Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Bungie Destiny’i ilk defa E3 fuarında görücüye sunduğunda bu projenin on yıl destekleneceğini belirtmiş ve hatta henüz daha oyun bile çıkış yapmamış olmasına rağmen ondan iki sonra çıkacak DLC’nin baş kötüsü Oryx’i “bng_oryx” kullanıcı adıyla tease etmişlerdi. Buradan da biz oyunseverler anlamıştık ki evet Bungie gerçekten de on sene sürecek olan bir serüvenin fitilini ateşledi. Ne yapacakları, ne zaman yapacakları belli olacaktı ve oyuncalara kalan sadece o hamlelerin zamanını beklemek olacaktı.

İlk üç senesini deviren Destiny, ikinci oyunun önce sızmasıyla sonra da açıklanmasıyla hem heyecanlandırdı, hem kuşkulandırdı; bir çok kişiyi arada bıraktı. Çünkü hani Destiny on sene destek alacaktı? On sene destek alacak şey Destiny markası ya da evreni miydi yani? Öte yandan yeni oyun! Yeni mekanikler, yeni oyun motoru, yeni içerik, yeni hikayeler! Destiny 2’nin çıkışına kadar bu beklenti kartopu misali artarken güzel geçen bir de beta süreciyle nefesleri tutturdu ve geriye saydırdı. Eylül’e daha çok vardı fakat sayılı gün çabuk geçerdi.

Destiny 2 çıktı. Doğru en çok eleştiri aldıkları yer olan hikaye anlatım cephesini güçlendirmişti ama hâlâ yeterli değildi. Yeni silah sistemi matematiksel olarak çeşitlilik sağlasa da pratik olarak sıkıcıydı. PvP eskisine nazaran kat kat daha yavaştı. Süperler ve bomba gibi özellikler bir türlü gelmek bilmiyordu. Destiny 2 tam bir hayal kırıklığı oldu. Tüm bunlara rağmen -sevip sevmedikleri tartışılır- Destiny 2’yi oynayan bir ekip mevcut olarak varlardı. Bilgisayar için güzel optimizasyona sahip saniyede 60 kare yağ gibi bir oyun olmasına rağmen platforumdaki rakiplerden ötürü çok tercih edilmedi.

Destiny 2 ite kaka bir şekilde devam etti. Ardından yama notları, geliştirmeler ve bir takım geliştirmelerin geleceği açıklanarak bir çok kişiyi sevindirdi. Yama notları iyi giderken ve tam içerik açısından tekrara düşmüşken o DLC çıka geldi. İlk genişleme paketi Curse of Osiris. Taze bir hava, tatlı bir eklenti olarak beklerken bir yumruk da Curse of Osiris’ten yedik. Keyifsiz bir senaryo, içi boş Merkür, rastgele yapıldığını sürekli gözümüze gözümüze vurmalarına rağmen asla hiç bir şekilde keyifli olmayan Infinity Forest. İşler kötü gidiyordu ama ilk oyunda böyle değil miydi zaten? Destiny 1’in ilk hali oldukça topa tutulmuş, Dark Below’da o kadar dolu dolu değildi. Bunlara rağmen kendini topladı ve hepimiz Destiny 1’i güzel hatırladık. Demek ki Bungie’ye güvenmeli miydik?

Resmen Destiny 1’deki tecrübelerin aynısını yaşıyorduk. Bu matematiğe göre ikinci genişleme paketi Warmind’ın hem dolu dolu olması gerek hem de keyifli ve güzel olması gerekti. Peki ya Warmind öyle bir DLC mi?

Hikaye

Warmind’in bize sunmuş olduğu hikaye itiraf etmek gerekirse biraz kısa fakat fiyatının sadece 20 dolar olduğunu hatırladığınızda normal gelmesi muhtemel. Hikayemiz Hive ırkının Warmind yani bir diğer değişle Rasputin’e saldırmasıyla başlıyor. Evrenin en tehlikeli silahı ve yapay zekası olan Rasputin’e saldırmalarındaki amaç elbetteki onun gücünden ve silahlarından faydalanmak. Bu durumun farkında olan Anastasia Bray, Rasputin’in yaratıcısının kızı, Gardian’dan yardım ister. Fakat Zavalla’nın da olaylara dahil olmasıyla işler sarpa sarar. Artık tehdit daha büyüktür. Hem Oryx’in terk edilmiş oğlunun hem de Worm God, Xol‘ün hakkından gelmek gerekmektedir.

Nasıl? Bizce hiç fena değil. Evet elbetteki aşırı tahmin edilebilir bir örgü var elimizde fakat Destiny hiç bir zaman oyuncuyu şaşırtmaya çalışmadı. Gereksiz ve aptalca twist’ler yerine doğrudan, akan bir hikayeyi tüketmek çok çok daha iyidir bize göre. Hikayenin işlenişi de oldukça güzel. Ana Bray’ı o kısa süre boyunca pek tanıma şansımız olmuyor ama yine de benimsiyoruz ve kanımız kaynıyor. Curse of Osiris’ten kat kat daha iyi olduğu aşikar. Hikaye başlıyor, bitmemiş gibi görünüp fake atıyor, quest’lerle destekleniyor. Tipik bir “Bunu hallettik ama daha büyük tehlikeler bizi bekliyor olabilir.” tripleri kuşkusuz var. Bunun da zaten ilerleyen DLC’ler olduğunu tahmin etmemiz muhtemel.

