“Hayatım süresince boyum kadar kitap yazdım ama beni sevmeyenler buna da mazeret bulup onun zaten boyu kısaydı diyebilirler.”

Türk edebiyatının iğneli kalemi, güldürürken düşündüren büyük ustası: Aziz Nesin. Öykülerini, romanları okurken topluma tutulmuş bir aynaya bakıyormuş hissine kapılırız; yavaşlatılmış bir tokat gibi çarpar yüzümüze hayatın tüm gerçeklerini. 1915’te Heybeliada’da doğan Aziz Nesin’in gerçek adı Mehmet Nusret’tir. Yoksulluğun, savaşın ortasında dünyaya gelmiştir. İşçi sınıfının dertlerini, halkın sıkıntılarını çocukluğundan beri özümseyerek yaşayan Aziz Nesin; bunları aktarmayı bir borç, görev bilmiştir kendine.

Eğitim hayatı dini eğitimle başlayıp askeri eğitimle devam etmiştir. Bir yandan da şiirler kaleme almıştır. Ancak o dönemde askerlerin yazı yazması uygunsuz bulunduğu için babasının adı olan Aziz’i kullanmaya başlamıştır, kendi adı Mehmet Nusret yerine. 1944’te görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle hapse atılarak ordudan ihraç edilir. Bundan sonra tam anlamıyla edebiyata yönelir ve tanıdığımız Aziz Nesin olmaya başlar. “Yazarın görevi, çağını tanımlaması, yorumlaması, değişime aşılaması. Yazar zamanı durdurmaya, olan durumu olduğu gibi korumaya çalışan iktidarlarla sürekli çatışma halindedir.” diyen yazar hiçbir zaman kaçınmaz bu çatışmadan ve bu çatışmadaki silahı mizahla yonttuğu kalemidir. Mizahı bir yıkıcılık türü olarak tanımlar Nesin, eğer yazar mizahı gerçekten yıkılması gerekene yönlendirirse o zaman “olumlu bir yıkıcılık” söz konusu olur.

Bu yüzdendir ki toplumcu gerçekçiliğin mizah yükünü sırtlayan yazar Aziz Nesin olmuştur. Kalemini halkı aydınlatabilmek uğruna oynatmıştır her zaman. Yediden yetmişe tüm Türkiye’ye hitap edebilmiştir. “Şimdiki Çocuklar Harika”yla girmiştir çoğu çocuğun dünyasına ve o çocukların dünyaya at gözlüğüyle bakma ihtimali kalmamıştır artık. “Yaşlarınız küçük diye hiçbir gerçeğin sizlerden saklı kalmasından yana değilim. Çocukların anlayamayacakları sorun yoktur. Olsa olsa, dinleyenlerin yaşlarına göre, konuların anlatılış biçimi değişebilir.” der kitapta. Bir aydın olarak farkındadır çünkü geleceğin çocuklarda saklı olduğunun.

Sadece çocukların değil, herkesin gerçeğe ulaşabilmesini istemiştir. Topluma mizahla görme yetisi vermeye, kocaman bir körlükten uyandırmaya çalışmıştır onları. Görememek değildir sadece kör olmak: kulaklarını tıkamaktır yoksul çığlıklara, gözlerini kaçırmaktır aç çocukları görünce… Aziz Nesin bu körlüğe baş kaldırmıştır, toplumu bundan kurtarmaya çalışmıştır kalemiyle. Topluma karşı ödemesi gereken bir borç olarak görmüştür bunu da.

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek yaşattığınız yılanların bir sonraki hedefi siz olursunuz.”

Her zaman halktan biridir, asla kaybetmemiştir samimiyetini. Aydın sorumluluğunu yüklenirken halka öğüt vermemiştir hiçbir zaman ya da üstten bakmamıştır onlara. Romanlarında, öykülerinde  kullandığı dil sokakta konuşulan dildir. Şiirlerdeki Aziz Nesin ise biraz farklıdır; hala samimidir, hala bizden biridir ancak bir nebze daha içe dönüktür, kendi halindedir. Badem ağacıyla arkadaş olur mesela çünkü kendine çok yakın görür onu. Badem ağacının ılık hava görür görmez çiçek açmasını, kendi gönlüne benzetir. Türk edebiyatı bir ormansa Aziz Nesin o ormanın badem ağacıdır fakat alışılagelmiş bir badem ağacı değildir. Diğer bademlerin aksine o fırtınalara dayanabilen, zorluklara göğüs gerebilen, mücadeleden vazgeçmeyen bir badem ağacıdır. Eserlerini her okuduğumuzda hayatımıza onlarca yeni bakış açısı katan edebiyatımızın badem ağacı, Aziz Nesin’i özlem ve saygıyla anıyoruz.

Kaynakça: 12 ve 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here