Bir çağı bitirip insanlık tarihinde yepyeni ama o kadar da beyaz olmayan bir sayfa açan devrim: 1789 Fransız Devrimi. Omuz omuza savaşılan cepheler, kadın erkek ayrımı olmadan süren mücadeleler silsilesidir Fransız Devrimi. Tüm ülkeyi, sonra da tüm dünyayı yerinden sarsan kavramları salmıştır dünyaya “liberté, égalité, fraternité” yani “özgürlük, eşitlik, kardeşlik”.

26 Ağustos 1789’da devrimin ana metni olan, “La Déclaration des droits de l’Homme et du citoyen” yayımlanmıştır. Her ne kadar metin Türkçeye “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi” olarak çevrilmişse de gerçekte olan bundan farklıdır. Çünkü bildirge tam olarak “insan haklarından” bahsetmez, insanların yalnızca yarısını kapsayan bildirge söz konusudur. Bildirgede sayılmış haklara sahip olmayan çok büyük bir kesim söz konusudur. Toplumun neredeyse yarısını kapsamaz bildirge: kadınları.

Eugene Delacroix tarafından resmedilen Fransız İhtilali.

Devrim birlikte yapılmıştır, kadınlar da erkeklerle birlikte mücadele etmiştir ancak kazanımların sahibi sadece erkek olmuştur. Egemenliği bu sefer başka bir Tiran elin tutmaya başlamıştır Olympe de Gouges’un deyimiyle: erkekler. Erkin erkeğin tekeline geçmesine başkaldırmıştır. Fransız Devrimi’nde her almış herkes gibi o da devrim öncesideki köleliğe, ekonomik adaletsizliği karşı mücadele etmiştir. Karşılığında ise adaletsizlikle karşılaştı Olympe de Gouges, diğer tüm hemcinsleri gibi. Omuz omuza mücadele ettiği dava arkadaşları, erkekler, onlara sırtlarını döndüler. Olympe de Gouges bu adaletsizliğe karşı ise “Kadının ve Kadın Yurttaşın Haklar Bildirgesi”ni kaleme aldı. Sonra şunlara sordu erkeklere:

“Adam, sen, adil olabilir misin? Sana bu soruyu bir kadın soruyor. En azından bu hakkı ondan alamazsın. Söyle bana, benim cinsimi baskı altına alan, kendinden menkul iktidarı kim verdi sana? Gücün mü? Yeteneklerin mi?”

Olympe de Gouges’un sesi yaklaşan birinci dalga feminizmin ayak sesleriydi. Kadınların en temel haklarını elde etmek için verecekleri mücadelenin müjdesiydi. Olympe de Gouges, Fransa’da sesini yükseltirken erkek egemenliğine karşı; Mary Wollstonecraft da İngiltere’de başlıyordu sesini yükseltmeye. Avrupa’nın en büyük ülkelerinden ikisinde kadınların artık boyun eğmeyeceğini, yıllarca dayandıkları baskıları, zincirleri kıracakları sinyalini yollamaya başlıyordur.

De Gouges tarafından yayımlanan bildirge genel olarak İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ndeki maddeleri değiştirerek insan yerine erkek ve kadın yurttaş ibaresi eklenerek oluşturulmuştur. Fikirlerinde ise en öne çıkan ise “Kadına darağacına çıkma hakkı tanınıyor; öyleyse kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır” olmuştur.

Chérieux
Club of patriotic women in a church

Son derece radikal olan bu çıkışı ile De Gouges, o dönem yaratmak istediği etkiyi yaratamamıştır. Aynı yıl, Jean-Jacques Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi”ne karşılık vermiştir. Kendi Toplum Sözleşmesini yazan Olympe de Gouges, kadınların evlilikte sahip olduğu konumun erkekler ile eşit olmadığını ve bu dengesizliğin düzeltilmesi gerektiğini savunmuştur. Yazarın her savunması, uğrunda mücadele ettiği her şeye karşı duyduğu büyük tutkusu sayesinde kuvvetlenmiştir.

Sonraki dönemlerde Jakobenlerin gittikçe artan baskıları ve azalan özgürlük ortamından elbette Olympe de Gouges da etkilenmiştir. Gittikçe sertleşen üslubundan dolayı Temmuz 1793’te tutuklanan De Gouges, avukat tarafından savunulma hakkına sahip olmadığı için kendi savunmasını yapmıştır. 3 Kasım 1793 günü ise giyotin hakkını kullanarak idam edilmiştir. Kulaklarda ise idama götürülürken söylediği şu sözleri kalmıştır:

“Titreyin, çağdaş Tiranlar! Mezarımın derinliklerinden duyulacak sesim. Cesaretim, sizin daha barbar davranmanıza neden oluyor

Kaynakça: 1 ve 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here