‘Bazen çözümler gerçekten de o kadar kolay değildir, hatta öyle ki bazen tek çözüm yolu veda etmektir…’

20 Temmuz 2017’de bir haberle bütün müzik dünyası geri dönüşü olmayacak bir kayıp yaşadı. 20-30 yaşlarındaki bütün insanların gençlik yıllarının en büyük sanatçısı olan Chester, intihar haberiyle bütün o gençliği kendisiyle birlikte götürdü. Binlerce insanı intihardan kurtaran  Chester, kendisini bu bunalımdan kurtaramamıştı. Biz de bu yazıda bu büyük adamın ihtişamlı kariyerini ve onu neyin intihara sürüklediğinden bahsetmeye çalıştık, iyi okumalar…

ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARI

20 Mart 1976’da Phoenix’te, bir polis dedektifi baba ve bir hemşire annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Chester, gerçekten ‘kötü’ olarak nitelendirilebilecek bir çocukluk yaşadı. Uyuşturucularla, kötü okul yıllarıyla ve kötü bir aile hayatıyla geçen çocukluk yıllarından sonra müziğe –özellikle de rock müziğine- merak salan Chester, 1993 yılında ‘Sean Dowdell and His Friends?’ grubuyla ilk kez resmi olarak kariyerine başladı. O yıl grup –her ne kadar hiç tutmamış olsalar da- üç kasetle piyasaya çıktı. Aynı yılın sonlarında ‘Grey Daze’ grubuna katıldı, ‘Wake Me’, ‘Demo in’ ve ‘No Sun Today’ single parçalarını yayınladılar. Ama Chester grupta hak ettiği krediyi alamadı, grup üyesi olarak da görülmedi ve bu sebeple gruptan ayrıldı. 1998’de ise kariyerinin en büyük patlamasını yaşadı ve grubun demirbaşlarından Mike Shinoda’nın teşviğiyle gruba katıldı. Chester’ın biyografisine asıl bu noktada başladığım gerçeğiyle lütfen devam edelim, bu yüksek sesli adamı intihara sürükleyen gerçekten neydi?

SARI SAÇLI, ATEŞ DÖVMELİ

Grubun kuruluşundan iki yıl sonra, yani 2000 yılında bütün dünya gerçekten yıllarca etkisinden kurtulamayacağı bir albümle tanıştı: “Hybrid Theory”. Çünkü insanlar yıllarca rap ve heavy metal müzik türlerine tam anlamıyla doymuştu. Metallica’lar, Guns n Roses’lar; Eminem’ler, Nas’lar… Ama müzik dünyası ilk kez bu iki müzik türüyle bir arada, Linkin Park’la birlikte tanışmıştı. Albümden o kadar efsane single’lar çıktı ki, şu an bile Spotify, iTunes gibi ortamlarda en çok dinlenenler arasında hala kendilerine yer buluyorlar. Eminim Chester’ın ‘Shut up when I’m talking to you!’ diye bağırışı hala kulaklarımızda çınlıyordur. ‘One Step Closer’, ‘Papercut’, ‘Crawling’, ‘In the End’ ve ‘A Place For My Head’ gibi muhteşem parçaları barındıran albüm, grubu geniş kitlelere tanıttı. Bu albümden sonraki üç yıllık bir aradan sonra ‘Meteora’ albümüyle piyasaya geri dönen Linkin Park, bu albümle birlikte bütün dünyaya artık varlığının sonsuza kadar süreceğini ve en efsanevi gruplar arasında kendilerinin de yer  alacağını göstermiş oldu. ‘Numb’, ‘Somewhere I Belong’, ‘Faint’, ‘Breaking the Habit’ ve ‘From the Inside’ gibi muhteşem parçalarla yayınlanan Meteora, tıpkı isminin de belirttiği gibi bugün bile ‘göklerde duruyor’. Bu sefer dört yıllık bir aradan sonra, ‘A Minutes to Midnight’ albümüyle geri dönen Linkin Park bu albümle tarzını ilk kez yumuşatmaya başladı. Chester’ın o dolu dolu dinlediğimiz ‘scream’ denen kısımları, bu albümle birlikte gerçekten azalmaya başladı ve genel olarak grup olarak müzikten çok liriklere değer vermeye başladılar. Özellikle Chester’ın intiharından sonra daha da anlam kazanan ‘Leave Out All the Rest’, ‘What I’ve Done’, ‘In Between’, ‘In Pieces’ ve ‘The Little Things Give You Away’ gibi şarkılarla –her ne kadar tarzı yumuşamış olsa da- gerçekten başarılı olan albüm, yepyeni bir Linkin Park’ın da habercisi oldu. Beş yıl sonra ‘Living Things’ adıyla yayınlanan yeni albümleri ile önceki albümlerinden bile tamamen farklı bir tarzda karşımıza çıkan Linkin Park, herhalde diğer albümlerine kıyasla en çok tepkiyi bu albüm ile aldı. Çünkü gitar sololarından ve Chester’ın bağırışlarından çok techno ve dubstep sesleriyle dolu olan albüm, Linkin Park’ın kağıt üzerinde en başarılı albümlerinden biri ama alışamayanlar için de gerçekten farklı bir albüm oldu. Albüm ‘Burn It Down’, ‘Lost In the Echo’, ‘In My Remains’ ve ‘Castle of Glass’ gibi yıllar sonra bile dinlenebilecek şarkılar da barındırıyor. Bundan iki yıl sonra çıkardıkları ‘The Hunting Party’ albümünde ise şu ana kadar yapmadıkları kadar konuk sanatçı davet ettiklerini görüyoruz. ‘Page Hamilton’, ‘Tom Morello’  ve ‘Daron Malakian’ gibi rock müziğiyle iç içe insanlarla gerçekten eski tip bir Linkin Park albümüyle buluşmuştuk. Albümde ‘Rakim’ gibi efsane bir rapçiyle yine efsane bir nu-metal rock grubu Linkin Park sentezinin nasıl olabileceğinin de cevabını almış olduk. Ve işte bu yıl, yani bu albümden 3 yıl sonra, 19 Mayıs 2017’de Chester’lı son albümle ‘One More Light’ ile buluştuk. Bu tarihten bir gün önce, yani 18 Mayıs’ta ise Chester en yakın arkadaşı Chris Cornell’in intihar haberini almıştı, hatta One More Light’ı daha sonra tam anlamıyla ona adadı. Belki de bu duygusallık onu intihara sürükledi, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama Cornell’in ölümünün bunu tetiklediği gerçekten çok bariz… Her neyse, bu albümü ayrı bir başlık altında incelemek istiyoruz.

