Dört gece ve bir gündüz. Beyaz ve aşk dolu geceleri takip eden hüzünlü ve yağmurlu bir sabahın ardındaki o derin aşk hikayesi. Aşkın herkes için farklı bir tanımı vardır; ya da aşkın tanımı hiç olmamıştır. Dostoyevski’ye göre aşk; gerçeklerden kaçma yoluymuş belli ki, kendini yaşanması mümkün dahi olmayan bir hayale sığdırma çabasıymış. Derin gözlemleriyle tanıdığımız Dostoyevski bu eserinde de gözlemlerini dile getirmiştir: Yalnızlık, insanlar, St. Petersburg, gerçek hayat ve hayal dünyası…

Kahraman bakış açısı ile okuduğumuz bu kitap, adını hala bir türlü öğrenemediğimiz bir gencin ağzından anlatılmıştır. Onun gözüyle gezeriz St. Petersburg sokaklarını. Fakat bu öyle alelade bir gezi sanılmasın. Şehri çok iyi tanıyan bu genç; insanlardan bihaber, evlerle, yollarla, sokaklarla arkadaş olmuştur. Onları kişileştirmiştir kendince; hatta St. Petersburg bir kadın gibi tasvir edilmiştir onun gözünden. Mekanları hayallerindeki olaylarla birleştirmiş, aslında her biri aynı olan günlerini böyle renklendirmiştir kendince.

Bir gece insanın hayatını değiştirebilir mi? Yalnızca tek bir gece? İşte bu sorunun en güzel cevabını bize Dostoyevski vermiş bu eserinde. Hayal dünyasında yaşayan ve bundan asla gocunmayan gencimiz, nehrin kenarında ağlayan on yedi yaşındaki bir genç kız görmesiyle hayata kısa süreli bir dönüş yapar. Şimdi onun için hayatın bir anlamı vardır. Hayallerindeki sevgiliyi koyabileceği bir insan bedeni vardır şimdi karşısında:  Nastyenka.

Nastyenka, kör ninesi ile yaşayan, dünyayı ve insanları zerre tanımayan cahil bir kızdır. Ama ne yazık ki, bu cahil kız başka birisine aşıktır. Sevgilisinin ona dönmesini beklediği ve onun için ağladığı gecelerden birinde kahramanımızla tanışır, fakat bu çok kısa soluklu bir macera olur. Ay ışığı altındaki bir bankta geçen eşsiz üç gecenin ardından, dördüncü ve son gecede eski sevgilisinin dönüşüne dair bütün umutlarını yitiren Nastyenka, kendini kahramanımızın sevgi dolu olan kollarına bırakmak üzeredir. En doğru zamanda(!) eski sevgilisi çıkagelir. Pişmanlıklarını ve üzüntülerini sıralayan bu eski sevgili karşısında ne yazık ki Nastyenka’nın da zavallı genç kahramanımızın da hiç şansı yoktur ve Nastyenka eski aşkının tanıdık kollarına döner. O gün, belki de Nastyenka hayatının sonuna kadar mutlu bir yaşam sürme şansını elleriyle itip, kendini aşkın mutluluk ve mutsuzluk arasında sürüklenen akışına bırakmayı seçmiştir.

Bu dönüş için Nastyenka’ya kızılacaktır. Gidene tek bir söz söyleyen yoktur. Eski sevgilisinin bıraktığı acıyla baş etmeye çalışan, sevgisizlikten bıkmış, verdiği kendinden büyük aşkın her gün ayaklar altına alınmasından yorulmuş bu genç kadının acısıyla baş etme yöntemini insanlar beğenmeyeceklerdir elbette. Anlaşılmayacağından emin de olsa, kendini böyle açıklamaya çalışmıştır Nastyenka:

 ”Tutarsız, hercai biri olduğumu sanmayın, öyle kolay ve çabucak unutabildiğimi, sırtımı dönebildiğimi düşünmeyin… Bütün bir yıl onu sevdim ve asla, ama asla onun güvenini sarsmayacağıma, bunu aklımdan bile geçirmeyeceğime yemin ettim. O ise bunu hor gördü; benimle alay etti… eh Tanrı onu affetsin! Ama beni incitti, kalbimi kırdı. Benim de, benim de ona olan sevgim tükendi.”

