Bilim kurgu, sinemanın en eski türlerinden biri. Georges Méliès’in 1902 tarihli A Trip to the Moon’uyla temeli atılan janr, zaman içinde pek çok değişim geçirdi. İlk dönemlerde fazla ciddiye alınmayan tür, 1960’lı yıllarla beraber güçlenerek şimdiki konumuna geldi.

Bu yazıda, ilhamını 2001: A Space Odyssey (1968) ve Solaris (1972) gibi varoluşsal bilim kurgu denebilecek yapımlardan alan Ad Astra filmini ele alacağım. Dünya prömiyerini Venedik Film Festivalinde yapan filmin yönetmen koltuğunda Two Lovers (2008), The Immigrant (2013) ve The Lost City of Z (2016) gibi çalışmalarıyla tanınan James Gray oturuyor. Senaryoyu, Gray ile beraber Ethan Gross kaleme almış. Filmin oyuncu kadrosunda ise Brad Pitt, Tommy Lee Jones, Ruth Negga ve Donald Sutherland gibi ünlü isimler yer alıyor.

Roy McBride, kendini bilimsel araştırmalara adamış ve duygularını dışa vurmaktan hoşlanmayan bir astronottur. Roy, kendisi gibi astronot olan babasının dünya dışındaki canlıları araştırmak için gittiği uzayda, uzun yıllar önce kaybolmasının yarattığı travmayı hala atlatamamıştır. Yıllar sonra babasının bulunduğu gemiden bir sinyalin gelmesiyle onu bulması için görevlendirilir.

James Gray, hiç şüphesiz baba-oğul ilişkisi ve aile temasına ilgi duyan bir sinemacı. İlk filmlerinden We Own the Night (2007)‘ta iki erkek kardeş ve babalarının suç dünyasında sarsılan ilişkilerine odaklanan sinemacı, bir önceki filmi The Lost City of Z’de de 1920’li yıllarda Amazonlardaki kayıp bir şehri keşfe çıkan bir baba-oğulun öyküsünü anlatmıştı. Yönetmen, Ad Astra’da da çok sevdiği bu ilişkinin üzerine gitmeyi tercih etmiş.

Filmde, uzayda karşılaşabileceğimiz olası tehlikeler ve büyük aksiyon sahneleri yerine babasının kaybının yarattığı travmayı atlatamamış Roy’un psikolojisine odaklanılmış. Son yıllarda çarpıcı ve hipnotize edici uzay görüntüleri eşliğinde, ruhunda derin yaralar olan ve yetersizlik duygusuyla boğuşan karakterlerin, kendileriyle hesaplaşmalarını ve aradıklarını bile bilmedikleri devayı fezada bulmalarını çokça izledik. Gravity (2013) ve Interstellar (2014) gibi yapımlar bunlara örnek olarak verilebilir.

Bu ismi geçen filmlerin ilhamlarını yukarıda da bahsettiğim 2001: A Space Odyssey ve Solaris gibi klasiklerden aldıkları muhakkak. Fakat eninde sonunda bir Hollywood mamulü oldukları için belirli konulardan feragat etmeleri gerekiyor. Bunların en önemlilerinden ikisi, hikâyedeki bütün gizemleri ve karanlık noktaları açıklamaya çalışan geveze senaryo ve büyük bir katarsis duygusuyla mutlu sona ve ailenin bütünlüğüne ulaşılması. Bunun gibi durumlar Ad Astra’nın da bu ‘gereklilikleri’ takmayan, türün klasiklerinin ve bahar aylarında izlediğimiz enfes Avrupai bilim kurgu High Life’ın seviyesine çıkamamasına neden oluyor.

Fakat film, zaaflarına rağmen bağımsız sinemadan gelen Gray’in sabırlı anlatımı, ses ve görüntüyle yaratılan nefes kesici biçimiyle tatmin etmeyi başarıyor. Ketum ana karakterin donuk ve travmatize hali, uzayın derinliklerine gidildikçe çözülüyor. Roy’un kendisiyle ve babasıyla adım adım barışması, acele edilmeden ve göz boyayan aksiyon sahnelerine başvurulmadan aktarılmış.

Dingin bir şekilde ilerleyen filmde gerilimi yükselten birkaç sahnede ise dünya dışı varlıkların yarattığı tehlike yerine, artan uzay seyahatlerinin ve kolonileşmenin sebep olduğu zararlar yansıtılmış. Sinemacı, uzay seyahati konusundaki SpaceX gibi özel girişimlerin sanılanın aksine yarardan çok zarar getirebileceğini vurgulamaya çalışmış. Türün pek çok örneğinde olduğu gibi özel şirketlere eleştiri oklarını fırlatmayı da ihmal etmemiş.

Oscar ödülleri tahminlerinde de adı bolca geçen filmde Brad Pitt, son yıllardaki en iyi performansını ortaya koymuş. Yapımcı koltuğunda da oturan Pitt, ketum ve ruhu yaralı Roy’u oldukça sade bir oyunculukla canlandırmış. Tommy Lee Jones ve Donald Sutherland gibi usta oyuncular da ona başarıyla eşlik etmiş.

Ad Astra, görkemli görsel efektlerden ziyade ana karakterinin psikolojisine odaklanan, mutlaka sinemada izlenmesi gereken kaliteli bir bilim kurgu filmi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here