Bundan 456 yıl önce, 15 Şubat 1564’te adını herkesin bildiği biri dünyaya geldi. Modern fiziğin babası olarak bilinen Galileo Galilei; astronomi, mühendislik, fizik ve matematik konularında yaptığı ciddi buluşlar ile günümüz biliminin temellerini atan isimlerden oldu. Ancak elbette Galileo da her büyük bilim insanı gibi kendi yaşadığı dönemin zorluklarını çekti. Kendi çağından ilerisini düşünebilen bir zihne sahip olduğundan, bulduklarına çoğu zaman kimseyi inandıramadı. İşte, Galileo’nun bilimsel gerçekleri açıklama yolundaki uzun hikâyesi!

Doğumu ve Ailesi

Galileo Galilei, 15 Şubat 1564’te Floransa Dükalığına bağlı olan Pisa’da dünyaya geldi. Dedesinin adını alan Galileo’nun babası ünlü bir müzisyendi. Çocuklarının kaliteli bir eğitim almasını isteyen ve onları bu konuda destekleyici bir tavrı olan Galileo’nun babası, çocuklarının en büyüğünün de tıp eğitimi almasını istiyordu. Bunun öncesinde bir din adamı olmayı düşünen Galileo, babasının yönlendirmesi ile tıp okumaya başladı. Ancak aklı her zaman matematikteydi. Küçük yaştan itibaren babasından öğrendiği müzik ve matematik kuramları onun daha çok ilgisini çekiyordu. Ailesi her ne kadar doktorluk kadar para getirmeyeceği için matematik okumasını istemese de bir zaman sonra Galileo zaten maddi imkânsızlıklardan ötürü okulu bırakmak durumunda kaldı. Sonrasında ise babasını ikna ederek bu kez matematik okudu. İşte bu noktada genç bilim insanı için bir şeyler değişmeye başladı.

Matematiksel Kuramlardan Astronomiye

Galileo, matematik ve fizik ile yakından ilgilenmeye başladı ve deneyler kurguladı. O zamanlarda deney kurgulamak henüz yeni bir bilimsel metottu. Ancak Galileo bunu oldukça etkin bir şekilde kullanıyor ve böylece ortaya attığı iddialarını destekleyebileceği kanıtları oluyordu.

Peter Paul Rubens’in Galileo Galilei portresi, 1630

Galileo, ayın zamanda buluşlarını paraya dönüştürmeyi de seven biriydi. Bu sebeple dünyada olan bitenleri takip ediyor ve gelişmelere kendi de ayak uydurmaya çalışıyordu. Teleskopun icadından ilk kez haberi olduğunda kendisi de hemen bir tane inşa etti. Galileo, bu şekilde kimi zaman icatlarını ticarete sunuyor kimi zaman da yalnızca bilimsel araştırmalar için kullanıyordu. Teleskop da onun bilimsel amaçlı icatlarından biriydi. Bununla yaptığı gözlemler astronomi biliminde o güne dek çok yanlış anlaşılmış olguları düzeltti. Bunlardan biri güneş lekeleriydi. Güneş’e bakıldığında görülen gölgelerin başka gezegenlerin gölgesi olmadığını, Güneş’in üstünde bulunan lekeler olduğunu ispatladı. O zaman dek çok yanlış bilinen birçok sistem Galileo sayesinde mantık temeline oturmuş oldu. Peki, doğruluğundan emin olunan birçok şey yanlış çıkabiliyorsa, en temel kabuller de yanlış olabilir miydi?

