“Aklımda merak ve saygı uyandıran iki şey vardır: Üzerimdeki yıldız gibi parlayan cennet ve içimdeki ahlak yasası.”

“İnsan anlamayacak… ki insan; insanlara olan görevini yerine getirdiğinde Tanrı’nın komutlarını da yerine getirmiş olacak ve bunu yerine getirdiklerinde sonuç olarak daima Tanrı’nın hizmetinde olmuş olacak. İnsanın hareketleri ahlaksal olmadığı sürece başka türlü Tanrı’ya hizmet etmeleri de olanaksızdır.”

Kant, etiğin felsefenin en önemli konusu olduğunu düşünmektedir. O Tanrı’nın varlığını ortaya koymak için bile etik argümanlarını kullanmıştır.

Kant ahlak kuramında genel olarak yanıtlamaya çalıştığı soru şudur: “Ahlakiliğin doğası nedir?” Kant’a göre bu sorunun cevabı “eğilim”den doğan davranışlarla, “ödev duygusundan” kaynaklanan davranışlar arasında bir ayrım yapmaktır. Herhangi bir eylemin “eğilim”den mi yoksa “ödev”den mi kaynaklandığını ayırmak gerekir ki, özgür bir kimsenin eylemi olup olmadığı ortaya çıksın.

Bir örnekle konuya açıklık getirelim. Bir zorunluluk olmadıkça, yapmayı istediğim şeyi ya da yapması bana keyif veren şeyi yapmalıyım; eğer zorunluluk varsa o zaman yapmak benim görevimdir. Şimdi bu örnekte de görülebileceği gibi “eğilim” “zorunluluktan” ayırt edilmelidir. Zorunluluk, kişinin aksini yapmaya yönelik eğilimlerine rağmen, bir şeyi yapma gerekliliğidir. Eğer zorunluluk yoksa, kişinin bir şeyi yapıp yapmaması eğilim ya da keyif meselesidir.

Kant’a göre, kişi ancak duygularını ve eğilimlerini bastırdığı ve bir eylemi, yapmak zorunda olduğu için yaptığı zaman ahlaki davranış ortaya koymuş olur. Dolayısıyla “ödevi olduğu için yapmak”, bir şeyi kişinin o şeye eğilimi olduğu ya da yapmayı arzuladığı için değil, yapması gerektiğini kabul ettiği için yapmasıdır; ortada bir yükümlülük vardır ve kişi onu yerine getirmek zorundadır. Bu durumda, sadece bir şeyi yapmama durumundan korktuğu için o şeyi yapan kişi ahlaklı birisi değildir; yine, borcunu sadece ödemeyi istediği için ödeyen ya da başka bir şeye değil de böyle davranmaya eğilim gösteren kişi de ahlaklı birisi değildir. Kişi, samimi olarak ahlaklı bir kişi olma yükümlülüğü bulunduğu için borcunu geri ödemesi gerektiğini kabul ettiği zaman ahlaklı bir kişi olur. Bundan dolayı, ahlaklılık Kant’ın belirttiği gibi, insanın ödevleri ve yükümlülükleriyle çok yakından ilgilidir.

“Acı çekiyor olabilirim ve çaresizlik içinde, diğerlerinin bana davrandığı gibi, haksızca davranmayı isteyebilirim. Eğer böyle yaparsam, yaralı hislerimin neden olduğu eğilimler tarafından yenilgiye uğratılmış olacağım fakat acı çekiyor olmama rağmen, ödev duygusuyla adilce hareket ediyorsam, o zaman ahlaklı bir şekilde hareket ediyorum demektir.”

Verdiği sözleri tesadüfen yerine getiren ya da cezadan kaçmak için borçlarını ödeyen veya böyle davranmasının uzun vadede yararına olacağını düşünen kişi ahlaklı biri değildir. Kant “ihtiyatlı (tedbirli) davranış” ile “ahlaki davranış” arasındaki ayrımı ortaya koymaktadır. Borçlarını yasal sonuçlarından korktuğu için ödeyen bir kişi ihtiyatlı bir anlayışla eylemde bulunmaktadır; o ahlaklı birisi değildir. Bu kişi, eğer sadece parasal bir yükümlülüğü bulunduğu ve borcunu geri ödemenin “ödevi” olduğu düşüncesinden dolayı eylemde bulunsaydı o zaman ahlaklı bir kişi olurdu.

Bir kişi, verili bir durumda ödevinin ne olduğunu hala bilmeyebilir. Belli koşullarda insanın ödevinin ne olacağını belirleyen bir ölçüt var mı? Kant, vardır, demektedir. Kişi, davranışı evrensel bir yasa olacak şekilde davranmalıdır. İşte bunun için, yalan söylemek, işe yarasa bile, hiçbir şart altında ahlaki olarak kabul edilemez; çünkü, eğer biz yalan söylemeyi, herkesin uyması gereken evrensel bir yasa olarak kabul edersek ahlakın imkansız hale geleceğini görebiliriz.

Kant, “kategorik buyruk” sözünü icat etmiştir. O, kategorik buyruğu hipotetik buyruklardan ayırt etmektedir. Hipotetik buyruk, şöyle şöyle bir hedefe ulaşmak istiyorsan böyle böyle davranmalısın, şeklinde sonuca yönelik bir talimattır. Kategorik buyruk ise, herhangi bir niteleme yapmadan senin şöyle şöyle davranmanı emreder. Bu durumda, buyruk uygulandığında, kişinin ona uygun davrandığında ahlaklı davranmış olacağı bir kural ortaya koyar.

Kategorik buyruğu birkaç şekilde formüle etmiştir:

“Öyle bir ilkeye göre davran ki, onun aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyebilesin.”

“Öyle davran ki, insanlığı, ister kendi şahsında isterse başkasının şahsında olsun, her durumda asla bir araç olarak değil de, kendi başına bir amaç olarak gör.” (Başkalarına, sana davranmalarını isteyeceğin şekilde davran.)

“Söylediklerimizden çok, söylemediklerimize pişman oluruz. Dile getirilmemiş düşünce, gidilmemiş yoldur..”
-Immanuel Kant

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here