Bir kadının en güzel kaçışıdır bu sözler. Kendinden kaçışı, duygularından saklanışıdır. Eğer onu sevdiğini kendinden saklarsa belki gerçekten de hissetmeyeceğine dair inancını görürüz bu dizelerde. Bu kadar kırılmış bir kadın hala aynı adamı sevebilir miydi? Onca kırılmışlığın içinde hala bunca büyük bir sevgi kalmış olabilir miydi?

Nastyenka, kelimelerin bunca acizliğince duygularını anlatmaya çalışırken göz yaşlarına hakim olamamıştır. Vücudundan dolup taşan haklı bir isyandır bu.

 ”Sanmayın ki bu gözyaşları zayıflığımdandır, geçene kadar bekleyin…”

Gencimizin hayal dünyası da gerçek dünyası da parçalara bölünmüştür. Nastyenka’sı artık yoktur. Ah Nastyenka! Yaşayabileceği tek hayatın hayal alemi olduğunu düşünmüştür kahramanımız. O kadar yalnızdır ve gerçek hayatın o kadar uzağındadır ki, bu hayal alemini devam ettirmek zorundadır. Dünyada yaşayabilmesi için tutunacak birine ihtiyacı vardır ve bu insanın Nastyenka olduğunu zanneder. Ne yazıktır ki, bu dünyası da tutunmak istediği insan tarafından yıkılır.

 ”Gecelerim o sabahla sonra erdi.” 

Böyle başlar sabahına gencimiz. Bunca karanlık bir gecenin ardından kötü ve kasvetli olan o sabah yalnızca bir tesadüf müydü? Bir insan, geceyi ne kadar karartabilirse o kadar karartmıştı Nastyenka.

Sabah bir mektup yollamıştı ona Nastyenka. ”Ah, beni affedin, affedin beni!” yazıyordu. Böylesine saf bir sevgi için kendisine nasıl müteşekkir olduğundan bahsediyordu. Bu mektupla, genç kadının aşka dair hissedilen bütün karmaşık duyguları naçizane birkaç kelimeyle özetlediğini belirtmek isterim.

 ”Ama biliyorsunuz, seven kişi kırgınlığını kolay unutur.”

Bazı duygular, diğerlerinden daha baskındır. Hatta bu baskı, görmeniz gereken çoğu şeyi engeller. Görmemek midir güzel olan hala bilinmez ama, Nastyenka’nın da dediği gibi seven kişi kırgınlığını kolay unutur. Ona hala içi titreyerek bakarken nasıl olur da kırgınlığını düşünebilirdi zaten? Kırgınlıklar halledilebilir, ama o titreyerek baktığın insan bir daha geri gelmez.

Kitabın en etkileyici yeri ise sonda geliyor:

 ”Tanrım! Bir anlık mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?..”

Bu cümleyle bitiriyor kitabını Dostoyevski. Ömründeki bir anlık mutluluktur Nastyenka. Bu cümleyi bu kadar özel yapan şey ise Dostoyevski’nin kitaba başladığı bir Turgenyev alıntısıdır.

 ”…sırf bunun için yaratılmadı mı o                                               Bir anlığına da olsa,                                                                  Yakın olmak için senin yüreğine?..”

İnsanların duygularını fazlasıyla farkında olan Dostoyevski, başta   okuduğumuzda kitapla olan bağlantısını anlamadığınız bu sözü, kitabın son cümlesiyle birleştirerek yine duyguları farkettirme işini layıkıyla yapmaktan kaçınmıyor. Bir anlığına da olsa sana yakın olmak için yaratılmış insanlar vardır. Ve o an sen bilmesen de, hayatının en mutlu anıdır. Belki bir ömrü o an için bile yaşayabilirsin.

 Kaynakça: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Beyaz Geceler (Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi)

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here