Menelaos çaresiz ve umutsuz bir şekilde yola çıkmıştı. Deniz ve rüzgar onu nereye götürecek bilmiyordu ama omzundaki yük çok ağırdı.

Kral Laomedon, Poseidon’a karşı yaptığı ikiyüzlülüğü ağır ödeyecekti. Şehrin surlarını inşa etmesi karşılığında kendisine ödül sözü vermesine rağmen sözünü tutmayan Laomedon, Troya’yı büyük bir yıkıma mahkum etmişti. Şehri ve kendi inşa ettiği duvarları yıkması için bir deniz canavarı gönderen Poseidon şehrin yıkılacağından emindi. Bu sırada bir kehanet belirmişti, bu kehanet Troya’yı kurtaracak ama Laomedon’a ayrı bir yıkım getirecekti. Laomdon, şehri kurtarmak için kızı Hesione’yi canavara kurban etmek zorundadır. Kral çaresizce bunu kabul etmiş ve denizin üzerindeki bir kayalıkta kızını deniz canavarına sunmuştu. Herakles’in ise çok farklı planları vardı ve kendi planlarını uygulayabilmek için en uygun an buydu. Laomedon’un sahip olduğu ölümsüz ata ihtiyacı olan Herakles, canavarı öldürmesi karşılığında kraldan atı istemiş ve olumlu yanıt almıştı. Herakles üç gün süren mücadelenin sonunda canavarı yenmeyi başarmıştı. Lakin Laomedon yine sözünü tutmamış ve atları Herakles’e vermemişti. Herakles şehri yerle bir edecek bir ordu toplayıp geri dönmek üzere Troya kıyılarını terketti. Geri geldiğinde ise dediğini yaptı, şehri yerle bir etti ve Priamos’u tahta geçirerek şehrin yeni hükümdarı olmasını sağladı. Laomedon’dan intikamını aldıktan sonra Troya kıyılarından tekrar açılırken yanında Hesione’yi de götürmüştü.

“Bana dikkatle bak.” dedi ve Hera ve çıplak bir halde vücudunu Paris’e sergilerken de “Unutma ki eğer beni seçersen seni tüm Asya’nın hükümdarı ve dünyanın en zengin kişisi yaparım.” diye ekledi. Paris ise bu tekliften memnun kalmamıştı ve “Hiçbir şekilde rüşvet kabul etmem mümkün değil. Çok iyi, ihtiyacım olan her şeyi gördüm. Şimdi siz gelin Azize Athena.” diye cevap vererek teklifi reddetti. ” Dinle, Paris, eğer ödülü bana verecek sağduyuyu gösterirsen seni sadece bütün savaşlardan her zaman galip gelen muzaffer bir komutan yapmam aynı zamanda dünyanın en yakışıklı ve en bilge insanı da olursun.” diyen Athena’nın teklifi de Paris’in ilgisini çok çekmemişti, çünkü savaşçı bir kişiliğe sahip değildi ve çobandı sonuçta. “Ben bir asker değilim, çobanım.” cevabına barış ortamından duyduğu memnuniyeti ekleyerek bu rüşveti de reddetti ve son aday Afrodit’i görmek istedi. “Lütfen bana dikkatli bak ve hiçbir şeyi atlama.” diye sözlerine başladıktan sonra Paris’in aklını başından alacak teklifi yapmıştı ve bu teklif onun ilk hamlesiydi. Dünyanın en güzel kadını, Helen. Bu teklif karşısında şaşıran Paris, Helen’in kim olduğunu bile bilmediğini söylese bile aldığı cevap karşısında merakı daha da artmıştı “Oğlum Eros’un rehberliğinde Yunanistan’ı baştan sona geçip Sparta’ya git.”. Böylece kazanan Afrodit oldu. Bir diğer yandan Hera ve Athena kin dolup taşmıştı hem Paris hem de Troya’ya karşı ve Troya’yı yerle bir etmenin planlarını çoktan yapmaya başlamışlardı bile.

