2004 İstanbul albümünün 15. yılını kutlayan Demir Demirkan ile kendisinin Amerika’dan ülkemize dönüşünden bir gün sonra hem kendisi hakkında hem de müzik hakkında keyifli bir röportaj yaptık. Röportajda bana Listenary’den bir başka arkadaşım Deniz Akçit de eşlik etti. Keyifli okumalar.

Demir Demirkan: Genelde sadece merhaba ben Demir deyip, ne yaptığımdan veya kim olduğumdan bahsetmiyorum. Bence önemli olan insanın karakteri. Sohbet nereye giderse onu takip ediyorum. Ne iş yapıyorsun tarzı sorular geliyor bazen. Daha çok ülke dışında yaşıyorum bu durumu çünkü orada çok tanınmıyorum. Müzisyen olduğumu söyleyince biraz meraklanıyorlar insanlar ve ben de o zaman anlatıyorum. Yine de anlatırken Türkiye’de şöyle tanınıyorum, bu işleri yaptım diye anlatmıyorum tabii. Utanıyorum da aslında biraz. Şahsi pazarlama yapamıyorum, bana uygun değil. Kısaca kendimi müzisyen olarak tanıtıyorum.

Deniz: Sizi müzik yapmaya iten neydi? Şöhret, para, arkadaşlık, aşk, bir şeyler paylaşmak?

Demir Demirkan: Müziğe 12 yaşımda gitar çalarak başladım. Abimin İzmir’de rock grubu vardı. Ben o sıralar müzikle ilgili değildim ama onların yaptıkları şey hoşuma
gidiyordu. Cover çalıyorlardı sadece kendi besteleri yoktu. Önce davul çalmak istedim, hoşuma gitmedi. Şarkı söyleyeyim dedim o da pek hoşuma gitmedi o zamanlar.
Sonra abimin gitarını çalmaya başladım ve sevdim. Daha sonra ise şarkı yazmaya başladım. Abimden kalan nota kitapları vardı Pink Floyd, Simon & Garfunkel gibi.
Onların şarkılarını çalışarak başladım. Üniversite de ise gitar çalmaya daha çok önem verip iyice öğrendim ve ardından Pentagram grubuna girdim. Ben artık bu işi
yapacağım diye keskin bir kararım olmadı hiçbir zaman. Pek hesap yapmamıştım, öyle devam etti

Cenk: Kalabalık bir diskografiye sahipsiniz, bu diskografide keşke yapmasaydım ya da uzun süre içinize sinmeyen bir albüm veya projeniz oldu mu hiç?

Demir Demirkan: Var, birden çok var da şimdi onları saymanın bir anlamı yok. İçime sinmemesinin sebebi şu; bir albüm yaparken veya bir işe girdiğin zaman tek karar
merci sen olmuyorsun. İşin içinde bir sürü insan oluyor. Albümü seslendirecek sanatçı, menajer, plak şirketi, yapımcı… Herkesin bu iş için bir söz hakkı oluyor ve
insanların istekleri ile yön tayinleri genelde birbirini tutmuyor.

Cenk: Yapımcılar manipüle mi ediyor?

Herkes ediyor ya da etmeye çalışıyor. Herkes doğru olduğuna inandığı şeyi yaptırmaya çalışıyor. Bazı albümler var gerçekten isimlerini söylemeye gerek yok şimdi. Keşke yapmasaydım değil de keşke benim istediğim gibi olsaymış diye hissediyorum.

 

Deniz: Müziğin hem aranjörlük hem de sahne önü evresinde yer alıyorsunuz. Hangi evresinde kendinizi daha rahat hissediyorsunuz?

Demir Demirkan: Hepsinde rahatım ve hepsini ayrı seviyorum. Birini fazla yaptığım zaman diğerini özlüyorum. Bu yüzden bir onu bir onu yapmaya çalışıyorum. Hepsini hayata sığdırmaya çalışıyorum yani.

Cenk: Everyway That I Can şarkısının bestecisi olmak kendinize bakışınızı değiştirdi mi? Bildiğimiz üzere şarkı Eurovision’da birinci oldu bu size neler hissettirdi?

