Dünya Sineması Dosyası’nın İtalya kolunda, birçok şeyden bahsedeceğiz. Film listeleri, oyuncular, yönetmenler, akımlar ve çok daha fazlası olacak bu dosyada. Bu yazımız ise daha çok, İtalyan sinemasına giriş niteliğinde olacak. Artık, Amerikan rüyasından çıkmanın vakti geldi bence. Gelin, İtalyan sinemasını incelemeye koyulalım. 

Sinemanın tarihi; 1890’ların sonuna, Lumière Kardeşler’e dayanıyor. Bunu az çok hepimiz biliyoruz. Aslında ‘manzara’ denebilecek çekimler belki daha öncesinde de mevcuttu ama film dediğimiz, kurgusal olan ve hikâye anlatan bir olgu; ancak 1900’lerin başında meyvelerini tam olarak vermeye başladı. İtalyan sineması; bu bağlamda Sovyet Sineması‘na benzerlik gösterip ilk örneklerini tarih filmlerinden yapmayı tercih etti. Amerika’yı bir kenara koyarsak; her ne kadar Fransız sineması kadar hayatımıza dahil olamamış olsa da, İtalyan sinemasının, birçok sinema tutkununu kendine çekmeyi başarabilmiş olduğu bir gerçek. Peki ya, sinemaya ve dolaylı yoldan da bizlerin hayatına kattığı yönetmenler? Fellini, Bertolucci, De Sica, Benigni, Pasolini, Antonioni… O zaman şöyle diyelim, İtalyan sineması iyi ki varsın! 

Sinemanın keşfinden kısa süre sonra, İtalya’da gösterimler yapılır ve çok ilgi görür. Sinemayı benimsemeye başlayan İtalyanlar, artık sinemaya adım atmaya karar verip tarihsel konularla sinemaya girmeyi tercih ederler. Bu doğrultuda, İtalyan sinemasının ilk filmi Filoteo Alberini’nin, 1905 tarihli La Presa Di Roma (Roma’nın Fethi) olur. Bu film, İtalyan siyasi tarihinin çok önemli dönemlerinden biri olan 19.YY’ı anlatır. La Presa Di Roma’nın gördüğü ilgiden sonra; 1906 yılında Cines ve Ambrosio; 1907 yılında İtala Film adı altında, 3 film şirketi kurulur. Tüm bu film şirketleri, sinemanın endüstri haline gelmesine yol açar. Cines; ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya gibi ülkelerde şubeler açarak, uluslararası bir kuruluş haline gelerek bu şirketler arasında kendini en üst sıraya yerleştirir. 

İtalyan film stüdyolarının, İtalyan sinemasına öncülük ettiği söylenebilir. 1910’un sonlarına kadar devam eden bu süreçte, yapımcılar seyircinin isteği doğrultusunda filmler çekerek; bir izleyici kitlesi oluşturmaya hedeflerler. Tabii, onlardan daha önce sinemaya giren Fransızlardan etkilenmemeleri imkansız bir durumdur. Fransız film D’art akımından etkilenerek çekilmiş olan tarihi ve edebi uyarlamalar, bu dönem italyan sinemasının mihenk taşlarını oluşturur. 

1910’ların başlarındaysa İtalya’da yüksek bütçeli, tarihsel filmler çekilmeye başlar. Enrico Guazzone‘nin 1912 yapımı Quo Vadis ile Giovanni Pastrone‘nin 1914 yapımı Cabiria filmi; dönemin, ilk çok para harcanan filmleri olur. Fransız Film D’art akımından da etkilenen filmler, o zamana kadar görülmemiş büyüklükte dekorlar eşliğinde filme alınmaktadır. Bu da çekildiği dönemde çok ses getirmiştir. Luigi Maggi’nin Gli Ultimi Giorni Di Pompei (1908) filmi, tüm dünyada geniş yankılar uyandırır. Bunun ilk nedeni, yukarıda belirttiğim gibi yüksek bütçeleridir. İkinci nedeni ise uzunluklarıdır. Bu filmler, o zamana kadar görülmemiş uzunluktadırlar. Gli Ultimi Giorni Di Pompei , 1958 metre uzunluğundadır. Mesela; Enrico Guazzoni’nin La Gerusalamme (1911)’si 1000 metre uzunluğundayken; L’Inferno filmi, 1300 metre uzunluğundadır ve 2 senede ancak çekilebilmiştir. O dönemler için 2 sene, biraz uzun bir süreç olarak görülmektedir. Büyük ilgi gören bu duruma, diğer ülkeler katılmaya çalışsa da; İtalya bu konuda yerini başka bir ülkeye kaptırmayıp döneminde zirvede olmaya devam etmiştir.

