30 Mart 1853 belki de sanat tarihinin en bahtsız, en unutulmayan ve asla anlaşılamayacak ressamının doğum tarihi: Vincent Van Gogh.

Hollanda’nın Zundert adlı kentinde doğan, Batı dünyasının en tanınmış, en etkili ressamlarından birisi, belki de en iyisi. Sadece 10 yılda 2100 adet çizim çalışması mevcut. Manzara, portre ve otoportre ağırlıklı çalışan Van Gogh’u, günümüzde diğer ressamlardan ayıran özellik ne? Öldüğü güne kadar tek bir tablo satabilen, onu da bir arkadaşının kardeşine satabilen Van Gogh’u, bugün bu kadar ünlü yapan şey ne?

Café Terrace at Night

Şu an tablolarını satmaya kalksak her biri on milyonlarca dolar değerinde fakat Van Gogh öldüğünde bütün tablolarını satsak sadece bir kanepe ve birkaç sandalye değerindeydi. Van Gogh’un diğer ressamlardan neden ayrı olduğunu birkaç kelimeyle özetleyecek olursak; kötü bir hayat geçirdiğini hepimiz biliyoruz, belki de bu yüzden acıma duygusuyla birlikte yeteneğini harmanlayıp diğerlerinden daha farklı bir yerde tutuyoruz. Geçmişte yaşamış çoğu sanatçının hayatının kötü olduğunu biliyoruz ama Van Gogh’un tablolarına baktığımızda ilgisi olmayan bir insanın bile ne kadar acı içinde olduğunu anlayabileceği tablolara sahip Van Gogh. Büyük sıkıntılarla geçirdiği hayatını, tablolarında mükemmel bir güzelliğe dönüştürmüş. Tablolara baktığınızda yüzünüzde sebepsiz bir tebessüm ama içinizde de bir sıkıntı oluşuyor. Acıyı, nefreti, öfkeyi resmetmek kolaydır ama bunu tutkuyla birleştirip acıyı dünyanın güzellikleriyle görmek ve resmetmek kolay değildir. Van Gogh yapana kadar böyle bir şeyi daha önce kimse yapamamıştı belki de bundan sonra da kimse yapamayacak.

Van Gogh sadece iyi bir sanatçı değildi, aynı zamanda iyi de bir insandı. Hayatı boyunca ailesi, arkadaşları ve çevresindeki insanlardan anlaşılmayı bekledi. İnsanlar anlamak yerine deli demeyi tercih ettiler. Sadece dünyayı diğer insanlardan daha farklı gördüğü için taşladılar. Hayatı boyunca en büyük yardımı, hem maddi hem manevi olarak kardeşi Theo yaptı. Yıllarca kardeşi Theo ile mektuplaştılar. Theo, Van Gogh’un sanat konusundaki önemli kişilere ulaşmasında yardımcı oldu. Belki de Theo bu desteğiyle, Van Gogh’un intihar etmesini az da olsa geciktirmiştir. Eylül 1889’da çizdiği otoportrede insanlara ve hayata karşı ne kadar sinirli olduğunu görmemizi istemiş Van Gogh. Duygusal çöküntüsünü çok net görebildiğimiz tabloda, kaşlarının çatıklığını bu şekilde resmetmesi, insanlığa karşı öfkesini çok net bir şekilde belli ediyor. Tabloya bakana suçluluk duygusu hissettirmek istemiş sanki ama gözlerini resmetme tarzı, gerçekten kötü olduğunu ve yardım istediğini açıkça belli ediyor. Yine Eylül 1889’da çizdiği “Sakalsız Otoportre”, Van Gogh’un durumunu oldukça belli ediyor. Annesine hediye ettiği bu otoportrenin, Van Gogh’un son otoportresi olduğu tahmin ediliyor.