En başta şarkıyı yazarken aslında yarışmaya giriyor olmak çok da istediğim bir şey değildi.
Ben en son lisede müzik yarışmasına katılmıştım. Bir de Eurovision gibi bir yarışmaya şarkı yazıyorsunuz. Ekip çok sağlamdı. Aranjöründen tut şarkıcı Sertab Erener’e,
TRT’nin desteği, dansçılar… Çok fazla insan vardı ekipte sadece benim yaptığım bir şey değildi. O yüzden ben besteyi yapıp, sözlerini yazıp çekildim ve gerisi de gayet
iyi işledi açıkçası. Kazandıktan sonra herkes çok mutlu oldu tabii. Benim şarkım kazandı durumundan çok Türkiye’nin ilk Eurovision birinciliğini almış olmasıydı olay.
Bizim için de çok önemliydi, ülke için de. Yıllardır yarışmaya girip o kadar değerli insanların yaptığı besteler, performanslar ve bunlardan sonra bizim bunu kazanmamız çok gurur verici. Hem bu sorumluluğu üstlenmeye çalışmak hem de başarıya böbürlenmeden ve övünmeden sevinmek zor aslında. Şahsen benim o zaman yaşım da küçüktü, bu başarıyı nasıl üstleneceğiz diye dengeyi kurmaya çalıştık. Herkes öyle yaptı
açıkçası. Mutluluk ve gurur arasında karışık bir duyguyla geçirdim, yaşadım.

Deniz: Müziğinizde size ilham veren veya ilham vermiş isimler kimler?

Demir Demirkan: Çok var ve ilham verenlerin müzisyen olması da şart değil. Yazar olabilir, tarihi bir figür olabilir, bir hikaye olabilir, bir roman olabilir, bir film olabilir. Özelikle filmlerden esinlendiğim çok oldu. Mesela hayatta bir kanala giriyorsun örnek veriyorum dövüş sanatları çalışıyorsun ve onun felsefesiyle de ilgileniyorsun. O felsefeyi hayatın romantizmiyle birleştirdiğin zaman bir 2- 3 senen bu şekilde düşünerek, bunu yasayarak geçiyor. Kitaplarını okuyorsun, insanları takip ediyorsun, söylenenleri uygulamaya çalışıyorsun. O da tabii ki şarkılara ilham oluyor. “Zaferlerim” öyle bir dönemde çıktı mesela. Zaferlerim’in müziğini yazdıktan sonra sözlerin daha düşünürken “The Last Samurai” diye bir film izleyip ondan çok etkilenmiştim ve eve gelip şarkının sözlerini bir
anda bitirmiştim. Her şeyin bir araya geldiği anlar oluyor ve o zaman da düzgün bir beste, herkesin duygusunu paylaşabileceği bir şarkı çıkıyor.

 

Cenk: 2019 yılı içinde İngilizce bir albüm çıkardınız. Bu albüme gelen tepkiler nasıldı ve Ekim turnesi sonrasındaki çalışmalarınızda da yer vermek istiyor musunuz?

Demir Demirkan: “Elysium in Ashes” Türkiye’de tanıtılmadı fakat benim sosyal medya hesaplarımı takip edenler yurt dışında yaptığım tanıtımları gördüler. Büyük ölçüde beğenildi. Sadece biraz kafa karıştırdı çünkü Demir Demirkan bundan sonra İngilizce işler mi yapacak diye düşünmeye başladı insanlar. Amerika’da etkisi iyi oldu tabii. Bu kafa karışıklığını çözmek için bazı formüller düşündüm. Bundan sonra İngilizce veya kendi tarzım dışında başka albümler yaparsam onları başka proje isimleri altında yapacağım. Çünkü Türkiye’de beni 2000’lerin başından hatta Pentagram’dan beri takip eden
insanların kafasını karıştırmak istemiyorum.

Deniz: Türk müziğindeki yeni alternatif akım “üçüncü yeniler” hakkında neler düşünüyorsunuz?

