12 yaşındaki Cyril, babası tarafından yetiştirme yurduna bırakılmıştır. Ancak Cyril, bu gerçeği kabul etmeyi reddeder ve babasının peşinden gider. Bu sırada tanıştığı Samantha ise onun gelecekte nasıl bir yetişkin olacağını belirleyecektir.

Jean-Pierre Dardenne ve Luc Dardenne‘nin yönetmenliğini yaptığı filmin başrolünde ise Thomas Doret adlı bir çocuk oyuncu harikalar yaratıyor. Ülkemizde 2011 Filmekimi kapsamında gösterime giren film, Cannes’ta Jüri Özel Ödülü’nün, Bir Zamanlar Anadolu’da filmi ile ortak sahibi. Toplam 9 ödüle sahip film, gerçek, etkileyici ve sade bir dram filmi olmasının yanında aile meselesine kafa yoruyor.

Babasının onu terk ettiğini kabul edemeyen Cyril, okuldan kaçıp babasının yaşadığı apartmana gider. Ancak babasını bulabilmesi için yetimhane görevlilerinden kaçması gerekmektedir. Bu arayış esnasında girdiği sağlık merkezindeki kadına ise görevlilerden kaçmak için sıkıca sarılır. Önceleri manasız gibi görünen bu sarılma, Cyril’in de, sarıldığı kadın Samantha’nın da hayatlarındaki bambaşka boşlukları doldurmalarının ilk adımı olacaktır.

Cyril’in, babası tarafından satılan bisikletini ona geri getiren Samantha, beklemediği bir teklifle karşılaşır. Bu hırçın ve öfkeli çocuk, hafta sonlarını Samantha ile geçirmek için, ondan koruyucu ailesi olmasını ister. Cyril, aslında babasını arayabilmek ortamı yaratmak için bu girişimde bulunmuştur ancak ikilinin geçirdiği güzel vakitler aralarındaki bağı her geçen gün daha da güçlü hale getirir.

Karakterlere dönüp baktığımızda aslında filmin tamamen Cyril’in üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Buna yönetmenlerin, Jean-Pierre Dandenne ve Luc Dardenne’nin klasik sinema dilleri neden oluyor tabi. Ama bu filmin ilerleyişini olumsuz etkilemiyor; çocuksu inadı, gözü karalığı ve öfkeli tavırları ile yaşından büyük yanlarını gördüğümüz Cyril, aslında babasından vazgeçemeyen küçük bir çocuk portresini başarılı bir şekilde yansıtıyor.

Filmde gözümüzden kaçamayacak bir metafor olan kırmızı bisikleti sahiplenişi de aslında Cyril’in ruh haline dair önemli ipuçları barındırıyor. Elinden asla bırakmadığı kırmızı bisiklet, Cyril’in kendi hayatını yönlendirmesi ve yalnızlığına büyük bir atıfta bulunuyor.

Samantha karakterine derinlemesine girmiyor ve onu Cyril’in hayatının bir parçası olarak izliyoruz. Kuaför dükkanı işleten merhametli, iyi ve sıradan bir karakter. Erkek arkadaşı ve tekdüze hayatı içinde mutlu gibi görünen Samantha, hayatındaki eksik kısmı Cyril ile doldurmaya çalışıyor. Cyril’e karşı bitmek tükenmek bilmez sabrı ve sevgisinin temeli, geçmiş yaşama mı yoksa Cyril’i batacağı bataklıktan kurtarmaya çalışan insani bir inada mı dayalı olduğu sorusunun cevabı ise izleyici inisiyatifine bırakılıyor.

Cyril’in babası Guy Catoul ise sıfırdan bir hayat kurmak istiyor. Bunun yolunu ise oğlunu terk etmekte bulmuş. Yeni hayatına dair kararlılığı ile acımasız bir karakter olsa da kendi çapında merhametli ve düzen içinde kaybolmak isteyen biri olarak gerçekliğe bağlı kalmayı başarıyor.

İyi ve kötü bir gelecek arasında gidip gelen Cyril’in hayatını yönlendiren birkaç olaya şahitlik ettiğimiz film, duru bir akışa sahip. Filmin temelinin tek bir karakter üzerine odaklanması, sürükleyici ve sıradan ama vurucu aksiyonların senaryoya hakim oluşu ise yönetmenlerinden kaynaklanıyor. Film, bir çocuğun karakterinin oluşumundaki etkileri ve hayata hazırlanışını verirken doğal olarak aile meselesi üzerine de kafa yoruyor. Bariz bir olay silsilesi olmasa da detayların arasına karışmış derin manaları çıkarmak ise seyircisine kalıyor.

Le Gamin Au Velo’yu bu kadar etkileyici kılan en önemli etkenlerden biri ise Thomas Doret’in göz dolduran oyunculuğu oluyor. Karakterinin uçlara kaçan çizgisi üzerinde sağlam durabilen Doret’in filmin çatışma süreçlerindeki değişken tavırlarında da karakterini ne kadar muhteşem özümsediğini görmek mümkün.

Her şeyi dozunda tutmayı başaran Le Gamin Au Velo, görsellikleri ile de sade ama samimi bir hava yaratmayı başarıyor. Cyril’in bisiklet sürüş sahneleri, havanın karanlık veya aydınlığı karakterlerin durumlarını destekler vaziyette oluyor. Elbette filmde müziklerin kullanımı daha can alıcı olabilirdi ve bireylerin yaşamlarına daha yakından bakabilmek güzel olurdu. Ancak yönetmenlerin tercihi bu yönde olduğundan hayatı Cyril üzerinden değerlendirmek zorunda kalıyoruz.

Film, tüm o klasik ve beklenen havası içinde güçlü insan portreleri göstermeyi, asıl aile kavramını ve iyi niyeti tüm çabasıyla gösteriyor. Genel olarak duygusal havada ilerleyen film, izleyiciyi boğmayan bir gerçeklikte kalmayı da başarıyor. Karakterlerin sınırları zorladığı sırada izleyici de kendini filmin içine dahil etme noktasına geliyor. Dünya çapında övgülere layık görülen ve pek çok festivalde boy gösteren yapım, akıcı ve duru dram filmi sevenlerin kaçırmaması gereken bir eser.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here