Bob Rafelson‘un yazıp yönettiği 1970 yapımı olan filmin başrollerini Jack Nicholson ve Karen Black paylaşmaktadır. Film, Amerikan bağımsız sinemasının ilk örneklerinden olma özelliği taşımasının yanı sıra değişen sinema anlayışını da seyircilere tattırmayı başarmaktadır.

Robert Eroica Dupea (Jack Nicholson) müzisyen bir ailede büyümüş, iyi şartlarda yetişmiş genç bir adam olmasına rağmen filmin açılışından itibaren biz seyirciler, onun böyle bir aileden gelmiş olabileceğini aklımızın ucundan dahi geçirmeyiz. İnşaat işçisi olarak çalışan bu adam, sevgilisi Rayette Dipesto (Karen Black) ile sıradan bir hayat yaşamaktadır ancak bundan memnun olduğuna dair bir işaret vermemektedir. Robert başlı başına umursamaz bir tavır takınan, her şeyden sıkılmış, neden zevk aldığı anlaşılmayan bir portre çizer. Gel gelelim buna karşın yine de kimsenin yapmayacağı bir çılgınlık yaparak mutlu bir sahne de oluşturabilir. Ama dediğim gibi bu sahnede süregelen olay içten içe onu mutlu etmez. Seyirci olarak sahnenin kuruluşu, Robert’ın yaptığı şey hayattan zevk alınacak bir olay olarak algılanır ki sağlıklı bir kafa da böyle algılamalıdır. Robert ise aykırıdır. Her şey onun için boş, anlamsız ve geçicidir. Ona göre hiçbir şeye bağlanılmamalı ve hayata öyle devam edilmelidir. Robert gibi bir adamın sevgilisinin Rayette gibi bir kadının olması ise Robert’ın uç noktalarda olmayı sevdiğinin göstergesi olabilir. Robert ne kadar umursamaz ise Rayette da tam tersi kırılgan, ilgiye muhtaç ve sevginin her şey olduğuna inanan, iyi yürekli saf bir kadın imajı çizer.

Robert’ın filmin açılışı ile çizdiği çevre, işçi sınıfının sıradan yaşayışıdır. Filmin ilerleyen bölümlerinde Robert geçmişiyle adım adım yüzleşmeye doğru giderken aslında asil bir aileye ait olduğunun izlemini ağır ağır verecektir.

Babasının felç olduğunu öğrenen Robert, seneler sonra evine geri döner. Bu evdeki yaşayış bütünüyle müzikle çevrilmiştir. Robert da bir zamanlar bu eve ait bir bireydir. Ama o gitmeyi seçmiş ve bu eve ait olan müziği de geride bırakmıştır. Müzik bu evdeki insanların düşündüğü gibi Robert’ın iç dünyasında kalıcı bir etki bırakmış bir şey değildir. Robert iyi piyano çalar ancak onların dediği gibi bunu derinden hissetmez. Kısaca filmimizin ana karakteri Robert’ı özetlemek gerekirse, onun aşık olduğu ancak kardeşinin sevgilisi olan Catherine‘in repliğine değinmek yeterlidir: “Seninle gelemem ve bu Carl yüzünden değil, senin yüzünden… İlginç bir insansın Robert. Söylesene, bunun sonu nereye varır? Arkadaşlarını, aileni, işini sevmeyi bırak, kendini bile sevmeyen ve de saygı duymayan bir insansın. Böyle biri nasıl olur da aşk isteyebilir? Daha doğrusu, neden istesin ki?”

Film dönemin birçok filmi gibi değişen gençliği anlatır bir nevi. Amerikan sinemasında o dönemin birçok filminde umursamaz gençleri izlemek mümkündür. Bir dalga gibi yayılmış olan bu fikir, gençleri boşluğa itmek için oluşturulacak bir oyunun parçası olduğuna dair bir fikri akla getirmektedir. Batı sineması, gücünü çok eskiden keşfetmiş sinemalardan biridir ve insanları değiştirmek adına bunu kullanmıştır. Çok tuhaf ki bugünlerde bizim ülkemizde de gençlerde aynı boşvermişliği görmek mümkün. Özellikle 2000 sonrası neslin büyük bir bölümünü sarmış olan bu umursamaz tavır, herkesi ve her şeyi hor görme ve kendilerine ait bir amaç edinememe durumu, o yıllarda ABD’nin izlediği bir politika gibi görünmektedir. Dünyada o dönem 68 gençliğinin rüzgârı eserken bu gençliğin rüzgarına kapılmaktan korkan ABD’nin böyle bir politika izlemek adına sinemayı kullanması çok uzak bir ihtimal değildir.

Bütün bu devlet politikaları dışında filme bakacak olursak, kendini kurallara hapseden insanların yaşayışı ve bunu reddederek sadece gönlünden geçeni yaşayan Robert’ı görürüz. Ancak bu ne kadar etiktir bilinmez. Kimi kurallar gerçekten anlamsız olabilir ama bir insanın kalbini kırabileceğini düşünmek de kurallara itaat etmek değildir. Robert, içinden geldiği gibi yaşar. Aldatmak ya da sevdiğin insanı anlık sinirle hor görmek onun için özrü gereken bir yanlış değildir. Peki bu ne kadar doğrudur? Öte yandan Rayette’in de bu kadar kırılgan ve alıngan bir yapıda olması sabrı zorlayıcı bir şeydir. Sanırım bütün bunlara doğru cevap verebilmek için oluşan bu iki tarafın, kuralcıların ve kuralları tanımak istemeyen özgür ruhların orta yolu bulmalarını beklemek zorundayız. Her şeyin fazlası insanın yaratılışına zarar veriyor ve bu durumda her iki tarafta da mutsuzluğu doğuruyor.

Son olarak filmin Oscar’da En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Öykü ve Senaryo dallarında 4 adaylığı bulunmaktadır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here