MÜŞTAK BEY: Bu akşam güveyi giriyorum ya sevinçten havalara uçuyorum. Allah’tan bugün nikâhımız kıyıldı, az kalsın telâştan nikâhsız güveyi girecektim.

HİKMET EFENDİ: Hiç öyle şey olur mu?

MÜŞTAK BEY: Niye olmasın? Aşıklar dalgın olur. Buna aşık evlenmesi derler.

İlk olarak, edebiyatımızın ilk özel gazete örneği olan Tercüman-ı Ahval’de -ki yine bizzat Şinasi tarafından basılmıştır- basımı yapılan “Şair Evlenmesi”, binlerce yıllık edebiyat tarihimizin ilk tiyatro örneği olmuştur. Sizlere eserin incelemesini yapmadan önce, kısaca edebiyatımızda tiyatro gelişimini ve eserin yazarı, edebiyatımızdaki ilklerin adamı Şinasi’den kısaca bahsetmek istiyoruz.

EDEBİYATIMIZDA TİYATRO

İlk olarak isterseniz birlikte tiyatronun ne olduğunun tanımını yapalım. Tiyatro dendiğinde hepimizin kafasında, sanki sadece sahnede oynanan bir oyundan ibaretmiş gibi bir düşünce oluşur. Fakat aslında tiyatro, sahnede oynanabilir şekilde (oynanamayacak şekilde yazılanlar da var elbette, örnek vermemiz gerekirse Abdülhak Hamit Tarhan defalarca bu şekilde tiyatro yazmıştır), bir film senaryosu edasıyla yazılarak bir hikayeye oturtulan yazılara denir. Edebiyatımızdaki ilk tiyatro ürünleri, hiçbir senaryo üzerine oturtulmadan, tamamen doğaçlama ilerleyecek şekilde oynanıyordu. “Gölge Oyunları” denen kavramla, Karagöz ve Hacivat kahramanlarıyla edebiyatımıza giren tiyatro; bu gölge oyunlarının sahneye uyarlanmış hali olan “orta oyunu” ile canlı kanlı izlenme fırsatı buldu kendine. Daha sonra “meddahlık” geleneği ile tek kişilik komedilerle birlikte bu saydığımız türler, yıllar sonraki modern Türk tiyatrosuna sağlam bir dayanak oluşturmuş oldu.

Yazıya konu olduğu üzere, ilk tiyatro örneğimiz Şinasi’nin, Şair Evlenmesi olmuştur. Fakat bu eser, dönemin halkına anlaşılır gelmediği gibi dönemin edebiyatçıları tarafından da pek tutulmamıştır.

Eserin yazarı Şinasi’den bahsedecek olursak eğer, kendisi Türk edebiyatının gelişme döneminde “ilklerin adamı” olmuştur. İbrahim Şinasi, 5 Ağustos 1826’da İstanbul’da dünyaya gelmiş ve yüzbaşı olan babası daha o üç yaşındayken vurularak ölünce annesiyle birlikte büyümeye başlamıştır. Memurluk yaparak kazandığı hayatında ise asıl büyük çıkış, 1839 Fermanı ile başlayan Tanzimat Dönemi Edebiyatı ile olmuştur.

‘İşte ben gidiyorum. Artık ne yaparsan yap. Fakat aldığın dersi unutma.’

İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’ın kurulmasını sağlayan Şinasi (Agah Efendi ile birlikte, 1860-1861), Şair Evlenmesi‘ni de bu gazete yayınlamıştır. 24 sayı sonra gazeteden ayrıldıktan sonra tek başına çıkardığı Tasvir-i Efkar (1861-1863) gazetesi de Sultan Abdülaziz‘i eleştirdiği gerekçesiyle kapatıldı. Tercüman-ı Ahval’ı Namık Kemal‘e bıraktıktan sonra dil eğitimi için Fransa’ya giden Şinasi (1865), Fransa Ulusal Kitaplığı’nda da çalışmalar yürütmüştür. 1867’de İstanbul’a dönüp bir basımevi açtı ama bundan dört yıl sonra beyin tümörü nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Şinasi’nin edebiyatımıza kattığı yenilikler şu şekilde sıralanabilir:

-İlk özel gazeteyi o çıkarmıştır. (Tercüman-ı Ahval, Agah Efendi ile birlikte. [1860])

-Batılı anlamda ilk tiyatroyu yazmıştır. (Şair Evlenmesi)