Bu tarihsel yapımlar ilgi görmeye devam ederken Giovanni Pastrone ve Romano L. Borgnetto tarafından çekilen La Caduta Di Troia (1911)’nın gördüğü ilgiden sonra; yapım şirketleri paranın nereden geldiğinin kokusunu hemen almış ve bu tür yapımların fazlalaşmasını sağlamışlardır. Quo Vadis ve Cabiria, bu isteğin sonucunda ortaya çıkan filmlerdir. Cabiria, dönemin en önemli filmlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Uzunluk ve dev dekorlar açısından kendini gösteren film; Roma ile Kartaca arasında gerçekleşen savaşları anlatır. Ne kadar doğrudur bilemeyiz ama bu dev dekorlar ve yüzlerce figüran akımından D.W. Griffith’de etkilenmiştir. Hatta Intolerance (Hoşgörüsüzlük) filmini, Cabiria’dan etkilenerek çekmiş olduğu söylenir. Ayrıca, Mario Camerini‘nin Rotaio(1929) filmi ile Alessandro Blasetti‘nin Sun(1929) filmi, Sessiz Dönem‘in öne çıkan filmleridir.

Bu dönemde, hep tarih filmleri çekilmediğine emin olabilirsiniz. Tarih filmleri her ne kadar çok ilgi görse de, İtalyanlar birçok dram ve komedi filmi de ortaya koydular. Charlie Chaplin, Buster Keaton gibi isimlerle adını duyuran komedi türü, İtalya’da André Deed ile benimsenmiştir. Fransız olmasına rağmen İtalya’ya gelip İtalyan filmlerinde oynayan oyuncu, Cretinett adlı karakterinin içinde bulunduğu onlarca filmde rol alır.

Burjuva sınıfının günlük yaşantılarını konu edinen filmler ise, dönemin geçiş filmleri olarak görülür. Bunlara örnek olarak;

  • Il Fuoco/Giovanni Pastrone (1915),
  • Passione Fatale/Guiseppe Pinto (1913)
  • Ma L’amor Mio Non Muore/Mario Caserini (1913)

verilebilir. 

Nino Mortoglio ile Roberto Danesi tarafından çekilen Sperduti Nel Buio (1914), gerçekçilik açısından göze çarpan bir film olarak örnek verilebilirken; Vita Futurista (1916), Thais (1916), Il Re, Le Tori, Gli Alfieri (1917), fütürist İtalyan filmlerine örnek verilebilir. Ancak fütürist akımının İtalyan sinemasında tam olarak benimsenebildiğini söylemek biraz zor olduğu için, bu tür yapımlar; 1920 sonra gelişen Rus sinemasına, katkı sağlamıştır.

1900-1920 yılları için, İtalyan sinemasının kendini arayış dönemi diyebiliriz. Gördüğü her akımdan etkilenmiş ve özgün bir sinema ortaya koyamamış olsa da, sinemaya adını duyuran bir giriş yaptığını rahatça söyleyebiliriz. 

Dünya Sinema Dosyası İtalya ayağının ilk yazısının sonuna geldik. Sıradaki yazımızın Mussolini yönetimindeki İtalya’da oluşan faşist sinemaya dair olacağını belirterek, iyi okumalar diliyoruz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here