Birinci Dünya Savaşı döneminde Batı Cephesi’nde henüz şiddetli çatışmalar yaşanmamışken ve savaşın kirli yüzü ortaya çıkmamışken 1914 senesinde askerler arasında yaşanan ilginç bir olay adeta savaşa damgasını vurmuştu. Savaşın başlangıcından itibaren askerler arasında komutan ve üstleri tarafından engellenemeyen bir iletişim doğmuştu, adeta bu “siper savaşının” kötü sonuçlarından biriydi devletler için. Siperlerin son derece yakın olması askerler arasında iletişimi sağlıyor hatta arkadaşlığa ulaşabilecek bir anlayışa yol açıyordu. Bu tarz diyaloglar için taraflardan bir askerin düşmanın dilinde birkaç kelimeyi bağırarak söylemesi sohbet için yeterli oluyordu. 

Siper savaşının diğer bir dezavantajı ise savaşın ani hücumlara dayanmasıydı. Bunun dışında “monoton” bir savaş meydana geliyordu. Bu monotonlukta askerler için adeta bir fırsat ve hayatta kalmaları için bir piyango biletiydi. Askerler bu zamanlarda kartlarla oyun oynar, kendi dillerinde şarkılar söylerdi. Bu monoton dönemler savaş için farklı bir jargon veya sokak ağzıyla bir “racon” ortaya çıkartmıştı. Yemek geldiği saatlerde hücum edilmiyor veya taciz ateşleri açılmıyordu. Belgesellerde su içen ceylana aslan saldırmıyor düşünsenize… 

Alman askerlerinin yüksek oranda İngilizce ve Fransızca bilmesi bu iletişimi kolaylaştırıp başta daha soğuk davranan İtilaf Devleti askerlerine güven aşılıyordu. Askerler arasında bu denli bir diyalog varken, artık Noel yaklaşmaktaydı ve beklenen şey oldu. İki tarafın askerleri de üstlerinden ateşkes talep etti fakat isteklerini dönemin otoriter devletleri reddetti. Askerler bu karara karşı çıkıp yılbaşını kutladılar hatta karşı siperlere geçip diyaloglarını yüz yüze devam ettirdiler. Yemeklerini paylaştılar, birbirlerine sigaralarını ikram ettiler, sevdiklerinin fotoğraflarını birbirlerine gösterip, yaşadıkları yerlerden bahsettiler ve böylece cepheye kısa süreli bir “barış” ortamı hakim oldu. Savaş alanı adeta “parti” alanına dönmüştü. Müzikler, konserler, tüketilen alkollerle savaş dışında bu sırada mevzilerde her şey yaşanıyordu. Hatta buldukları tenekeden bozma bir kutuyla futbol bile oynadı bu insanlar. 

Bu durumu destekleyen kadar “rahatsız” olan askerler de mevcuttu elbette. Yaşanan hadiseleri genel komutanlıklarına telgraf çekerek bildirdiler. Bu askerlerden birisi tarihin“karanlık” yüzlerinden Adolf Hitler‘di. Bu ihbarlar durumda bir değişiklik yaratmadısavaşın ilk ve son ateşkesi “üst komuta” emri olmaksızın askerlerin kendi arasında yönetenlere karşı adeta bir tepkisi olarak devam etti. Beraberinde yılbaşı kutlamaları da elbette.

Bu olaydan sonra savaş dört sene boyunca devam etti ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu ilginç, bir o kadar da insancıl olaydan sonra hiçbir şekilde ateşkes yaşanmadı. Bu ateşkes bize rütbesiz askerlerin ve halkın bürokrasiye uyguladığı baskının meydana getirdiği etkiyi göstermekte. Savaşta yaşanan “insancıl” bir tepki diyoruz, daha tuhaf ne olabilirdi ki? Aslında bir şey var: Savaşı devletler çıkarır, askerler yönetir ve insanlar ölür. İşte bu tam bir Noel trajedisidir.