İNTİHAR NOTU: BİR IŞIK DAHA

‘Milyonlarca yıldızın bulunduğu bir gökyüzünden, bir ışık daha sönse kimin umrunda olur ki?’

Albüm ilk olarak ‘Heavy’ adlı soft-pop türünde bir parçayla duyuruldu. Şarkı o kadar çok tepki aldı ki şu an bile video klibine girerseniz dislike çubuğunun neredeyse yarı yarıya olduğunu görebilirsiniz. İnsanlar Linkin Park’ın pop yapmasına o kadar çok tepki verdiler ki bundan sonra çıkan bütün single’larda da aynı dislike çubuklarına şahit olduk. ‘Heavy’de psikolojik olarak yalnızlık çeken ve bunu artık kaldıramayacak kadar ‘ağır’ bulan iki kişiyi –Kiiara konuk olarak yer aldı- dinleme fırsatı bulduk. Klibi de tıpkı şarkıya uygun bir şekilde kişilik bölünmesi temasıyla anlamını tam olarak karşılıyordu. ‘Battle Symphony’, ‘Good Goodbye’ ve son olarak ‘Talking To Myself’ single’ları yayınlandı. 20 Temmuz günü ‘Talking To Myself’in klibiyle buluştuk. Ama sadece saatler sonra, bütün gençliğimizin ölüm haberiyle karşılaştık. Chester’ın internette intihar haberleri dolaşmaya başlamıştı ve yine saatler sonra grubun diğer üyelerinden bu durumu doğrulama haberi geldi. Daha sonra ise kendini kemerle astığını öğrendik. Peki bu noktada sorularımız var doğal olarak, çünkü intihar hiçbir insan için birdenbire gelen bir karar olamaz. Chester’ın çocukluk ve gençlik yıllarını gerçekten iyi yaşamadığını biliyoruz ama yaklaşık 20 yıldır Linkin Park’ta ve bu kararın fark edilmemiş olması fazlasıyla üzücü…

Albüm tanıtımları sırası bir röportajda Chester, “Tek başıma kalmak istemiyorum, tek başıma kalmak benim için fazlasıyla üzücü… Çünkü herhangi bir şeye odaklanmayıp mutlu olduğum sürece, evet rahatım. Ama eğer zihnimle baş başa kalıyorsam bu benim için tam olarak bir felaket…’ şeklinde bahsetmişti aslında korkularından. Binlerce insanı zor zamanlarında intihar denen durumdan çekip kurtaran ateş dövmeli adam, kendini bu durumdan kurtaramamıştı. Bu paragrafın başlığına intihar notu dedik çünkü ölüm haberinden sonra bütün Chester şarkıları sanki birer intihar notuymuş gibi gelmeye başladı, ama özellikle son albüm, gerek lirikleri ve gerek şarkı adlarıyla tamamen bir vedaymış gibi. ‘Beni Kimse Kurtaramaz’, ‘Güzel Bir Veda’, ‘Kendimle Konuşuyorum’, ‘Savaş Senfonisi’, ‘Görünmez’, ‘Ağır’, ‘Üzgünüm’, ‘Yarı Yarıya Haklıyım, ‘Bir Işık Daha’ ve ‘Keskin Bıçaklar’ şarkı listesi ile yayınlanan albüm gerçekten duygusal sözler barındırıyor, belki de gerçekten Chester bize bu albümle veda etmiştir ama umarım bütün acılarından kurtulmuşsundur çocukluk kahramanız, seni çok özleyeceğiz.

‘İçimdeki karanlıkları kovalıyorum ve bu durumdan beni kimse kurtaramaz…’

‘Umarım gidecek iyi bir yerin vardır çünkü bu gidişin bir dönüşü olmayacak…’

‘Tutunuyorum, neden her şey bu kadar ağır ki?’