Demir Demirkan: Burada benim düşündüğüm çok fazla önemli değil aslında. Dinleyici bulup da öyle bir kültüre sesleniyorsa, kültürün şekillenmesine sebep oluyorlarsa
iyidir herhalde. Şahsen benim dinlediğim bir tarz değil. Evet baktım, güzel şeyler var, iyi şeyler yapıyorlar ama benim dünyama hitap eden bir içerik yok hem müzikal
hem de sözel olarak. Yine de Türkiye’de onları takip eden büyük kitleler var. Dolayısıyla şu an için iyi gidiyor gibi gözüküyorlar.

Cenk: Demir Demirkan bir adaya düşse yanına alacağı bir kitap, bir albüm ve film ne olurdu?

Demir Demirkan: Kitap… Birkaç tane var da şimdi bir tanesini seçmek çok zor. Bir de kitabı okumuşsam zaten neden yanıma alayım? İlgilendiğim bir konuda yeni bir kitap alırdım herhalde. Albüm ise büyük ihtimalle David Gilmour’ın On an Island diye bir albümü var, onu alırdım. Film olarak da Coen kardeşlerin Big Lebowski’si.

Deniz: Özellikle genç neslin şu an fazlasıyla giriştiği bedroom producer’lığın müziğe nasıl bir etkisi olacağını düşünüyorsunuz? Müziği özgürleştirecek mi yoksa kaliteyi mi düşürecek?

Demir Demirkan: İkisi de. Önemli olan şarkıların yatak odalarında ya da dizüstü bilgisayarlarda kaydetmesi değil. Bir dizüstü bilgisayarla harikalar yaratabilirsin. Biz
de eskiden öyle çalışıyorduk aslında, bu yeni bir şey değil. Tek farklı tarafı bunları dijital yayıncılıkla piyasaya çıkarabilmeleri. Bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu,
evde yaptığımız kayıtları bir plak şirketi olmadan çıkaramazdık. Teknolojinin gelişmesiyle daha iyi bir sound elde edebilmeleri ve aynı zamanda onları mixleyip,
piyasaya çıkarma vakti geldiğinde internet sitelerini kurup, sosyal medyalarını kurup, markalaşıp, bunları streaming servislerine verebilirler. Bence büyük farklar
bunlar. İşin iyi veya kötü olması bunu yapanın kabiliyeti ve birikimiyle ilgili bir şey. Müzik sektörüne etkisi nasıl oluyor? Şöyle oluyor: çok fazla şey var ve dinleyecek bir
şey seçmekte zorlanıyorsun. İyi bir şey bulmaya çalışıyorsun ama karşına kötü şeyler çıkıyor ve vazgeçiyorsun. Kullandığın streaming servisinde sana yapılan playlistleri dinlemek zorunda kalıyorsun en sonunda bu da senin seçimin olmuyor suni bir zekanın
seçimi oluyor. Bu seçim bizlere özgü bir şey değil ama biz seçmişiz gibi görünüyor. Herkesin bunu bir anda yapıp piyasaya sürebiliyor olması bir ses bulutu
oluşturuyor ve içinden istediğin şeyleri bulmak zor oluyor en azından benim için. Müziğin değeri düşüyor mu? Müziğin değerini dinleyici belirliyor açıkçası. En çok ne dinlenirse o şarkılar listelerde yukarı çıkıyor ve bir kartopu efekti yaratıyor. Bunun bir çözümü var mı ya da nereye evrilecek bilmiyorum. Büyük ölçüde müzisyenler, gerçekten kendini ifade etmeye çalışan, bu işe emek vermiş, yaşı ilerlemiş, olgun insanlar yavaş yavaş
küsmeye başladılar. Çünkü artık müziğin içeriğini müzikal değerinden ziyade ne kadar popüler olduğu ile belirlenmeye başladı. Ben bunun doğru olmadığını düşünüyorum.

 

Deniz: Hayatınızın bir döneminde panik ataklarla mücadele etmiş ve antidepresanlar kullanmışsınız. Bu durumun müziğinize ve konserlerinize etkisi oldu mu?

Demir Demirkan: O zaman yapmıyordum konser. Öyle bir şey yoktu. Belki de sebebi buydu. Hiç de aktif değildim, bir şeyler üretemiyordum açıkçası. İyi bir dönem değildi.