-İlk makaleyi yazmıştır. (Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)

-Noktalama işaretlerini ilk defa kullanmıştır. (Şair Evlenmesi)

-İlk atasözü derlemesini yapmıştır. (Durub-u Emsal-i Osmaniye)

-İlk şiir tercümelerini vermiştir. (Tercüme-i Manzume)

ŞAİR EVLENMESİ

Eser sade ve anlaşılır bir dilde, sahnelenmeye uygun tatlı ve sevecen bir tiyatro eseri olmakla birlikte halk tarafından pek ilgi görmemiştir. Öyle ki gazeteler bile esere sahip çıkmamıştır. Eser alafranga tutum ve davranışı, kılık ve kıyafetiyle mahallelinin hoşuna gitmeyen Müştak Bey adında fakir, fakat oldukça kültürlü bir şairin evlenmek istediği genç Kumru Hanım yerine, onun büyük kız kardeşi olan çirkin ve cahil Sakine Hanım‘ı almaya mecbur edilmesi; bu küçük şapşal oyunun, mahalle imamı Müştak Bey’in dostu Hikmet Efendi tarafından verilen rüşvetle sonuçsuz bırakılmasının hikayesinden ibarettir.

Genel fiziksel özellikleri ile incelendiğinde karakterlerin hiçbirinin ağzından yabancı veya seyircinin anlamayacağı türden kelimeler çıkmıyor. Hatta oyuncuların ağzından yazılan yanlış kelimeler veya telaffuz hataları da aynen sahnelenmiş ve kitaplaştırılmıştır.

Şinasi bu komedi ile görücü usulünün yanlışlığını anlatmaya çalışırken aynı anda şeriat maskesi altında başı secdeye erdiği için temiz gözüken imamların çevirdiği entrikaları da gözler önüne seriyor. İsterseniz biraz da eserin genel özelliklerine bakalım.

Olay, genel olarak gelin odasında geçiyor. Olay, yine Tanzimat Dönemi’nde gerçekleşirken o yılın en önemli sorunlarından birine el atıyor. Eserde sade ve anlaşılır bir dil, hatta yer yer konuşma dili kullanılmıştır. Eserin anlatımı da oldukça akıcıdır. Eser, komedi tiyatro türünün edebiyatımızdaki güzel örneklerinden biridir. Amaç insanları güldürmek, güldürürken de düşündürmektir. Bu tür, edebiyatımıza Şinasi ile girmiştir.

Eserden çıkarılabilecek ana fikir ise, görücü usulü ile evlenmenin ne kadar tehlikeli ve yanlış olduğu olabilir.

HİKMET EFENDİ: Ey benim sevgili dostum!

MÜŞTAK BEY: Daha bitmedi mi?

HİKMET EFENDİ: Dur bakalım daha başlamadım.

MÜŞTAK BEY: Amma uzunmuş ha!

HİKMET EFENDİ: Benim gibi bir dostuna danışmadan evlendiğine tövbe mi?

MÜŞTAK BEY: Aman, sen de günah mı çıkarıyorsun nedir bu?

HİKMET EFENDİ: İşte kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne güvenenin hali budur.

MÜŞTAK BEY: Dostum! Bak, gideceğin yere geç kalıyorsun.

HİKMET EFENDİ: Sen ve eşin birbirinizi her yönden tanıdığınız halde, evlenirken başınıza neler geldi?

MÜŞTAK BEY: Evlenmeden önce istihareye yatmak istiyordum, unutmuşum. Aklıma gelmişken gidip yatayım. Göreceğim rüyaları sabahleyin sana tabir ettiririm.

HİKMET EFENDİ: Ya görücü usulü evlenenlerin hali nasıl olur? Ötesini var sen düşün.

MÜŞTAK BEY: (Gözlerini ovuşturarak ) Of! Nasihat sıkıntısından uykum geldi. Azıcık kestirsem olmaz mı?

HİKMET EFENDİ: İşte ben gidiyorum. Artık ne yaparsan yap. Fakat aldığın dersi unutma.

MÜŞTAK BEY: Dostum, hiç unutur muyum? Ben o dersi alıncaya kadar az mı zahmet çektim? Her neyse evlenmenin ilmini öğrendim. İnşallah uygulamada güçlük çekmem de Kumrum’la kumrular gibi yaşayıp gideriz.

( Müzik girer: Bir kumrusun sen… )

( Hikmet çıkar. Kumru ve Müştak birbirine sarılır.)

S O N