Artık hepimiz biliyoruz ki bir kitap bizi de hayatımızı da değiştirebilir. Gerek kurgusuyla gerek karakterleri ile bizi içine çeken ve “Keşke bu kitabın içinde yaşayan şu karakter olsam” dedirten kitaplar vardır. Günümüz teknolojisinin gelişmesi ve sektörün ilerlemesiyle birçok efsanevi roman, film ve diziye çevrilerek hayat veriliyor. Bugüne kadar kaç tanesi tatmin edici seviyede iyi oldu tartışılır fakat bir gerçek var ki, kadınlar…

Romanlarda geçen birbirinden asil birbirinden havalı kadınlar… Kâh güzellikleriyle kâh cesaretleriyle bizi büyülerler. Bu listemizde hakkında en çok konuşturan, kendine en çok hayran bırakan kadın karakterleri inceleyeceğiz.

(Not: Yazı konusu geçen romanlar hakkında ipuçları içerebilir.)

1. Daisy Buchanan – Carey Mulligan (The Great Gatsby)

1896 doğumlu yazar Francis Scott Fitzgerald tarafından yazılan Amerikan rüyasını eleştiren efsane bir roman “The Great Gatsby“. Maalesef kıymetli yazarımız çok genç yaşta ve dünya edebiyatının ölümsüzleri arasına katıldığını göremeden, Avrupanın Nazi Almanyasının işgâli altında olduğu, İngiltere’nin bile Nazi çizmeleri altında ezilmesinin beklendiği Aralık 1940’ta vefat etti. Hatta The Great Gatsby’i yazmak için verdiği çabalar sebebiyle ölmüş diyebiliriz. Şöyle ki, Fitzgerald’ın “This Side of Paradise” adlı eserinden (1920) gelen parayı müsrifçe harcayarak “tatlı ve lüks hayat”ın içine yuvarlanmıştı. Yemekli partilerde masanın üzerine çıkıp dans eden eşi Zelda’ydı. Yazar bu gözlemlerini The Great Gatsby’e aktaracaktı. Avrupa’da olmadıklarında Long Island’daki kocaman evlerinde ileride The Great Gatsby’de betimleyeceği partileri düzenliyorlardı. Fitzgerald deneyimlerini, yaşadıklarını, tanıklıklarını kitaplarında canlandırdı… Para çeşmesi kurudu ve Zelda şizofreni teşhisiyle akıl hastahanesini boylayınca çiftin tatlı hayatı sonlanacaktı. Artık borç okyanusu içinde yüzmeye başlayan Fitzgerald alkolik olacak ve iki kere hayatına son vermeye kalkışacaktı; çok erken yaşta da kalp krizi sonucu (21 Aralık 1940’ta) vefat edecekti.

Kitabımız içinde birçok olağanüstü ve canlandırılması zor karakterleri bir arada bulunduruyor. Fakat bizim odak noktamız Daisy Buchanan… Daisy’nin en belirgin özeliği çelişkileri. Hem lüks, konfor ve güven içinde bir hayat sürdürmek istiyor hem de destansı bir aşk yaşamak. Böylesine ikonik bir karakteri canlandırmak için birçok ünlü oyuncu savaşmış diyebiliriz. Güzelliği, naifliği ve gizemli bakışlarıyla rolü kapan Carey Mulligan olmuştur.

Eee birçok ünlü birbiriyle savaştı demiştik, bu yüzden seçmeler eski Hollywood usulü yapılmış ve küçük pravolara başrulmuş. DiCaprio, Mulligan’ın seçildiği o ânı şöyle hatırlıyor: “Daisy Buchanan’ımızı bulduğumuz biliyorduk. Daisy filmde inanılmaz önemde bir karakter. Jay Gatsby’nin onda gördüğü güzel masumiyet ile tuhaf umursamazlığın bir bileşimi olmak zorunda. Çok zeki bir aktris olmanın yanı sıra, aynı anda bu şeylerin ikisini de yapabilecek birisi gerekliydi.”

2. Marla Singer – Helena Bonham Carter (Fight Club)

Belki de listemizin en çok arzulanan kadınınında sıra. Marla Singer… En çok Marla hakkında “İşte böyle birini bulacağım” denmiştir. Toplumumuz da kadınlar üzerinde de büyük bir etkiye sahip olan Singer, başında şapkası elinde sigarası gözünde gözlüğü ile birçok türevlerinin çoğalmasına sebep olmuştur. Aslında meseleyi kavrayanlar bilir, olay Marla gibi görünmekte değil onun gibi düşünebilmektedir.

