1617 yılının 22 Kasım günü, Sultan I. Ahmed öldüğünde Osmanlı tarihinde daha önce yaşanmamış bir ilk gerçekleşti. Ölen sultanın oğlu yerine ilk defa kardeşi Osmanlı tahtına oturdu. I. Ahmed’in ölümüne kadar Osmanlı tahtına kimin oturacağı Osmanlı Hanedanı’nın kendi iç meselesiydi. Haneden içinde erkek kardeşler arasındaki çatışmalar ve hatta savaşlar büyük politik sorunlara yol açtığı gibi kardeş katli gibi çok tartışmalı bir çözümün de doğmasına neden oldu. Fakat I. Ahmed tahta çıktığında 13 yaşındaydı ve hatta sünnet bile olmamıştı. Dolayısıyla çocuğu ve varisi yoktu. Hanedanın diğer tek erkek mensubu ise genç Sultanın 4 yaşındaki küçük kardeşi Mustafa’ydı. Sultan Ahmed tahta çıktığında kardeşini boğdurmak istediyse de, dönemin şeyhülislamı Osmanlı hanedanının sonunun gelmesine neden olabileceği için bu idama fetva vermedi. I. Ahmed, 27 yaşında öldüğünde ise geriye birden fazla erkek varis bırakmıştı. En büyük erkek çocuğu Genç Osman olarak bildiğimiz 13 yaşındaki Şehzade Osman’dı. Öte yandan Şehzade Mustafa da hala hayattaydı ve 18 yaşındaydı. Sultan Ahmed’in erkek çocuk sahibi olduktan sonra Şehzade Mustafa’yı neden boğdurmadığını bilemiyoruz fakat bu kararı Osmanlı tarihinde çok büyük bir değişime yol açtı.

II. Osman (h. 1618-1622)

1703 tarihli Edirne Vakası konulu bir yazıya, neden 1617 yılından bahsederek başladığımızı merak edebilirsiniz. Tarihte olaylar kadar, hatta olaylardan daha çok bu olayların arka planında yatan olgular önemlidir. 1703 yılında yaşanan yeniçeri isyanını anlamak için önce Osmanlı sultanlarının siyasi güçlerini ve kutsiyetlerini nasıl kaybettiklerini, buna karşın ulemanın ve yeniçeri ocağının nasıl güç merkezleri haline geldiğini anlamamız gerekir. Sultan Ahmed’in ölümünden sonra alışılagelmişin aksine oğlu Şehzade Osman değil, kardeşi Şehzade Mustafa tahta çıktı. Daha doğrusu dönemin şeyhülislamı Hocazade Esad Efendi tarafından tahtta çıkarıldı. Böylece Osmanlı tahtına kimin oturacağı Osmanlı Hanedanı’nın iç meselesi olmaktan çıkıp ulemanın, devlet adamlarının ve yeniçerilerin karar vereceği bir mesele haline gelmeye başladı. I. Mustafa’nın kısa süre sonra akıl sağlığı yerinde olmadığı için tahttan indirilmesi ve yerine Sultan Ahmed’in en büyük oğlu II. Osman’nın çıkarılması fakat 4 yıl sonra II. Osman’nın da tahttan indirilip tecavüz edilerek öldürülmesi, I. Mustafa’nın tahta tekrar çıkarılması, 1.5 yıl sonra ise bir kez daha hal edilmesi, I. İbrahim’in tahttan indirilip öldürülmesi, yine IV. Mehmed’in tahttan indirilmesi, 17. Yüzyılda Osmanlı Hanedanının sarayda kaybettiği gücü ve padişahların yitirdiği kutsiyeti açık bir şekilde göstermişti. Öyle ki yeniçeriler II. Osman’ı zindana hapsedecek, boğmaya çalışırlarken gardını düşürmek için testislerini dahi patlatacak kadar ileriye gitmişlerdi. Elbette yeniçerilerin arkasında kendilerine her türlü fetvayı veren ulema da vardı. Bu olay kanının kutsal kabul edildiği ve akıtılmasının büyük bir günah sayıldığı padişahın başına gelmişti. Belli ki artık bu kutsiyetin gerçek anlamda bir karşılığı kalmamıştı.

