Hepimiz Köy Enstitüleri hakkında birçok şey duyup okumuşuzdur. Fakat Eğitim Enstitüleri biraz daha gölgede kalmıştır. Gelin hep beraber kısa bir bakış atalım bu enstitülere.

Türk Eğitim Tarihi’ni incelediğimizde, Tanzimat döneminde gerçekleştirilen eğitimi yenileştirme çabaları
kapsamında öğretmen yetiştirme sorunu da ele alınarak yeni açılan Rüşdiyelere öğretmen yetiştirmek amacıyla, 16 Mart
1848’de İstanbul’da Darülmûallimin adıyla ilk öğretmen yetiştiren okulun açıldığı görülmektedir.

16 Mart 1848’den günümüze kadar geçen 154 yıllık zaman içerisinde, çağın ve toplumun ihtiyaç ve
beklentileri dikkate alınarak, eğitim sistemimizin her kademesi için öğretmen yetiştirmek amacıyla yeni yeni öğretmen
okullarının açıldığı, farklı öğretmen yetiştirme modellerinin geliştirildiği bilinmektedir.

Orta öğretim seviyesine öğretmen yetiştirmenin Cumhuriyet Tarihi’ndeki gelişimi incelendiğinde
ortaokul ve lise öğretmenlerinin benzer kaynaklardan yetiştiği görülmektedir. İlke olarak her ne kadar lise
öğretmenleri yüksek öğretmen okulları ve üniversitelerin fen-edebiyat fakültelerinden, ortaokul öğretmenleri
de eğitim enstitülerinden yetiştirilmiş ise de yetişen öğretmenin hangi seviyede görev yapacağını çoğu zaman
ortaokul ve liselerin öğretmen ihtiyacı belirlemiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında doğrudan ortaokula öğretmen yetiştiren bir kurum yoktu. Cumhuriyet
öncesi dönemden devralınan yüksek öğretmen okulları ve üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olanlar
lise ile birlikte ortaokullarda da öğretmenlik yapıyorlardı. Bu nedenle 1920’li yıllarda ortaokul öğretmeni
yetiştirme ihtiyacı sık sık gündeme geliyordu. Bu ihtiyaca cevap vermek için kurulan ilk eğitim enstitüsü
olan “Gazi Eğitim Enstitüsü” 1926-1927 öğretim yılında ortaokullara Türkçe öğretmeni yetiştirmek amacıyla
Konya’da “Orta Muallim Mektebi” adıyla kurulmuş (2 yıllık) ve daha sonra Ankara’ya nakledilerek yeni
bölümler eklenmiştir. Bu enstitü 1940’lı yılların sonuna doğru öğrenim süreleri 2-3 yıl arasında değişen farklı
bölümleriyle tüm ortaokul dersleri için öğretmen yetiştirir hale gelmiştir. Bu arada sayıları gittikçe artan
ortaokulların öğretmen ihtiyacını kısa yoldan karşılamak amacıyla 1946 – 1947 öğretim yılında ortaokullardaki tüm dersleri (tarih, coğrafya, Türkçe, yurttaşlık bilgisi, matematik, tabiat bilgisi, fizik, kimya) okutabilecek öğretmenler yetiştirmek üzere “toplu dersler bölümü” kurulmuş ise de kalitenin düştüğü
kaygısıyla bu uygulamadan kısa zamanda vazgeçilmiştir. Bunun yerine yukarıda adı geçen dersler fen ve
edebiyat bölümleri kurularak iki grupta toplanmış ve enstitü programları buna göre düzenlenmiştir.  1960’lı yılların sonuna doğru eğitim enstitülerinin sayısı iki katına çıkmış, 1961
yılında daha sonraları Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü adını alacak olan Erzurum Eğitim Enstitüsü eğitim-öğretim faaliyetlerine başlamıştır.

 Bursa Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümü 1970 Mezunları

1970’li yıllara gelindiğinde öğretmen yetiştiren kurumlardaki bu artış bile ortaokullardaki öğretmen
ihtiyacını karşılamaya yetmemiş ve bu nedenle “kestirme çözümler” gündeme getirilmiştir. 1974 yılında
“Gece Öğretimi” (toplam mezun 15.000) ve “Mektupla Öğretim” (toplam mezun 42.141), 1978 yılında da
“Hızlandırılmış Eğitim” (toplam mezun 70.557) yoluyla yeterli eğitim almadan çok sayıda öğretmen
yetiştirilmiştir (toplam 120.000). Tüm bu gelişmeler artan öğretmen ihtiyacı karşısında nitelik sorununun
gözardı edildiğini ve sadece niceliğe yönelik önlemlerin alındığını göstermektedir.