Fight Club Chuck Palahniuk tarafından 1996 yılında yazılmış olan aynı isimli roman üzerinden çekilen kült filmdir. 1999 yapımı olan film, David Fincher tarafından yönetilmiştir. Konusu hem yazıldığı hem de beyaz perdeye uyarlandığı zamanların en sancılı kavramı olan kapitalizmi ve popüler kültürü eleştirmekteydi. Bu kitaptaki her karakter gibi Marla da günlük hayatta karşımıza çıkabilecek insanlardan değildir. Vurdumduymaz, mutsuz ve umutsuz. Umursamazlığı ve değer kavramları o kadar olağanüstüdür ki annesini sabun yapımı için öldüren Tyler’ı ihbar etmemiş onu geçin kızmamıştır bile. O sadece çıkan sabundan kazanacaklarını düşünmektedir. Ölmüş komşuları için pizza siparişi veren, çamaşırhaneden çaldığı kotları 12 dolara satan, 1 dolara aldığı nedime elbiseleri ile dolaşan tamamen bambaşka bir kafa.

Böylesine bir karakteri canlandırabilecek tek kişi tabii ki de Helena Bonham Carter’dı. Bunu daha sonra Bellatrix Lestrange karakterinde de görüyoruz.

Helena gerçek hayatta da yüz hatlarıyla olsun bakışlarının derinliğiyle olsun zaten içinde bir Marla Singer barındırmaktadır. İyi ki Marla’ya can verdi.

3. Lisbeth Salander – Rooney Mara (The Girl With The Dragon Tattoo)

Yazarımız yine hayata erken veda ettiği için kitabının milyonlarca satıldığını, çok sevildiğini ya da kitabının iki farklı yapımla filme çevrildiğini ne yazık ki görememiş. Stieg Larsson, İsveçli gazeteci-yazar ve bu kitabın serisini tamamladıktan sonra 50 yaşında vefat etmiş. The Girl With The Dragon Tattoo, Millennium Trilogy üçlüsünün ilk kitabı ve konusu polisiye. Konusunun polisiye olmasıyla beraber başroldeki kahramanımız da alışık olduğumuzdan baya farklı. İnanılmaz derece zeki, soğukkanlı, asosyal, anoreksik, kılık değiştirmesine yardımcı olan kısacık saçları, burnunda ve kaşında piercing ve kitaba ismini veren sırtını kaplayan devasa büyüklükte bir ejderha dövmesi. Son derece içe dönük, asosyal, insanlarla iletişim kurmaktan veya arkadaş olmaktan hoşlanmayan karakterimiz aynı zamanda biseksüeldir. Kitap çoğu eleştirmen tarafından sıkıcı ve konu kopukluğu ile yargılansa da Lisbeth onu okunmaya ve izlenmeye değer kılıyor.

Aynı anda izleyiciye verilmesi çok zor olan özellikleri en iyi şekilde bizlere yansıtan Rooney Mara kesinlikle bu rolün hakkını veriyor. Teşekkürler Rooney.

4. Irene Adler – Lara Pulver (Sherlock)

Sir Conan’ın Dünya mirası niteliğindeki romanı Sherlock’tan efsanevi bir karaktere geldik sırada. Irene Adler… Onu tanımlamadan önce biraz Sherlock’u anlatmamız lazım sanırım. Sherlock, yüksel işlevli bir sosyopat ve duygularında arınmış hiçbir şey hissetmeyen birisi. Irene ise böyle bir adamın bir şeyler hissetmesine sebep olmuş gizemli bir kadın. Daha önce romanın film uyarlamasında Rachel Mcadams da canlandırmıştı fakat biz bu yazımızda BBC’nin dizi uyarlaması olan Sherlock’dan Lara Pulver’i anlatacağız. Aslında bir kıyas yazısı yazmak isterdik ama Rachel hayranlarından tehdit mektupları almaktan korktuk. Irene karakterimiz romandaki çoğu karakter gibi çok zeki. Hatta Sherlock gibi bir zekayı yerle bir edebilecek bir zekaya sahip. Zaten onu ancak böyle etkileyebilirdi. Dominant bir kadın. Güçlü ve ihtiraslı.

