Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
17

Yıllardır pek çok roman ve pek çok korku filmine konu olan ünlü vampir “Dracula”nın ta Osmanlı’ya kadar dayanan oldukça ilginç bir hikayesi var. Gelin hep birlikte inceleyelim.

1402 yılındaki Ankara Savaşı’nı kaybettikten sonra yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti, Sultan Çelebi Mehmet’in akılcı politikaları sayesinde ayağa kalkmayı başarmıştı. Siyasi birliği yeniden sağlayan Mehmet, Eflak ve Boğdan’a (Romanya) da sık sık seferler düzenliyordu. Onun vefatının ardından ise oğlu II.Murat tahta çıkacak, Eflak ve Boğdan’ı tam olarak hakimiyeti altına alacaktı.

II. Murat

O günlerde Romenler tarafından “Wallechia” olarak adlandırılan bu toprakların başında II.Vlad Dracul vardı. Vlad Dracul otoriteye büyük bir samimiyetle bağlı olduğunu kanıtlayabilmek adına iki oğlunu (III.Vlad Dracul ve Radu) Osmanlı Devleti’ne rehin olarak bıraktı. Bu küçük Romen çocukları Edirne sarayında adeta üzerlerine titrenerek büyük bir özenle yetiştirildiler. Gelecekte Eflak ve Boğdan’ı yönetmesi planlanan III.Vlad Dracul’a da son derece kaliteli bir eğitim verildi. Küçük Vlad sarayda kardeşiyle birlikte koşuşturup oynadığı sıralarda kendisine çok iyi bir arkadaş edinecekti. Aynı dersleri aynı zamanlarda almaya başladığı Şehzade Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) ile kısa süre içerisinde dost oldular. Bu ikilinin yediği içtiği ayrı gitmiyordu artık. Birlikte kılıç kullanıyor, birlikte at biniyorlardı.

Fatih Sultan Mehmet

Yıllar su gibi akıp geçtikten sonra iki genç adamın yolları mecburen ayrıldı. Vlad Dracul kardeşi Radu ile birlikte memleketine geri döndü ve şehzade Mehmet babasının ölümünün ardından 1451’de tahta çıkarak Sultan ilan edildi. Vlad ülkesinde bazı sıkıntılar yaşadıktan sonra 1456 yılında muhaliflerini mağlup edip idareyi eline almayı başardı. Hemen Fatih Sultan Mehmet’e bağlılığını bildirdi ve Fatih de çocukluk arkadaşını resmen “Eflak ve Boğdan Voyvodası” olarak tanıyıp ona son derece geniş yetkiler verdi. Her şey çok güzel gidiyordu. İki yakın arkadaş yıllarca hayalini kurdukları o yüksek makamlara sonunda erişmişlerdi işte.

III. Vlad Dracul

Fakat birkaç sene içerisinde Vlad’ın hal ve hareketleri değişti. Bölgede esen bağımsızlık rüzgarları neticesinde Romen soylular yoğun bir baskı yapmaya başladılar ona. Babasının efsanevi bir savaşçı olduğundan bahsederek kendisini toparlamasını ve Osmanlı’ya olan bağlılığını sonlandırmasını istediler. Git gide bu düşüncelerden ciddi bir şekilde etkilendi Vlad. Fatih’e saygı duysa da bağımsızlık sevdasının aklını çelmesine engel olamıyordu bir türlü. Ayrıca kafası karmakarışık planlarla yoğrulurken kendisini alkole vermeye ve emirlerine uymayanlara akıl almaz işkenceler yapmaya başladı. Kana susamışçasına etrafına saldırıyordu.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de Dracul olan soyadını Eski Romence’de “Şeytanın Oğlu” anlamına gelen “Dracula”ya dönüştürecekti. Tamamen çıldırmışçasına sarayının etrafına yüzlerce kazık çaktırdı ve kafasına göre suçladığı insanları canlı canlı oturttu bu kazıklara. Onların günlerce can çekişmesini seyretmekten zevk aldığı için düşmanlarının kanını içtiğine dair bir söylenti hızla yayıldı. Ayrıca artık kendisinden bahsedilirken “Kazıklı Voyvoda” deniliyor, büyük bir korku duyuluyordu.

