Durup baktığımızda, bir insan neden konuşarak kendini ifade etmek yerine yazmayı tercih eder? Yazmak burada bir amaç mı yoksa araç mıdır?

Kişi, kendini bazı durumlarda konuşarak iyi ifade edemeyebilir. Anlatmak istediğiyle ağzından çıkanlar arasında bir uçurum oluştuğu zaman, çareyi kalem ve kağıtta bulur. Belirtmek istediklerini zaman kısıtlaması olmadan, baskı hissetmeden ve doğru kelimeleri seçerek aktarabilir.

Dünyaca ünlü bir yazar veya sadece günlük tutan genç bir kız… Peki bu insanlar yazma eylemini niçin gerçekleştirirler? Dostoyevski, Zweig, Kafka, Gogol ve Plath neden yazdılar? Kalemi eline almanın genelde iki nedeni vardır. Ya zihnindeki fazlalığı bu şekilde atabilecek kadar güçlüsündür ya da yazdıklarınla ”burdayım, anlaşılmak için” diyecek kadar güçsüz. Varoluş kaygısını bir nebze azaltan eylemlerden biri olan yazmak en sancılısıdır. Çünkü bazen ne hissettiğini tam olarak bilirsin; ama bunun sözlükte bir karşılığı yoktur. Yetişmez, hepsini kapsamaz. Bu, anlaşılmak için anlatılmayanı anlatma telaşı, benzetilmeyene benzetme yarışıdır. Anlaşılmak ve bu sayede dünyada yalnız olmadığını bilmek, yazarı belki de büyük bir kaostan kurtaracaktır.

Kutsal sayılan unsurları bir kenara bırakıp gerçekçi olursak, bir diğer neden ise insanın yaradılışında bulunan ”varolma” ihtiyacıdır. Şu an dünyada 7,6 milyar insan yaşıyor. Birey, içgüdüleri gereği diğer insanlardan farklı olduğuna inanmaya meyillidir. Farklı düşündüğünü, farklı hissettiğini, tanınmaya değer olduğunu hisseden kişi kalıcı olmak için bazı yollara başvurabilir. Edebiyat, bu çetrefilli yollardan biridir. İçten içe uzun yıllar hatta belki asırlar boyu hatırlanmak isteyen kişinin elinde bir tüy kalem belirebilir. Fransız yazar J.P. Sartre, otobiyografisi kabul edilen “Sözcükler” adlı kitabında, yazma eylemini bir ihtiyaç olarak nitelendiriyordu. Başyapıtı kabul edilen Bulantı’da da genelde tüm yaratıcı eylemlerin ve dolayısıyla bunlardan biri olan edebiyatın, bir varoluş biçimi olduğunu belirtiyor.

Tarık Buğra da bu görüşü destekleyerek yazmayı ”sürüden ayrılmak” olarak nitelendirir. Ona göre yazmaya soyunan kişi, kalabalıklardan farklı olduğunu sezinleyen insandır.


“Hayatta kalmak için hikâyeler anlatmak gerek.”  -Umberto Eco

Amerikalı yazar Jack London ise romanı Martin Eden’de olayları, yazarak toplumda yer edinmeye çalışan bir gemi işçisinin ağzından anlatır. “Güzeli güzel olduğu için sev ve dergilerden uzak dur. Gemilere ve denize dön, sana tavsiyem budur, Martin Eden. Hasta ve kokuşmuş insanlarla dolu bu şehirlerde işin ne? Her gün dergilere yaranmak için güzellikleri heba etmekle kendi boğazını kesiyorsun… Şöhreti ve parayı boş ver, yarın bir gemiye yazıl ve denizlere dön…” İnsan şöhret için, gösterişli bir yaşam ve para için yazabilir. Fakat hepsinden önce yazmak yaşadığının ispatıdır.

Tabii ki büyük bir genelleme yaparak yazmanın sebebini ”bencillik” kavramına sığdıramayız. Bazen yazmak sadece salt bir ihtiyaç hali, bir zevk, bir gereklilik olabilir. Dünyevi hesaplardan çok bir dinlenme aracı haline gelebilir. Jorge Luis Borges bu konuda şöyle söylüyor: ”Yazmaktan vazgeçemem. Her zaman şunu anladım ki, benim kaderim bir yazar olarak hep edebiyata dönük oldu. Ben acil bir soruna, bir iç gerekliliğe cevap vermek için yazarım. Adasında yaşayan Robinson veya Monte-Cristo Kontu’ndaki Edmond Dantes olsaydım yazmazdım. 30 yaşına dek, kendi hakkımda yazılanları okudum. Sonra vazgeçtim bundan. Bir kitabım yayımlandığında, dostlarım bana yazdığım şeylerden söz etmemeleri gerektiğini bilirler. Ben bir kitabı öyle yayımlatırım, sonra iyi ya da kötü, haklı ya da haksız, eleştirilerden hiç haberim olmaz. Kitabın satışından da. Bu, kitabevini ve yayıncıları ilgilendirebilir; ama yazarı asla! Ne küçük bir grup, ne de büyük bir kitle için yazarım. Yalnızca gerekli olduğunu hissettiğimde, herhangi bir alanda bir boşluk hissettiğimde yazarım. Konu aramam; onun gelip beni bulmasını beklerim… Geldiğinde geri de çevirebilirim. Gerçekten ısrarcı davranır, beni bırakmak istemezse, o zaman başka bir konuya geçebilmek için yazmak zorunda olduğumu hissederim.”

Bütün bunları bir kenara bırakıp yazmanın bir neden gerektirmediğini söylemek mümkün müdür? Herhangi bir kâr amacı olmaksızın, toplum için veya kendini anlatma çabasıyla yazılmayan bir yazı olabilir mi? Bırakalım da cevabı Amerikalı yazar Ray Bradbury versin…

“Yazmak ciddi bir iş değildir. Bir keyiftir o, bir kutlamadır. Yazarken eğleniyor olmalısınız. ‘Eyvah, şimdi hangi kelime? Aman Tanrım…’ diye kasılan yazarlara kulak asmayın. Cehennemin dibine kadar yolları var. Bu bir iş değil. Eğer iş olarak görüyorsanız, derhal bırakıp başka bir şey yapın.”   -Ray Bradbury

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here