Lara Pulver doğuştan gelen asil havası, karizmatik yüz hatlarıyla bu iş için yaratılmış biri gibi. Dizideki performansıyla hepimizi büyüleyen ve bir seansına katılmak için can attıran bir yetenek. Şüphesiz ki dizinin en sevilen bölümleri arasında ilk üçe girer “The Woman” .

5. Hermione Granger – Emma Watson (Harry Potter)

Sırada listemizin en bilinen şahsına geldik, Hermione Granger. Bir çoğumuzun çocukluk ve ergenlik dönemini ele geçiren, saçma sapan sopaları asa diye sağa sola sallamamıza sebep olan büyülü roman Harry Potter’ın kızlar tarafından en çok özenilen karakteri. Hermione akıllı, nerede ne yapılması gerektiğini bilen, çok okuyan, çok çalışan ve bazen kendinden beklenmeyecek deli cesareti çıkışları olan fedakâr bir karakter. Emma Watson’nın da kesinlikle bu özellikleri taşıyan bir kadın olduğunu düşünüyorum. Gerek eğitim hayatıyla gerek özel hayatıyla örnek bir isim. Feminizim için yaptıkları da cabası.

Belki de küçük yaştan beri böyle bir karakteri canlandırdığı için belki de gerçekten böyle bir insan olduğu için midir bilinmez, karakteriyle harika bir uyuma sahip. Hermione ve Emma güçlü karakterleri ile kesinlikle kadınlara ilham olabilecek kişiler.

Ahh J. K. Rowling resmen hayatımızın bir kısmını sana adadık.

6. Arwen – Liv Tyler (The Lord of the Rings)

Kambersiz düğün olur mu? Böyle bir liste oluşturulur da Arwen unutulur mu? Özellikle 80’ler neslinin hakim olduğu, fantastik romanların atası ve günümüzde Harry Potter gibi birçok romana ilham kaynağı olmuş bir üçlemedir The Lord of the Rings. Kendisine ait ırkların, ülkelerin, savaşların olduğu bir evren ve bu evrenin beyni J. R. R. Tolkien. 

Irklar arasında en çok tutulan elflerin biricik prensesi Arwen, naif görüntüsü altında tam bir savaşçıdır. Sevdiği adam için her şeyi yapmış, her güçlü erkeğin arkasında bir kadın olduğunu kanıtlamıştır. Kendisi bir melezdir ve yarı elf yarı insandır. Onu canlandıran Liv Tyler ise safkan bir elfdir çünkü bu güzelliği başka hiçbir şey açıklayamaz. Duru güzelliği, bembeyaz teni, gözleri, dudakları… Siz Liv Tyler’dan başkasını bu rol için düşünebiliyor musunuz? Biz de öyle düşünmüştük.

7. Sophie Neveu – Audery Tautou (The Da Vinci Code)

Dan Brown sadece insanların dümdüz okuyup geçebileceği bir romandan ziyade tarihi eser ve olayları hikayeleştirerek bilgi verir. Romanları yapı itibariyle altı çizilecek birçok nokta bulundurur. Şüphesiz onu meşhur eden ve en çok bilinen kitabı The Da Vinci Code. Sophie romana ister istemez dahil olan bir karakter gibidir. Kendisi kriptograf. Ailesi, dedesi, geçmişi ve ister istemez bağlantıları olan tarikatlerin içerisinde bulur kendini. Ayrıca şifreler vermeye ve göndermeler yapmayı çok seven yazarımız özellikle bu karakterin ismini Sophie yapmıştır. İsim içinde “phi” bulundurur. Bu da altın oran olan 1.618 sayısının matematikteki ismidir. Romanı okuduysanız veya bu tarz şeylere merakınız varsa evrendeki her şeyin bu prensibe göre oluştuğunu bilirsiniz.

Kitapta ki bir diğer önemi kutsal kan taşıyıcısı olmasıdır. Sophie Neveu’a can veren oyuncu Audery Tautou’dan başkası değil. Onu en çok Amelie filmiyle tanısak da el attığı her işten başarıyla çıkmıştır. The Da Vinci Code filminde de göz dolduran oyunculuk performansıyla eleştirmenlerden tam not almıştır.

Kaynak: 1.