18. yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olan Denis Diderot, verdiği eserler ve çevirileri sayesinde dönemin en büyük düşünürlerinden biri olmayı başarmıştır. Aldığı eğitim sayesinde birçok dile hakim olarak farklı kültürlerin eserlerine ulaşmış, bu kültürleri daha yakından tanıyabilmiştir. Zaman zaman radikal olduğu için toplum ve devlet tarafından büyük bir baskı görmesine rağmen düşüncelerini yalnızca söylemekle kalmamış, aynı zamanda birçoğunu da yayımlanmış eserlere dönüştürmüştür. Dönemin ağır basan dini yönetim şekline şiddetle karşı olan Diderot’un bu konudaki görüşlerini en çarpıcı yoldan anlatan kitaplarından biri de “Rahibe”‘dir (Orijinal adı: La Religieuse).

Rahibe, dönemin baskıcı ve dindar ailelerinden birinde yetişen fakat tüm bu çevreye rağmen içinde hiçbir şekilde inanç hissetmeyen bir genç kızın hikayesini ele alıyor. Genç kız, çocukluğundan hayatının sonuna kadar dinlere ve dini sorumluluklara inanmazken kendisini aile baskısı ve manastır çalışanlarının zoru ile bölgede bulunan en katı manastırlardan birinde buluyor. Koşullara ayak uydurması ve daima istenilenleri yapması için çeşitli işkenceler gören genç kız zamanla manastırın çok başka bir yüzüyle karşılaşmaya başlıyor. Eşcinsel olmamalarına rağmen karşı cinsten birileri ile karşılaşma şansları olmadığı için eşcinsel ilişki yaşayan kızlar, öğrencileri taciz eden baş rahibeler, tüm bunları görmezden gelen rahipler ve çok daha fazlasını gören genç kız en sonunda manastırdan kurtulmayı başarsa bile hayatında asla kapanmayacak yaralar almış oluyor. Kitle kültürünün toplumun her döneminde hakim olduğu noktasına da vurgu yapan Rahibe, kullanılan dil sayesinde baş karakterin ne kadar derin bir acı içerisinde olduğunu anlatıyor. İşkence gördüğü anda hissettiği acıdan, bir çıkış yolu bulduğunda sahip olduğu umuda kadar her noktasında karakter okuyucular tarafından çok net olarak anlaşılıyor.

Bu eser, Diderot’un Hristiyanlık kültürüne karşı bakış açısını, kendi hayat hikayesi ile en saf şekilde anlatıyor. Bazı kaynaklara göre Diderot’un çok sevdiği kız kardeşi Catherine manastırda yaşadığı süre içerisinde rahipler tarafından tecavüze uğramış, yaşadığı bu travmadan sonra ise aklını kaybederek yaşamına son vermiştir. Ailesinden birinin kaybının bu şekilde olmasını çok açık bir şekilde gözlemleyen Diderot ise dini ağırlıklı aldığı hukuk eğitimi ile ilgili çalışmaktan vazgeçip, ilgilendiği alan olan edebiyat ve felsefeye yönelmiştir. 18. yüzyılda entelektüellik önemsenmediği için kimi zaman parasız kalsa da genellikle geçimini yaptığı kısa çeviri işleri ile sağlamıştır. Bu geçim kaynağının devamı, yayımladığı ansiklopedi serisi (Chambers Ansiklopedisi) ile gelmiştir. Yaptığı bu iş sayesinde Denis Diderot dünyanın ilk genel ansiklopedisini de yayınlatmıştır.

Hayat hikayesinden de anlaşıldığı gibi din ile arasında her zaman bir çatışma ola Diderot, hayatı boyunca kimi zaman hapse atılmış kimi zaman da toplum tarafından ağır bir şekilde kınanmıştır. Tüm bu yaşadıklarına rağmen hiçbir zaman ilgi alanlarında kendini geliştirmekten vazgeçmediği için değerini de yüzyıllar boyunca kaybetmemiştir. Koşullara göre en iyi ansiklopediyi yayınlamasına rağmen belirli bir kesimden tepki almıştır.

Günümüzde edebiyat, felsefe ve bilim gibi alanlarda kirlenmeler olsa bile Diderot’un eseleri hala değerini korumaktadır. Hiçbir zaman bu alanlarda yaptığı çalışmaları kesmeyen ve koşullara rağmen elinden gelen en iyi işleri çıkardığı için tüm entelektüellere de örnek olması gerekmektedir. Diderot, yalnızca bir düşünür olarak değil aynı zamanda karakteristik bir ikon olarak da hayatımızda yer almalıdır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here