Zulmü bununla da sınırlı değildi tabii ki. Bir rivayete göre bir gün ülkesindeki bütün dilencileri sarayına toplayarak büyük bir ziyafet vermiş ve zavallı dilencilerin istedikleri kadar yeyip içmelerine müsaade ettikten sonra kapıları kapatarak hepsini canlı canlı yakmıştı. İlginç bir şekilde tüm bu vahşetten inanılmaz bir haz alıyordu çünkü bir çeşit eğlenceydi onun için işkence yapmak.

Eflak ve Boğdan’da süren katliamlar çok geçmeden Fatih Sultan Mehmet’in kulağına kadar gitti. Vlad’ın bu tarz davranışlar sergileyeceğine bir türlü inanamıyordu padişah. Bu nedenle hem vergi toplamaları hem de söylentileri araştırmaları için bir elçi heyetini görevlendirerek Dracula’ya gönderdi. İyice ruh sağlığını kaybeden voyvoda derhal bu heyeti idam ettirip kazığa oturttu. Durumu haber alan Fatih ona son bir şans daha vermek istedi ancak Dracula çığırından çıkarak Macarlarla ittifak yaptı ve bağımsızlığını ilan ettiğini duyurdu. Küçücük bir prensliği yöneten bu kan emici vahşi, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’na ve Fatih Sultan Mehmet’e kafa tutacak kadar akıl ve izandan yoksundu artık.

Bu hadsizlik karşısında oldukça hiddetlenmişti Fatih. Öfkesini kendisine kalkan ederek 1462 yılında Balkan seferine çıktı. Elçilerini öldürüp bir de isyan etme cüretini gösteren Dracula’nın kellesini istiyordu. Çocukluk arkadaşı masalı tamamen sona ermiş, bütün güzel anılar boğazın serin sularını boylamıştı. Osmanlı ordusu güzergâh üzerinde yaklaşık 20 bin insanın kazığa geçirilmiş bedenleri ile karşılaşacak ama kesinlikle durmayacaktı.

Fatih, onu destekleyen herkesi kılıçtan geçirip hakimiyeti tekrar sağladıktan sonra Dracula’nın 900 metre yüksekliğindeki Poeinari kalesinde saklandığını öğrendi. İşte tam da burada iki eski arkadaşın psikolojik savaşı başlayacaktı. Aylarca direnerek kalesinden çıkmadı Dracula. Osmanlı ordusu ise kamp yaptığı kalenin önünde tam teçhizatlı bir şekilde bekliyor, savaş marşları söyleyip kılıçlarını birbirine vurarak düşmanın sinirlerini alt üst ediyordu. Nitekim Dracula’nın karısı Elizabeth bu duruma daha fazla dayanamadı ve kendisini kalenin yüksek duvarlarından aşağı bırakıp intihar etti. Bir süre sonra Fatih, basit bir voyvodanın İstanbul’u boş bırakmaya değmeyeceği kanaatine vararak yanına aldığı birliğiyle beraber geri döndü. Ayrıca yeni voyvoda olarak Dracula’nın kardeşi Radu‘yu atamayı da ihmal etmedi.

Halihazırda eşini kaybedip itibarını da ayaklar altına aldıran Dracula ise bu durumdan cesaretlenerek canını kurtarmak adına son bir adım attı ve Macaristan’a kaçmayı başardı. Kaçarken geride bıraktığı topraklardaki kuyuları zehirleyecek, ekinleri yakacak ve tüm hayvanları katledecekti.

Macaristan’da yıllarca sürgün hayatı yaşadıktan sonra ülkesine dönerek yönetimi devralmaya çalışmak gibi bir hata yapınca, Fatih’in emriyle 1476 yılında Transilvanya ormanlarında öldürüldü. Bir kazığa geçirilen kellesi de İstanbul’a gönderilip ibret olsun diye günlerce sokaklarda dolaştırıldı.

Buradan da anladığımız üzere devlet işlerinde önem sırasına fazlasıyla dikkat eden Fatih Sultan Mehmet hiçbir ihaneti unutmaz, er ya da geç alırdı intikamını.

Kaynak: 1, 2, Mustafa Gencer, ”Osmanlı Tarih Yazıcılarının Kazıklı Voyvoda Tasvirleri”

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
17

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here