Soraya’yı Taşlamak, İran asıllı Fransız yazar Freidoune Sahebjam’ın 1994 yılında yayımlanan aynı isimli romanından sinemaya uyarlanmış gerçek bir yaşam öyküsüdür.  Film, 1990’da yazılmış ve 2009 yılında vizyona girmiştir.  



Hâfız-ı
Şirâzî
dizeleriyle başlayan film, aslında filmin özetini geçiyor. “Olmayın riyakârlık edenlerden. Bir yanda yüksek sesle Kuran’ı dillendirirken, öte yanda ahlaksızlığını sakladığını zannedenlerden.” 
 
Filmde Soraya olarak Mozhan Marno’yu, gazeteci olarak Jim Caviezel’iSoraya’nın teyzesi olarak da Shohreh Aghdashloo’yu görüyoruz.  
 
Film, Soraya’nın kocası Ali’nin onun başına açtıkları üzerine kuruluyor. Ali, bir cezaevinde gardiyanlık yaparken kendinden yaşça küçük bir kız ile evlenmek istediğini bildiriyor fakat Soraya eşi dışında eve gelir getiren biri olmadığı için kız çocuklarına bakamayacağından boşanmayı kabul etmiyor. Tam bu olaylar gelişirken komşuları Haşim’in eşi vefat ediyor. Ali, molla ve muhtar bir araya gelerek Haşim’e ev işlerinde Soraya’nın yardım edebileceği kararına varıyorlar. Soraya, para karşılığında ev işleri yapmayı kabul ediyor. Bunu fırsat bilen molla ve Ali durumu onların aleyhlerine çevirmek için dedikodu çıkarıyorlar. Soraya’nın Haşim’le ilişkiye girdiğini ve namussuz olduğunu söylüyorlar. Bu söylentiyi çıkararak Soraya’dan kısa sürede kurtulacaklarını düşünüyorlar. Haşim’i de tehdit edip yalancı şahitliğini alıyorlar ve muhtar tarafından Soraya’nın recmedilmesine karar veriliyor. Ne oğulları ne de babası Soraya’nın yanında oluyor ve onun suç işlediğine inanıyorlar. Böylece var olan dinî yasa, üzerinde çalışılarak birtakım kişilerin çıkarlarına yarayacak biçimde kullanılıyor. 



Daha sonra 
Soraya’nın halası olan Zehra muhtarı uyarıyor, aldıkları kararın bir komplo olduğunu, geçerliliği olmadığını söylüyor. Zehra karakteri filmde var olan düzene, dinsel otoriteye karşı gelmeden güçlü bir kadın olarak başkaldırıyor. Alınan yanlış kararları sorguluyor ve yaşından dolayı kararların düzeltilmesi adına diğer kadınlardan biraz daha fazla konuşabiliyor. Tüm bunlara rağmen muhtar ve molla onun deli olduğunu söylüyor ve çoğu zaman tehdit edilip susturuluyor Zehra. Zaten İran’da bu anlamda kadının sesi olmadığı da filmde geçen bir diyalogda yer alıyor. Kararlar erkekler tarafından veriliyor, ilan ediliyor ve uygulanıyor ama kadınların hiçbir sorgulamaya kalkışmasına izin verilmiyor. 
 
Ayrıca küçük çocukların toplum ve otorite tarafından kolayca şekillendirildiğini görmek mümkünYaşıtlarıyla vakit geçirmeleri gerekirken, onlar aslında masumiyet ve sevginin simgesiyken, ellerinde taşlarla annelerini taşlıyorlar. Bu nedenden ötürü olsa gerek, başta annesine düşman olan büyük oğlu ki babası tarafından dolduruluyor, annesini kanlar içinde görünce ağlamaya başlıyor.  
Taşlamanın sonunda taş yığını artık mezar oluyor. Soraya’nın cesedinin gömülmesine bile izin verilmiyor.

Kitapta yer alan bazı sahneler filmde yer almıyor. Cesedinin gömülmesine izin verilmeyen ve cenaze töreni bile fazla görülen Soraya, bir nehrin kenarına bırakılıyor ve burada köpekler tarafından parçalanıyor. Soraya’nın parçalanmış bedenini bulan teyzesi Zehra Khanumonun bedenini bulduğunda kendine gelemiyor ve Soraya’nın son parçalarını toplayıp, dua ederek toprağa veriyor.


 
Soraya’nın son sözleri sorulduğunda verdiği yanıt ise izleyenlerin yüreğini burkuyor: “Bunu nasıl yapabilirsiniz? Sizler benim dostum, arkadaşlarımsınız. Birlikte aynı sofraya oturduk, aynı yemekten yedik. Sen benim babamdın, sizler benim oğullarımdınız, sen benim kocamdın! Bunu bana nasıl yapabildiniz? Bunu herhangi bir insana nasıl yapabiliyorsunuz?” 
 
Filmde acı olan sadece Soraya’nın taşlanarak öldürülmesi değil. Asıl acı olan, kadının erkek egemen dünyada sadece kadın olduğu için kendini savunmaktan aciz kalması, ikinci sınıf insan olması, kocasının sırf daha genç ve güzel bir kız uğruna onu ölüme sürüklemesi, buna köyün imanından muhtarına, hatta komşularına kadar herkesin göz yumması.  
Film karşımıza kadın sorununu, dini, iktidarı, iktidarın görünme biçimini, suç ve cezayı, haksızlığı ve daha birçok kanayan yarayı çıkarıyor. Taşlanan kadın suçlu olsa dahi, bu tür insanlık dışı eylemlerin ne dinsel inanç ne de başka bir otorite gösterilerek yasal kılınması gerektiğini bize sunuyor.

Fragman: https://www.youtube.com/watch?v=ATxSISwKvVY

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here