Enstitünün Kuruluşu ve İlk Öğretim Kadrosu

Erzurum Eğitim Enstitüsünün kuruluş çalışmaları 1960 yılı Şubat ayında belirginleşti. Erzurum’da 100 yatılı 30 gündüzlü öğrenci barındırabilecek bir bina aranmış, şimdiki Ali Ravi İlköğretim Okulu binası o zaman yeni yapıldığı için enstitü için uygun görülmüştür. Aslında enstitü 1960-1961 yılı Kasım ayında
öğretime başlamıştır. Personel araç-gereç ve benzeri imkânlardan oldukça yoksun bir yüksek okul, özellikle yatılı bir yüksek okul açmak kolay değildi. Kaldı ki, enstitüye tahsis edilen ilkokulun malzemesi de yüksek okulda kullanılabilecek nitelikte değildi.
Başlangıçta enstitüye eleman atanmasında MEB titiz davranmış, başvuruları araştırmıştır. Ancak sonraları bu tutumun değiştiği, atamalarda bölgesel politikaların dikkate alındığı bir gerçektir.
Okul binası 15 büyük, 3’te idare odası olabilecek küçük odadan ibaretti. Binanın üst katında 5 oda ve yatakhane; orta katında 4 sınıf, müdür, müdür yardımcısı ve öğretmen odası; alt katta ise mutfak, ambar ve yemekhane bulunmaktaydı. Enstitü müdürü küçük bir oda ile yanındaki banyoyu lojman olarak
kullanmaktaydı.

Enstitünün 400 m güneyinde çok büyük karkas bir bina bulunuyordu. Modern bir hapishane olarak
düşünülen bu bina, ne gariptir ki, daha sonra sırasıyla Eğitim Enstitüsü ve Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi
olacaktır. Enstitünün ilk yılında bir müdür ve iki öğretmenden oluşan bir öğretim kadrosu vardı. Okulun her
türlü işini bu kişiler yüklenmişti. Enstitü müdürü gündüz resmî işleri takip eder, mesaî saatleri dışında okulun
her noksanı ile ilgilenirdi. Onun bu çalışmasını enstitüye 01 numara ile kaydolan öğrenci şöyle
anlatmaktadır:
“Bavulum elimde okula geldiğimde ak saçlı bir bey elinde bir şeyler dikmekteydi. Kendisine müdür ve müdür yardımcılarını sordum. Benimle yakından ilgilenerek üst katta boş bir yatak olduğunu söyledi. Ben de müdürün üst katta olduğunu düşünerek gösterdiği yere çıktım. Kimseyi bulamayınca geri döndüm. Okulda müdür yardımcısı olmadığını ve dikiş diken zatında enstitü müdürü olduğunu
öğrendim. Bir müdürün yastık kılıfı ve yatak çarşafı dikmesine bir anlam verememiştim.”(Alkan, Naim)

Eğitim Enstitüsünün Kuruluş Amaçları
Eğitim enstitüleri, ortaokullar ile dengi öğretim kurumlarına ve ilköğretmen okullarına öğretmen, ilköğretim müfettişi ve ilköğretmen okullarına bağlı uygulama okullarına başöğretmen yetiştiren; ilk ve ortaokullarla ilköğretmen okulları ile ilgili problemler üzerinde incelemeler yapan ve bu okullar öğretmenlerinin meslekî gelişmelerine yardım eden bir yüksek öğretim kurumuydu. Eğitim enstitülerinin kurulmasıyla bu okullarda eğitim gören öğrencilerin; millî ahlâk ilkelerine bağlı, millet ve insanlık ülküsünü benimsemiş, pozitif ilim anlayışı kazanmış, bilgilerini meslek alanında kullanma yollarını öğrenmiş; çalışkan, mesleğine bağlı, yurdun her yerinde hizmette bulunmaya hazır, yaşayış ve çevresine yaptığı tesir bakımından örnek tutulmaya lâyık; bedence ve karakterce sağlam, şahsiyet
sahibi meslek adamlarını yetiştirmek amaçlanmıştır.(MEB, 1970)

Gazi Eğitim Enstitüsü Hakkında Kısa Bilgiler

Tarihi Anabina’nın yapıldığı yıllardaki mekânı, kentin merkezi olan Ulus’a dört kilometre uzaklıkta ve aralar boş arazi idi. Çevrede su bulunmadığından bina kurak arazide ve yabani otlar arasında unutulmuş bir şato gibiydi. Atatürk bir ziyaretinde, bina çevresinin bu durumu dolayısıyla sitem etmiştir. O zamanki MüdürProf. Faik Sabri Duran, eski arkadaşı tarımcı Zihni Derin’i Enstitü’ye tayin ettirmiş, çevre düzeni ve yeşillendirme işini ona bırakmıştır. Türk çaycılığının da kurucusu olup Rize’ye heykeli dikilen Zihni Derin, yerleşkede artezyen kuyular açtırarak bol su bulmuş, kısa zamanda Enstitü’yü yeşillikleriyle göz kamaştıran botanik bahçesine dönüştürmüştür.

Eduard Zuckmayer Ankara’da yaşıyordu. Çok ortalarda değildi, çünkü hem kenara itilmişti hem de kendisi zaten çok mütevazı biriydi. Yalnız tam bir müzik adamıydı. Meşhur piyanist Wilhelm Kempff’in de sınıf arkadaşıydı. Zuckmayer, Yahudiliğinden dolayı memleketini terk etmek zorunda kalmıştı. Türk vatandaşlığını kabul ederek, Gazi eğitim Enstitüsü’nün bir odasında yaşadı; burada da hayata veda etti. Bir ara dönmeye kalktı; gitti, orada yapamadı, ve yine buraya döndü. Mezarı da buradadır. Biliyor musun Gazi Eğitim’de bütün bir musikişinas kabilesini bu adam yetiştirmiştir. Orada yetiştirdiği öğrenciler, 10 yıllar boyu devlet operasını ve senfonilerini doldurdular. Onu şükranla anarlardı.’’      –İlber Ortaylı – Bir Ömür Nasıl Yaşanır?

Kaynak: 1 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here