İstanbul’un artık padişahlar için güvenli bir yer olmaktan çıkmasıyla beraber eski başkent Edirne’nin önemi ciddi anlamda arttı. Ava düşkünlüğü ile meşhur olan Avcı (IV.) Mehmed saltanatının büyük çoğunluğunda Edirne’de ikamet etti. Bu tercihin tek nedeninin padişahın av düşkünlüğü olduğunu varsaymak biraz naiflik olur. IV. Mehmed döneminden itibaren devlet yönetiminde etkili hale gelen Köprülüler de padişahların İstanbul’dan ziyade Edirne’de ikamet etmelerinden yanaydı. IV. Mehmed, II. Süleyman, II. Ahmed ve II. Mustafa saltanat sürelerinin büyük bir bölümünde Edirne’de bulundurlar. Bu yüzden 1650’lerden 1703 Edirne Vakası’na kadar aşağı yukarı 50 yıl boyunca imparatorluğun fiili başkenti İstanbul değil, Edirne’ydi. Şimdi, 1703 yılında meydana gelen, dönemin şeyhülislamı Feyzullah Efendi’nin vahşice öldürülmesine, Sultan II. Mustafa’nın tahttan indirilmesine ve Edirne’nin fiili başkent oluşunun sona ermesine neden olan Edirne Vakası’nı inceleyelim. Fakat öncesinde II. Mustafa’nın saltanatına ve Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin ulema sınıfı içindeki şaşırtıcı yükselişine değinmeliyiz.

II. Mustafa (h. 1695-1703)

II. Mustafa, IV. Mehmed’in oğludur ve hem babasının hem de amcaları II. Süleyman ve II. Ahmed’in saltanatları sırasında rahat bir şehzadelik dönemi geçirmiştir. 1695’de saray erkanı tarafından seçilip tahta çıkarıldığında II. Viyana Kuşatması’ndan beri süregelen savaşlar devam etmekteydi. 18. Yüzyıldaki padişahların adlarına ve yaptıklarına çok fazla aşina olmasak da II. Mustafa devlet yönetiminde oldukça aktif bir padişahtı. Öyle ki sefere çıkan son Osmanlı padişahı olduğu gibi iki kez zafer kazanmış ve gazi unvanını almıştır. Fakat kendisini Kanuni Sultan Süleyman’la kıyaslayan ve onun kazandığı Mohaç Zaferi kadar büyük bir zafer kazanmak isteyen, bunun için gerekirse bir asker gibi yiyip içeceğini söyleyen Sultan Mustafa’nın üçüncü ve son seferi büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Zenta’da alınan ağır yenilgiden sonra 1699’da Karlofça Barışı görüşüldü ve Osmanlı Devleti, Balkanlarda ilk defa büyük ölçekte toprak kaybı yaşamış oldu. Bu olaydan sonra Edirne’ye kapanan Sultan devlet işleri ile olan alakasını azalttı ve Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin iyice tesiri altında kaldı. II. Mustafa’nın şehzadeliğinde hocalığını yapan Feyzullah Efendi, II. Mustafa tahta çıkar çıkmaz Erzurum’dan İstanbul’a çağrıldı ve Sultan tarafından ikinci kez şeyhülislam yapıldı. Feyzullah Efendi’nin Sultan’ın üzerinde çok büyük bir nüfuzu vardı. Öyle ki Sultan hocasından onay olmadan hiçbir konuda karar vermiyordu. Böyle olunca Feyzullah Efendi de bu nüfuzu kendisi ve ailesi için kullanmaktan geri durmadı. İki oğlunun kazaskerlik makamına atanmasını sağlayan Feyzullah Efendi, kendisinden sonraki şeyhülislamın en büyük oğlu olacağına dair padişahtan ferman dahi aldı. Sultan’ın Edirne’de ikamet etmesi yeniçerileri ve İstanbul halkını huzursuz ederken, Feyzullah Efendi’nin de Sultan üzerindeki nüfuzu ulema sınıfının tepkisini çekiyordu. 1703 yılında Gürcistan’a gönderilmek istenen cebecilerin başlattığı isyana kısa sürede yeniçeriler, ulema ve medrese öğrencileri de katıldı. İsyan sadece Feyzullah Efendi’yi hedef almaktan öte Sultan’nın İstanbul’u ihmal etmesine ve güç merkezinin Edirne’ye kaymasına da bir tepkiydi.