E Pur Si Muove

Galileo’nun yaşadığı dönem, siyasi açıdan oldukça çalkantılı bir dönemdi. Prostestanlığın yükselişe geçtiği bu yıllarda Katolik Kilisesi, Engizisyon Mahkemeleri yardımı ile otoritesini korumaya çalışıyordu. Maalesef ki Galileo’nun güneş sistemi üzerine çalışmaları da bu döneme denk geldi. Galileo, aslında tamamen yeni bir iddia ortaya atmamıştı. Kendisinden önce Kopernik de dâhil birçok kişinin dile getirdiği bir gerçeğe değinmişti. Evrenin merkezinin dünya olmadığı gerçeğine…

Kopernik’in görüşüne göre Güneş Sistemi

Bugün bildiğimiz üzere Güneş Sistemi’nin merkezinde Güneş yer alıyor. Ve henüz Güneş Sistemi sınırları dışına dahi yeni çıkabilmişken, evrenin merkezinde ne olduğunu henüz bilmemize imkân yok. Ancak Galileo’nun döneminde insanların birçoğu, merkezde Dünya’nın olduğu bir sisteme ya da Güneş ve Dünya’nın beraber hareket ettiği karmaşık bir sisteme inanıyorlardı. Galileo, gözlemleri doğrultusunda bu yaygın görüşü değiştirmek istedi ve elbette çıkarımlarını kitaplaştırdı. Ancak Güneş’in merkezde yer aldığı sistem İncil’e ters düşüyordu ki bu da zaten güç kaybetmekte olan Katolik kilisesi için çok büyük bir itibar kaybı olurdu. Bu sebeple Galileo, Engizisyon’dan uyarı aldı. Kitaplarında herhangi bir şekilde bu durumu savunmaması istendi. Ancak yorumsuz bir şekilde konu hakkında üretilmiş tüm teorileri toplayabilirdi. Galileo da 10 yıl kadar sessiz kaldı. Ancak sonra, bulgularını yeniden kitaplaştırdı. Bu kitapta aslında Dünya’nın ve Güneşin konumuna yönelik tüm kuramlar yorumsuz bir şekilde anlatılmalıydı. Galileo bu şartın sadece ilk bölümünü kısmen yerine getirdi.

O dönem çoğu kişinin inandığı üzere Dünya’yı merkeze alan, Batlamyus’un savunduğu Güneş Sistemi

Kitabı, iki karakterin diyalogları üzerineydi ve Dünya merkezli sistemi savunan karakter birçok yerde küçük düşüyordu. Bu durum elbette Engizisyon yetkililerinin dikkatini çekti ve Galileo yeniden yargılandı. Savunması sırasında da asla yapmaması gereken bir şey yaptı. Aslında bulguların İncil’e karşı olmadığını, İncil’de her yazılanın direkt olarak algılanmaması gerektiğini söyledi. İşte bu, ünlü bilim insanı için bardağı taşıran son damla oldu. İncil’i yorumlamak tam olarak Protestanlığa özgü bir durumdu.

Böylece Galileo, 1633 yılında ciddi kâfirlik şüphesi ve bulgularının İncil’e aykırı olduğunu bilmesine rağmen vazgeçmemesi sebepleri ile ömrünün sonuna kadar ev hapsi ile cezalandırılmıştır. Ev hapsi sırasında da önemli eserler vermeye devam eden Galileo Galilei, 1642 yılında hayata veda etmiştir.

Floransa’daki Sante Croce Bazilikası’nda yer alan Galileo’nun mezarı

Engisizyon Mahkemeleri’nde savunmaya çıktığında, işkence tehdidine rağmen savunduklarından vazgeçmeyen Galileo Galilei, bilimsel gerçekler uğruna büyük fedakârlıklar yapan binlerce bilim insanından yalnızca biri. Yargılanmasıyla ilgili bir efsaneye göre, Dünya’nın sistemin merkezinde ve hareketsiz olduğunu kabul etmesi istenen duruşmanın sonunda, yetkililere ‘E pur si muove’ (Yine de dönüyor.) diyerek yerinden kalkmıştır.

Tarihin her döneminde sesleri bastırılmaya çalışılan ancak insanlık olarak gelişmemize öncülük eden bilim insanlarının her daim hak ettikleri değeri görmesi dileğiyle!

 

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here