Hikaye güzel de anlatımı nasıl diye soracaksanız o da hiç fena değil. Tipik bir FPS oyunun hikaye anlatma tekniği olan çatışırken veya A noktasından B noktasına giderken diyalog duyma olayı her ne kadar tatsız olsa da ilgi çekici sohbetlerle kulağınızı oraya verecek şekilde tasarlanmış. Öte yandan hikaye anlatımı esnasında sinematikler de kullanılmış ve izlemesi oldukça tatlı şeyler.

Uzun lafın kısası hem hikaye hem de hikaye anlatımı berbat değiller, çıtayı göklere çıkaracak seviyede de değiller. Bir hikayenin bizim için en mühim yerlerden biri o evrene bir şey katıp katmadığı oluyor tabi ki. Warmind hikayesi Destiny evrenine somut bir katmadı. Çünkü Ana Bray’ı ilk oyunda görmesek de Grimoire kartlarından biliyor, Rasputin’in de silahlarını kullanıyorduk.

Finali için şunu desem yeterli olacaktır. Destiny’i ve evrenini seviyorsanız tüylerinizi diken diken edecek bir finali var fakat çok fazla ilgi duymuyor ve bu evrenin geek’i değilseniz sizi çok da etkilemeyecektir. Bu demek değil ki finali kötü. Sadece verdiği hissiyattan bahsediyorum. Finali kötü mü? Değil.

Eski Dostlar Geri Geldi: Mars, Warsat, Sleeper Simulant

SLEEPER GERİ GELDİ HIĞA. Öhm. Pardon affedersiniz ama şöyle okkalı bir çığlık atmamız gerekliydi. Bu kadar sevinmemizin sebebi harika bir PvE silahı olması. Tam bir boss öldürücü, seri strike attırıcı. Eğer oynuyorsanız lütfen üşenmeyin edin kasın. Bir dakika ya oynuyorsanız çoktan kasmışsınız zaten.

Mars ilk oyunda nazaran çok farklı hissettiriyor. Hiç bir yeri ilk oyunla aynı değil ya da aynı ama o hissi vermiyor. Hangisi geçerli olursa olsun bunun iyi bir şey olduğunu tartışmamıza gerek yok sanırım. Curse of Osiris’te eklenen Merkür’den çok çok daha büyük ve dolu. Public event’ler ve yeni etkinliğimiz Escalation Protocol Mars’ta sizi bekliyor olacaklar. Public event’ler demişken Destiny 1’den alışkın olduğumuz o public event; Warsat’ı koruma event’i de geri geldi. Onun gelmemesi gibi bir durumu düşünemezdik çünkü tema olarak -adından da anlaşıldığı gibi- Warmind ile oldukça içli dışlı.

Expansion İle Eklenen İçerikler

Şimdi, açalım ağzımızı yumalım gözümüzü. Yazımızın bu başlığında Escalation Protocol’den, strike’lardan ve elbetteki Spire of Stars raid’inden bahsedeceğiz fakat hem okumanız kolay olsun diye hem de incelemesi daha detaylı olsun diye etkinlikler için ayrı ayrı başlıklar açacağız.

  • Escalation Protocol

Mars’ın üstünde ve altında bulabileceğiniz yeni public event sistemi. Alışılagelmiş public event’lere nazaran Protocol’ün en büyük farkı seviye seviye artarak ilerlemesi ve sizin istediğiniz zaman başlatabilmeniz. Her hafta farklı bir boss’u dolayısıyla farklı bir loot’u temin ettiğiniz Escalation Protocol’ü oynamanız için teorikte herhangi bir oyuncu sayısı fark etmiyor fakat zorlayıcı düşmanların üstünden gelmeniz için dokuz kişi olmanız şart. Evet, zorlayıcı dedim çünkü Escalation Protocol Destiny’deki en zor etkinliklerden biri olabilir. Birden altıya kadar seviye seviye artan düşman sayısı ve gücü sizi terlettikten sonra daha teriniz soğmadan yedinci seviyede boss’un sizi karşılaması tempoyu asla düşürmüyor. Keyifli, zorlayıcı, takım çalışmasını iliklerinize kadar hissettirici daha ne olsun? Süperler havada uçuşuyor, o kadar aksiyon var ki konsolunuz bu cümbüşe dayanamıyor ve oyun kasmaya başlıyor. Abartmıyoruz, ciddiyiz! Bize bir etkinlik söyleyin hem aksiyon dolu, hem temposundan asla ödün vermeyen hem de yorucu olsun. Escalation Protocol’ü oynamak fazlasıyla yorucu. Hem zihnen hem de fiziksel olarak. Belki de tam da bu yüzden çok keyiflidir, olamaz mı?