İstanbul’dan devasa bir ordu Edirne’ye hareket edince Sultan, Feyzullah Efendi’yi görevinden azletti fakat bu isyanın yatışmasını sağlamadı. Havsa civarında II. Mustafa’nın emrindeki birlikler ile İstanbul’dan gelen asi ordusu karşı karşıya geldi fakat Edirne’yi savunması beklenen birlikler de asi ordusuna katıldı. Böylece II. Mustafa’nın yanında sadrazam ve devlet erkanı dışında kimse kalmamış oldu. Bunun üzerine II. Mustafa tahtı isyancıların tahta çıkarmak için desteklediği kardeşi III. Ahmed’e bıraktı. II. Mustafa, Edirne Vakası’ndan sonra 5 ay kadar daha Edirne’de kafes hayatı yaşadı ve kısa sürede sağlığı bozulup öldü. Sabık Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin sonu ise kıyaslanamayacak kadar kötü oldu. İsyan sırasında kaçmaya çalışan Şeyhülislam büyük oğlu ile birlikte yakalandı. Üstleri başları soyularak ve hareketlere maruz bırakılarak Edirne’ye getirildiler. Burada Feyzullah Efendi’nin başı kesilerek bir mızrağa saplandı ve şehir içinde teşhir edildi. Cesedi ise ayaklarından bağlanıp Hristiyan keşişlere yerlerde sürüklettirildi. Bununla da yetinmeyen öfkeli isyancılar, sabık Şeyhülislamın cesedini parçalayıp Tunca nehrine attılar. Ardından büyük oğlu da İstanbul’da idam edildi ve ailesinin geri kalanı Kıbrıs’a sürüldü. Yeni Sultan III. Ahmed, kısa bir süre sonra İstanbul’a döndü ve bundan sonra hiçbir Osmanlı padişahı İstanbul’dan ayrılıp Edirne’de uzun süre ikamet etmedi. Böylece Edirne’nin yaklaşık 50 yıldır süren fiili başkentliği sona ermiş oldu.

Edirne Vakası, Osmanlı Hanedanının yeniçeri ocağına ve ulema sınıfına karşı gösterdiği direnci ciddi anlamda kırdı. II. Mahmud yeniçeri ocağını lağvedene ve ulemanın gücünü zayıflatana kadar ocak ve ulema devlet içindeki hakim güçler olmaya devam etti.

 

 

Kaynakça

Baki Tezcan. The Second Ottoman Empire: Political and Social Transformation in Early Modern World, Cambridge: Cambrige Universty Press, 2010.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Osmanlı Tarihi v. III p II, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1995.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Osmanlı Tarihi v. IV p I, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1995.

Rifaʻat Ali Abou-El-Haj. The 1703 Rebellion and the Structure of Ottoman Politics, İstanbul: Nederlands Historisch-Archaeologisch Instituut, 1984.

Silahdar Mehmet Ağa. Nusretname v. IV, ed. İsmet Parmaksızoğlu, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1996.

Silahdar Mehmet Ağa. Silahdar Tarihi, ed. Mustafa Nihat Özon, Ankara: Akba Kitabevi, 1947.

TDV İslam Ansiklopedisi. “Edirne Vakası.” Erişim 9 Kasım 2019.

TDV İslam Ansiklopedisi. “Mustafa II.” Erişim 9 Kasım 2019.

TDV İslam Ansiklopedisi. “Seyyid Feyzullah Efendi.” Erişim 9 Kasım 2019.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here