/art/collection/search/451405)

Bilim insanları memelilerin bilinçaltında yer alan bu sürüngen korkusunun ejderha figürünün çıkmasında rol oynadığı düşünmekteler. Bir başka teori ise geçmiş çağlarda ejderha boyutlarında bir sürüngenin bu mitin çıkmasına sebep olduğu ancak günümüzde bu canlının soyunun tükendiği yönünde. Ancak bu teorinin bilimsel delil bulma konusunda epey sıkıntıları var.

Ejderhaların nasıl çıktığını tam olarak bilemesek de geçmişten bugüne medeniyetlerin kültür ve sanatlarını oldukça etkilediğini söylemek mümkün. Elbette ki bu ejderha figürünün özellikle yazılı edebiyata olan etkilerinden bahsetmek için tek bir yazı yeterli olmayacaktır. Dolayısıyla biz bu yazıda Tolkien ve sonrası fantastik edebiyat içerisinde yer alan ejderha figüründen kısaca bahsedeceğiz.

Fantastik Edebiyatta Ejderhalar 

John Ronald Reuel Tolkien, Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi kitaplarını yayımlaması ile edebiyat dünyasında bambaşka bir kapı açtı. Fantastik kurgunun da kabul gören edebi anlatım biçimleri ile anlatılabileceğini göstererek tabiri caizse kitapçılara yeni bir raf eklemeleri gerektiğini söyledi. Tolkien‘in en büyük başarılarından biri özellikle Avrupa medeniyetlerinin efsanelerinde yer alan ögeleri kendi anlatısına yedirerek onlara istediği biçimi vermesi denebilir. Örneğin Tolkien‘den önce elf denildiği zaman komik kıyafetler içerisinde insanlara yardım eden ufak yaratıklar akla gelirken, Tolkien‘den sonra elf kelimesinin içerdiği anlam bütünüyle değişmiş ve kendinden sonraki fantastik kültürü tamamen etkisi altına almıştır.

Hobbit kitabında yer alan ejderha Smaug

Ejderhalar özelinde de durum buna benzerdir. Tolkien‘in ejderhaları yer yer Avrupa mitolojisindeki ejderhalara benzese de usta yazar kendine ait dokunuşlarla “Orta Dünya ejderhası” yaratmayı becermiştir. Tolkien‘in Orta Dünyası’nda ejderhalar hastalıklı derecede altın ve mücevher düşkünü, neredeyse ölümsüz ve oldukça bilge yaratıklardır. Özellikle Hobbit’te Bilbo Baggins ve ejderha Smaug arasında geçen muazzam diyalog başlı başına Tolkien’in yarattığı ejderha figürünü tanımlamaya yeterlidir: Oldukça zeki fakat mağrur, akıl oyunları ve bilmeceleri seven, sabırsız ve acımasız bir yaratık.

Ursula K. Le Guin‘in Yerdeniz Büyücüsü kitabında işlediği ejderhalar da aslında Tolkien’in ejderhalarından çok da farklı değildir. Beşlemenin birinci kitabında Ged‘in konuşarak insanlara saldırmamaya ikna ettiği ejderha Yevaud da Smaug ve diğer Orta Dünya ejderhaları gibi altın ve mücevher düşkünü ve bilge bir ejderhadır. Ancak Le Guin, Tolkien’den farklı olarak ejderhalarına biraz daha kadim güçler bahşetmiş ve onları biraz daha tanrı-yaratık olarak tanımlamıştır. Her iki yazarın da ortak noktası, ejderhalarını karakterize ederken özellikle Avrupa mitolojisinden yola çıkmalarıdır.

Ejderhalara Tolkien ve Le Guin’den oldukça farklı görevler veren ve onları bambaşka bir yere koyan George R.R. Martin özellikle yakın dönem fantastik edebiyatın en popüler serisi olan Buz ve Ateşin Şarkısı‘nda ejderhaları tanrısal güçlerle donatılmış bilge yaratıklardan ziyade evcilleştirilebilen, fazlaca zeki hayvanlar olarak eserlerine almıştır. Hatta Daenerys Targaryen‘den önce ejderha sahibi Targaryen’lerin pek çoğu ejderhaları yalnızca birer savaş makinesi olarak görmüşler ve onlarla herhangi bir duygusal iletişim kurmaya bile çalışmamışlardır.

Daenerys Targaryen ve en güçlü ejderhası Drogon

Bu yönüyle Martin’in ejderhaları, mitolojik ejderhalara yalnızca fiziksel özellikleri itibariyle benzemektedir. Bu yönüyle Buz ve Ateşin Şarkısı‘nda devamlı olarak büyü ve maddesel güçler arasındaki çekişme yaşandığından, baştan aşağı büyüyle donatılmış yaratıkların, maddi güç elde etmek amacıyla kullanılması tam da Martin’in kafa yapısına uygun bir tercih olarak düşünülebilir.

Bonus: The Elder Scrolls 5: Skyrim ve Ejderhalar

Bu yazıda video oyunlarında yer alan ejderha figürü incelenmedi ancak gerek işleniş biçimi gerekse ejderhalara farklı bir gözle yaklaşılması (ve tabii kişisel merak) sebebiyle TES V: Skyrim oyununda işlenen ejderha figürü ile de bir değerlendirme yapma gereği duyduk. Oyunu oynayanların da çok iyi bildiği gibi oyunun logosu da dahil olmak üzere bütün temelini ejderhalar oluşturmakta. TES evrenindeki ejderhalar Tolkien ve Le Guin’in eserlerindeki bilge ejderha tanımına daha yakın olsa da onların bir seviye üstü desek yanılmış olmayız.

Cihanyiyen Alduin

TES evreninde ejderhalar belki de fantastik kurgular içerisindeki en önemli yere sahiptir. TES evreninde geçen bütün oyunlar coğrafi olarak Tamriel kıtasını konu edinir ve bu kıtada yaşayan insanların tanrı olarak kabul ettiği dokuz kutsalların birinci tanrısı Akatosh‘un ilk oğlu bir ejderha olan Alduin‘dir. Efsaneye göre Alduin yeryüzünde vahşi şekilde dolaşan ejderhaları bir medeniyet çatısında buluşturdu ve yeryüzüne hakim oldu. Ancak bu hakimiyeti sırasında insanlara eziyet etmeye başladığında sağ kolu Paarthurnax tarafından ihanete uğradı. İnsanlara ejderha büyüsü öğreten Paarthurnax, ejderhalarla insanların savaşında insanların yanında yer aldı ve Alduin‘i kadim tomarların yardımıyla geleceğe yolladılar. O tarihten itibaren bütün insanlar Alduin‘in yeniden ortaya çıkacağı günü dünyanın sonu kabul etmeye başladılar. Skyrim oyununu bizim yazımız bakımından önemli kılan şey ejderhaların yarıtanrı ya da kadim güçlere sahip yaratıklar değil tamamen birer tanrı varlıklar olarak tasvir edilen en önemli yapım olmasıdır. Ancak bu tanrı özelliklerinin yanı sıra Alduin‘in hizmetkarı olan ejderhalar aynı Tolkien ve Le Guin’in eserlerinde olduğu gibi altın meraklısı olup çoğu belli bir hazineyi, mağarayı ya da mezarlığı korumaktadırlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here