  • Strike

Bu ne Bungie? Cidden mi yani, bu mudur bize uygun gördüğün? Tamam DLC, 20 dolar olabilir de höh be kardeşim. O kadar sinirliyiz ki bu duruma yani elimiz ayağımız titriyor sinirden. Niye mi bu kadar öfkeliyiz? Çünkü hikaye modunda kestiğimiz bossları; aynen, direkt, doğrudan, hiç bir değişiklik yapmadan, pat diye eklemişler! Bunun hiç bir şekilde affının olmadığının farkındasınız değil mi? Playstation sahiplerine 3, diğer platformlara 2 strike geldi e zaten bunların ikisi hikaye modunu oynarken kestiğimiz boss’lar. Aynı haltı Curse of Osiris için de yapmışlardı yine yaptılar. O zaman da sinirlenmiştik şimdi de. Strike’lar iyi mi diye sorarsanız (pardon strike’lar demişiz, hikayede kestiğimiz boss’u bir daha kestirelim çünkü strike tasarlamak için acayip üşgengeciz diyecektik!!!) hiç fena değiller ama ağzıyla kuş da tutsa bu denli bir ayıbı örtemez.

  • Raid: Spire of Stars

Bilmem farkında mısınız daha şimdiden elimizde üç raid var. İlk oyunda iki raid bir de arena vardı fakat yine de üç raid’i tercih ederiz. Her Destiny oyuncusu bilir ki bu oyunun asıl esprisi raid’lerdir. Yeni ve raid’e özel mekanikler, çözülmesi gereken bulmacalar ve elbette o güzel loot’un kokusu vardır. Bu raid’te de bu var ama tasarım olarak çok büyük bir hataya ev sahipliği yapmış. Raid’ler altı kişi oynanırken o alti kişi de iş yapıyor ve birer göreve sahip olur. Söz konusu raid; Spire of Stars’ta ilk yarıda bu durum söz konusu değilken sonlara doğru düzeliyor. Spoiler vermek istemiyoruz fakat ilk görevde iki-üç kişinin görevi etrafı temizlemek gibi acayip sıkıcı bir şey olur mu? Olduysa da olmamalı. Hiç bir raid örneği yok ki kişi görevsiz kalsın ve etrafı temizlemekle görevlendirilsin. Bu Spire of Stars için ciddi büyük bir eksi fakat dediğimiz gibi sadece ilk yarısı için geçerli olan bu mesele ikinci yarıda kendini büyük ölçüde toparlıyor. Bu yüzden “Yahu biz bu raid’i sevdik mi sevmedik mi?” diye düşünürken kesin olarak hayır diyemiyoruz ama kesin olarak evet de diyemiyoruz. En iyi Destiny raid’i olmadığı konusunda hem fikiriz ama tüm bunlara rağmen Leviathan teması ve hikayesine son noktayı koyduk. Bakalım ikinci sene bizi nasıl bir tema ve/veya hikaye bekliyor?

İncelememizi toparlayacak çok güzel bir sözümüz var; “Bu expansion 20 dolar için gayet iyi ve yeterliyken 74 lira gibi bir fiyat için bekleneni vermiyor.” Ortalamanın biraz üstüne bir tecrübe yaşatmasına rağmen bunu kötü ya da çirkin olarak adlandırmamıza gerek yok. Bunun sebebi de Warmind’in 1.2.0 güncellemesiyle ayrı düşünülmeyecek şekilde tasarlanmış olması. Hikaye cephesinde güzel bir tat bırakmasına rağmen daha önce de değindiğimiz strike’lar acayip sinir bozucu. Escalation Protocol ilk oyuna sahip olanların çok tanıdık olacağı Court of Oryx kadar eğlenceli.

İncelemeye son noktayı koymadan önce değinmek isteğimiz bir şey daha var o da ilk oyundaki materyallerin tekrardan ikinci oyuna eklenmesi durumu. Her ne kadar çokça kişi tarafından eleştirilse de bize hem gerekli hem de keyifli eklentiler gibi geliyor. Tekrardan üzerinden geçilmiş ve güzelleştirilmiş sevdiğimiz materyallerle karşılaşınca hem nostajik oluyoruz hem de eski bir dostumuzu görmüşçesine seviniyoruz. Destiny 1’de çok sevdiğimiz Bannerfall PvP haritasını o halde yıkık dökük görmemiz gibi ufak detaylı tatlılıklar keyifli eklentiler.

Peki ya siz yeni DLC ya da genişleme paketi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bungie ikinci yılda biz oyuncuları şaşırtabilecek mi? Hatırlatmak gerekirse The Taken King her şeyi değiştiren, bol ve güzel bir ikinci yıl DLC’si olmuştu. Kendinize dikkat edin gardianlar! Tehlike hâlâ geçmiş değil.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here