Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Topkapı Sarayı’nın, Gülhane Parkı’nda fermanı ilan etmiştir. Tanzimat Fermanı okunduğu esnada Gülhane Parkı’nda yerli halk dışında Avrupa devlet adamlarından birçok kişi bulunmuştur. Osmanlı tarihinin ilk demokratik anayasal süreci niteliğinde olduğu için Tanzimat fermanı çok büyük ilgi görmüştür. Tanzimat Fermanı’nın iki farklı ismi daha bulunmaktadır. Gülhane parkında okunması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Şerif-i (Padişah yazısı) ve Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı düzenlemeler) isimleri verilmiştir

Tanzimat edebiyatının başlangıcı ise; 1860’da Şinasi’nin Tercüman-ı Ahval gazetesini yayımlamasıdır. Böylelikle artık yeni bir sürecin tohumları ekilmeye başlanmış ve devrim niteliğinde bir olay vuku bulmuştur.

Aynı zamanda  Avrupa’da yaşanmış olan rönesans ve reformlar, sanatçıların kalemini de ”hak,özgürlük,eşitlik” gibi kavramlara yöneltmesine de sebebiyet vermiştir.

Divan edebiyatının o süslü, karmaşık dili yerine daha anlaşılır bir dil ve ”sanat, toplum içindir” anlayışı akıllarda yer etmiştir. Bu durum, devletle halk arasındaki ilişkiyi sorgulatmaya ve toplumdaki yerini öğretmeye itmiştir. Bu nedenle Tanzimat edebiyatı, Divan edebiyatına kıyasla, hayat ve insanla ilgili konularla daha çok ve gerçekçi bir biçimde ilgilenir.

Tanzimat edebiyatı sanatçıları, edebiyatı sadece bir sanat değil, topluma ulaşmada bir araç olarak görmüşlerdir. Onlar için en büyük devrim zihinlerin aydınlığa ulaşmasıdır.

Gazeteler, halka ulaşmada en kolay kaynak olduğu için, gazetecilik Tanzimat döneminde çok gelişmiştir. Gazetelerde, Batı edebiyatından yapılan tercümelerin yayımlanması, halkın Batı edebiyatının ilk örnekleriyle karşılaşmasına sebep olmuş, diğer yandan da bu örnekler doğrultusunda üretilen ilk yerli örneklerin yayımlanmasının sağlamıştır. Ama asıl amaç, toplumu bilgilendirmek ve aydın insanlara ulaşabilmektir. Gazetecilik harici tiyatro da bu dönemde büyük bir gelişme sürdürmüş ve bu yönde birçok eser verilmiştir. Aynı zamanda dil, bu türde daha sade kullanılmıştır.

Bu dönemde ayrıca klasizm, romantizm, realizm ve natüralizm akımlarından etkilenildiği de görülmektedir. Ve örnek olarak da Fransız edebiyatı ilke edinilmiştir.

Her ne kadar Divan edebiyatı yerine Halk edebiyatı savunulsa da yeteri kadar başarılı olunamamış ve yeni düşünceler eski biçimde dile getirilmiştir.

Tüm bunlara rağmen, birçok yazar ve şair yazmış olduğu muhalif eserlerden dolayı sürgün edilmişlerdir. Çünkü yöneticiler bunu devletin siyasi yapısına bir başkaldırı olarak adlandırmış ve bir tehdit olarak görmüşlerdir. Tanzimat edebiyatı bu sebepten dolayı siyasi içerik de taşımaktadır.

Namık Kemal’in ”Vatan Yahut Silistre” adlı tiyatro oyununun sergilenmesi ve bu yüzden halkın galeyana gelmesinden mütevellit 4 arkadaşıyla beraber sorgusuz Magosa’ya sürgün edilmesi buna örnek olarak gösterilebilir. Bu da ifade özgürlüğünün minimum seviyede olduğunun kanıtıdır. Çünkü, ülkedeki mutlak güç hanedan ve padişaha aittir.

Eski fikirlerden kendini arındıramamış bir toplum geriledikçe dalları kurur, kökleri zayıflaşır. Kendi tarihini unutur ve asimile olur. Özellikle din odaklı bir yönetimde bunun olması daha olağandır. Fakat, günümüzde olduğu gibi o zamanda da ”batıcılık” çokça zikredilen bir kavramdı. İnsanlar batının sadece belli unsurlarını benimseyip fikirlerini reddediyorlardı. Yenilik yapmak isteyen padişahlara dahi ”gavur padişah” diyorlar ve onları dinsizlikle suçluyorlardı. Bu durum, aynı zamanda siyasal anlamda Osmanlı Devleti içerisinde dahi fikri bölünmelere neden olmuştur.

Nitekim eski-yeni çatışmasından doğan tüm bu olaylar, her devrimin neticesinde olabilecek sonuçları doğurmuştur. Bu dönem ise şu anda bile bizi etkilemiş olan bir olgunun başlangıcıdır. İnsan olabilmenin, öğrenme ve sorgulamanın yapı taşıdır. Yüzyıllarca cahil kalmış bir milletin ayağa kakış sesidir. Sadece edebiyat alanında değil, tarihimizde de çok önemli bir yeri olan Tanzimat, bir milli uyanışın da başlangıcıdır.

Konfüçyüs’ün de dediği gibi; ”küçük bir mum yakmak, karanlığı lanetlemekten daha iyidir.”

 

Kaynak:

1

2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here