Cenk: Zaferlerim, Gitti Gider, Kahpe gibi şarkıların olduğu 2004 İstanbul albümünüz 15. yaşına giriyor. Bu sebeple hali hazırda bir turneye çıkıyorsunuz. Bu konudaki hislerinizi açıklayabilir misiniz?

Demir Demirkan: Eurovision’dan sonra benden beklenen çok daha popüler bir şeydi. Pop müziğe yakın olması isteniyordu. Ben de bunu istemiyordum. Bir süre durmaya
karar verdim. Ondan sonra “Gitti Gider” çıktı ilk, birkaç parça daha çıktı ve bir albüme doğru gidiyordu bu süreç ama bu albümü herhangi bir şirketin basıp basmayacağı
kesin değildi çünkü sert bir albüm oluyordu. O zamanki menajerimle beraber karar verdik ve kendi şirketimizden çıkardık albümü. İstediğimiz şekilde çıktı albüm. Sonuçta
o albüm bence hem sektöre hem de hayata karşı olan bir isyanın temsilcisi olarak bir bayrak gibi benim için. O yüzden hala seviyorum ve benim için çok değerli. Diğer
albümlerimin 15. yılını kutlamadım ama bu albümü kutluyorum.

Cenk: Bu turneden sonra planlarınız var mı?

Demir Demirkan: Şubat’ta bir tane daha turne planımız var. Bu turnede gidemediğimiz şehirlere şubatta gideceğiz. Şubat’a kadar bir single çıkartmayı düşünüyorum ondan sonra da albüm mü olur single mı olur bilmiyorum. Turneler zaten devam eder.

Cenk: Unutamadığınız bir konseriniz var mı acaba? Favorim diyebileceğiniz?

Birkaç tane var. Birkaç tane iyi olduğu için birkaç tanesi ise berbat olduğu için ummadıklarım var. Bir tane Çukurova Üniversitesi konserimiz var o çok güzeldi. Bir tane açık hava konserimiz vardı Sertab Erener ile ortak o güzeldi. Onun dışında birkaç tane Avrupa konseri var. Pentagram ile yaptığımız birkaç tane konser var unutamadığım. Kötüleri boşverin hiç gerek yok değmez bile.

 

Cenk: Şu anki müzik piyasasında beraber iş yapmak istediğiniz birileri var mı?

Demir Demirkan: Var. Yaptım da zaten MaNga ile üç şarkılık bir EP yaptık geçen yıl. Fatma Turgut ile bir şeyler yaptık. Şebnem Ferah ile daha önce bir şeyler yaptık. Daha önceden hiç çalışmadığım birisi ya da bir grup olabilir mi bilemiyorum açıkçası. Birlikte çalışmak benim için işten öte. Yani sanatçı ile uyum olmalı, sanatçının yanında iyi bir ekip olmalı, müzik tarzı uymalı, benim şarkıları sevmem ve onun da benim kattıklarımı sevmesi gerekiyor. Herkesin rahat olduğu, birbirine güvendiği bir ortam olduğunda güzel işler çıkıyor çünkü. Bu bahsettiğim şeylerin bir araya gelmesi zor. Bu işi samimiyetsiz bir şekilde yapamıyorsun. Buna içten ve tutkuyla bağlanman lazım. Ancak bu ortam sağlanırsa daha önce çalışmadığım biriyle çalışabilirim.

Cenk: 2004 İstanbul albümünün 15. yıl turnesi kapsamında Ekim ayında birçok şehirde konserler verdiniz. Turne nasıl geçti ve tepkiler nasıldı? Devamı gelecek mi? Hayranlarınızı önümüzdeki süreçte neler bekliyor? 

Demir Demirkan: Güzel geçti turne. Çok uzun zamandır bir turne yapıp canlı çalmamıştık rock kulüplerinde. Seyircimi çok iyi tanıyorum, mevcut izleyicimizin yanında ilk defa izleyenler ve hatta biraz da genç yeni izleyenler vardı konserlerde. Bu da mutluluk verici. Şubat için bir turne daha tasarlama ihtimali var. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini önümüzdeki dönemde göreceğiz. 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here