Menderes Nehri Vadisi’nde, doğal bir sit alanı olan Pamukkale, bembeyaz travertenleriyle ziyaretçilerini bir gelin edasında karşılıyor.

Bu yazımızda ülkemizin yegane güzelliklerinden biri olup, sularında şifa dağıtan Pamukkale hakkında bilgi vereceğiz. Hazırsanız başlayalım!

Pamukkale, Denizli ilinde bulunan ve UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer alan doğal güzelliklerimizden biridir. Eski Hierapolis kenti, Laodikya Antik Kenti, Karahayıt Köyü ve diğer tarihi bölgeleri ile dünya mirasları arasında yer almayı hak eden Pamukkale, antik kentlerinin yanında travertenleri ve kaplıcaları ile dikkat çekmektedir. Ulaşım kolaylıkları ve konaklama çeşitliliği sayesinde her yıl yerli ve yabancı turist ziyaretleri artmaktadır.

Hierapolis, Bergama Kralı II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yüzyıl başında kurulmuş ve adını Amazon Kraliçesi Hiare’den almıştır. Antik kent girişinde yer alan nekropol, 2000’den fazla mezarıyla Doğu Akdeniz’in en büyük antik mezarlığı özelliğine sahiptir. Amfi tiyatrosu hala ayakta olan antik kentte tiyatronun manzarası da ziyaretçileri büyülemektedir.

Batı Anadolu’nun en büyük ticaret merkezlerinden biri olmuş olan Laodikya kalıntıları da Pamukkale çevresinin görülmeye değer zenginliklerindendir. Halen kazıların devam ettiği antik kent Küçük Asia’nın 7 ünlü kilisesinden birine ev sahipliği yapmıştır. Büyük ve küçük tiyatrosu, tapınak ve stadyumu ile çağının en iyi yerleşim yerlerinden biri olmuştur.

Hierapolis Antik Kenti’nin kuzeyinde bulunan bir tepede konumlanmış olan St. Philippe Martyrion Kilisesi ise, İsa’nın 12 havarisi arasında yer alan St. Philippe’in anısına inşa edilmiştir. St. Philippe’in mezarının da burada olduğu düşünülürken Hierapolis’in en görülesi tarihi kalıntıları arasında yer almaktadır.

Pamukkale antik kentleri dışında ünlü Yeşildere Şelalesi’yle de doğal güzelliklerini sizlere sunmaktadır. 55 metrelik bir yüksekliğe sahip olan şelalenin oluşturduğu muhteşem görüntünün fotoğraflarını çekebilir, buz gibi sularda serinleyebilirsiniz.

Güzel Pamukkale’nin Oduncu Kızı Efsanesi’nden bahsedecek olursak; bir zamanlar, buralarda yaşayan fakir bir oduncunun çirkin bir kızı varmış. Kızcağız, fakirliğine pek aldırış etmiyormuş ama çirkinliğinden çok utanıyormuş.

Evlenme çağı geldiği halde hiçbir isteyeni de çıkmamış. Kızcağız:
– Olmaz, demiş. Böyle yaşayacağıma, yaşamam daha iyi!

Bir sabah erkenden çıkmış Çökelez Dağı’na, atmış kendini uçuruma.

O sabah, tesadüf ya, Denizli Beyi’nin oğlu ava çıkmış. Yolu buralara düşmüş. Tepeden aşağı bakınca bir de ne görsün, kayalardan sızan sıcak suların biriktiği bir gölcüğün kıyısında ay parçası gibi güzel bir kızın cesedi durur. Koşmuş aşağı, kucaklamış kızı, kalbini dinlemiş. Baygın ama yaşıyor! Almış atının terkisine, sürmüş dörtnala sarayına. Hikayenin bundan sonrası kırk gün, kırk gece süren mutlu bir düğünle sonuçlanır. Düğünün bahtlı gelini de çirkinliğine dayanamayıp oysa ki, canına kıymak isteyen fakir oduncu kızı iken Pamukkale’nin şifalı suları, onun çirkinliğini silip götürmüş, güzellikte eşsiz bir pamuk prenses yaratmış. Bu efsaneden sonra kadınlar güzelleşmek için bu ılıcaları ziyaret etmeye başlamışlar.

 

Jeotermal özellikleri açısından dünyanın sayılı merkezlerinden biri olan Pamukkale’de, fay hatlarının oluşturduğu kaynak ve maden suları sayesinde farklı hastalıklara şifa dağıtan termaller bulunmaktadır.

Tarihi ve doğal güzelliklerin bir arada bulunduğu bu yerde içme sularının bile; sindirim sistemi, özellikle mide, bağırsak, karaciğer, safra yolları fonksiyon bozuklukları, hipostenik dispepsiler, safra pigmentlerinden stazları, şafra kesesi ve safra yollarının kronik iltihapları, şişmanlık, diabet, gut gibi hastalıklara iyi gelmekte olduğu bilinmektedir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here