Priamos ölen oğlu için cenaze töreni düzenlemeye karar vermişti ve bir boğa lazımdı. Bu boğayı İda Dağları’nın tepesinde bulan elçi yanında boğanın çobanı ve Agealos ile birlikte Troya’ya doğru yola çıktılar. Geleneklere göre birçok oyun art arda oynanıyor ve kazananlara törenle taç veriliyordu. Priamos ve Troya halkı yarışları Hektor ve Deiphobos’un kazanmasını beklerken ardı ardına üç yarış kazanan çoban bütün sinirleri üzerine toplamıştı. Hektor askerlere arenanın kapılarını tutmalarını emretmişti ve bu çelimsiz gencin üzerine yürümeye başlamıştı. Bu sırada aklından tek geçen şey onu öldürmekti. Agealos’un ise gerçeği Priamos’a anlatmaktan başka çaresi kalmamıştı. Hemen yanına koşarak “Efendimiz, bu genç sizin kayıp oğlunuzdur.” dedi ve herkesi şaşkınlık içinde bıraktı. Hekabe ise oğlunu elinde bulunan çıngıraktan tanımıştı. Agealos’un sözleri doğruydu ve Priamos kayıp oğlu Paris’e kavuşmuştu. Paris için kutlamalar düzenlenmeye başlanmıştı ama çok geçmeden bu haber Apollon’un rahiplerinin kulağına ulaşmıştı. Krala, oğlunu öldürmesi gerektiğini yoksa şehrin yerle bir olacağını söyleyince “Troya’nın yağmalanması cesur oğlumun öldürülmesinden daha elim bir şey değil.” cevabı karşısında onlar da çaresiz kalmıştı.

Çok geçmeden Paris, kardeşleri tarafından da kabul görmüş ve evlenmesi gerektiği telkinleriyle karşılaşsa da abilerine Afrodit’e bu konuda güvendiğini ve kendisi için dua etmelerini rica etti. Aslında aklında olan tek bir şey vardı, ne aile özlemi ne de hanedan. Paris’in de katıldığı sıradaki şehir konseyindeki tek konu Hesione’yi kurtarmaktı. Paris, kendisine güçlü bir donanma verilmesi halinde Hesione’yi kurtarabileceğini söyledi. Eğer kurtaramaz ise de onunla mevki bakımından eşit unvana sahip başka bir prensesi kaçırabileceğini ekledi. Aklında Helen’den başkası yoktu ve bütün planları bu doğrultuda yaptı. Bu sırada ise şehre hiç beklenmedik bir misafir geldi. Gelen kişi Sparta Kralı Menealos’tu ve bu Paris için kendi yaratamayacağı kadar büyük bir şanstı. Menelaos, şehrindeki veba salgınına çare aradığını ve bunun da tek çaresinin Prometheus ve Atlantisli Kelaino’nun birlikteliğinden dünyaya gelen Lykos ve Khimairos’un mezarlarına kurban sunmak olduğunu söyledi. Paris, onu dostça karşıladı ve misafirperverce davrandı. Bu durumdan çok hoşnut kalan Menelaos’tan bir istek dile getirdi ama, bunun içindi bu dost tavırlar. Antenor’un küçük oğlu Antheus’un ölümüne neden olduğundan dolayı günahlarından arınmak için Sparta’ya geldiğinde aynı şekilde kendisini ağırlamasını istedi. Menealos dostunu Sparta’da ağırlamayı kabul etti.

Paris yola çıkmadan babasından Hesione’yi kurtarmak için istediği donanmayı inşa ettirdi. Amiral gemisinin pruvasında ise Eros’un minyatürünü elinde tutan Afrodit olmasına karar verildi ve mesaj gönderilmiş oldu. Eros’un yol göstermesi ve Afrodit’in estirdiği rüzgarlarla Sparta’ya varıldı. Sparta’da dostça ve şölenlerle karşılanan Paris, kralın misafirperverliğinden memnun kalmıştı. Bir şölende Menelaos, Paris’i Helen ile tanıştırınca Paris gözlerine inanamadı. Gördüğü en güzel kadındı bu. Kendisine hediyeler ve iltifatlar yağdırdı. Hatta seni seviyorum diyecek kadar ileri gitmesine rağmen Menelaos, dostunun bu sözlerinde kötü bir niyet aramadı. Paris bir süre Sparta’da kaldıktan sonra Menelaos, büyük babası Katreus’un daveti üzerine Girit’e yelken açmak zorunda kaldı. Gitmeden karısına “Misafirlerimize hizmette kusur etme ve yokluğumda tahta geç.” dedi ve yola çıktı. Paris ve Helen o günün akşamında Sparta’dan kaçtılar ve uzun bir yolculuğun ardından Troya’ya vardılar ve olmuştu işte. Afrodit yeminini yerine getirmişti. Tyndareos’un kızı yaptığı edepsizlik ve aşk kaçamağıyla dillere düşmüştü. Hekabe’nin rüyası gerçeğe dönüşmüş ve şehir felakete sürüklenmişti. Tanrıların daha başlamadan adeta bir satranç tahtası gibi karşılıklı hamleler yaptığı savaş başlamıştı. İnsan soyunun gördüğü en büyük savaş, Truva Savaşı.

Kaynak: Robert Graves-Yunan Mitleri, Azra Erhat-Mitoloji Sözlüğü, Robert L. Fowler-Early Greek Mythography: Volume 2, 1

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here