Çiçek Açan Badem Ağacı

Van Gogh’un kendini kaybetmeye başladığı yıllarda yani 1888’de, bahçesindeki ağaçları izleyerek, kendine bir nevi terapi uyguluyordu. O dönemde, yaptığı tablolara baktığınızda daha farklı bir renk tonu ve bahar temalı tablolar çizdiğini fark edebilirsiniz. Van Gogh’un o dönemlerde kendine bir umut ışığı aradığı çok belli oluyor. O aradığı umut ışığını buldu da aslında. 1890 yılında kardeşi Theo’nun bir çocuğu oldu ve Theo, çocuğunun ismini Vincent koydu. Van Gogh bu duruma çok sevinmiş olacak ki yeğeni için bir tablo yapmaya karar verdi ve Van Gogh, kendisine terapi uyguladığı ağaçlardan birini resmetti. Tablonun ismi de “Almond Blossoms”. Türkçesi “Çiçek Açan Badem Ağacı”. Ölümünden 4 ay önce yeğeninin yanına gitti ve hediyesini verdi.

Yıldızlı Gece

Van Gogh’un belki de en bilindik tablosu The Starry Night. Akıl hastanesindeki odasının camından dışarıya bakarak çizmiştir. Tablonun alt kısımlarındaki köyün, Van Gogh’un hayal ürünü olduğu söyleniyor. Van Gogh’un tabloda çizmiş olduğu ağaç, selvi ağacıdır ve en çok mezarlıklarda bulunur. Her zaman kavuşmak, keşfetmek istediği gökyüzünün önüne sanki gökyüzünü kapatırcasına, ölümü resmetmek istemiş. Yaşamının son dönemlerinde bu tabloyu çizmiş olması ve şu sözleri söylemiş olması ölümü, o sıralarda düşünmeye başlamış olacağını çok net bir şekilde gösteriyor.

“Yıldızlara bakmak beni daima hayal dünyasına daldırır. Kendime sorarım, Fransa haritasındaki noktalar arasında seyahat edip belli bir noktaya ulaşıyoruz da neden gökyüzündeki bu parlak noktalara ulaşamıyoruz? Nasıl trene atlayıp Tarascon’a ya da Rouen’e gidiyorsak yıldızlara ulaşmak için de ölebiliriz.”

Buğday Tarlası ve Kargalar

Temmuz 1890, Van Gogh’un son eseri olduğu tahmin edilen, Buğday Tarlası ve Kargalar’ı yaptığı ve intihar ettiği tarih. Tablo, ölümün geldiğini açıklar nitelikte bir tablo. Hayatının geçtiği tarladaki üç farklı yol ve ölümün habercisi olan kargalar. Nereye gittiği belli olmayan sağda ve solda iki adet yol. Önündeki yol ise, her zaman merak ettiği gökyüzüne doğru uzun bir yol. Kargaların ölümün habercisi olduğunu söyledik ama Van Gogh hiçbir zaman böyle düşünmedi. Doğayla her zaman iç içe oldu ve doğadaki varlıklara hiçbir zaman ön yargıyla yaklaşmadı. Ama kargaların ne tarafa doğru uçtuğunun belli olmaması, karamsar bir gökyüzü ve önündeki üç farklı yol Van Gogh’un bir seçim yapmakta olduğunu anlatır nitelikte. Ne yazık ki hepimiz biliyoruz hangi yolu seçtiğini.

37 yaşındaki Van Gogh, 27 Temmuz 1890’da kendini bir altıpatlarla göğsünden vurarak öldürmeye çalıştı. Öldürmeye çalıştı diyoruz çünkü hemen orada ölmedi. Mermi kaburgasına çarptı ve ölümü biraz erteledi. Kendini vurduğu yerden, yürüyerek kaldığı yere döndü ve orada iki doktor Van Gogh’u kurtarmaya çalıştı. Ancak cerrah olmadığı için vücudundaki kurşun çıkartılamadı ve kendini vurduktan 30 saat sonra yani 29 Temmuz 1890 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Ölmeden önce kardeşi Theo ile konuşan Van Gogh’un son sözlerinin şu olduğu söyleniyor: “Keder sonsuza kadar sürecek.” Van Gogh’un tablolarına son bir kez dönüp baktığınızda insanın tek bir şey söyleyesi geliyor. Hiçbir şey senin görebileceğin şeyler kadar güzel olmadı.

 

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here