Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
116

De Stijl 1917 yılında Hollanda’da ortaya çıkmış olan modernist bir sanat akımıdır. De Stijl sanatçıları, Piet Mondrian’ın natüralizm, empresyonizm ve sürrealizm akımlarını izledikten sonra kübizmi de çözümlemesiyle ortaya çıkan neoplastisizm akımını benimsemişlerdir. Neoplastisizm, yalnızca çizgilerin ve renk olarak kabul edilmeyen siyah, beyaz ve grinin yanında ana renkler olan kırmızı, sarı ve mavinin kullanıldığı, soyutlamaya dayalı fikir akımıdır. Bünyesinde Piet Mondrian, Theo van Doesburg, Gerrit Rietveld, Bart van Der Leck gibi önemli sanatçı, tasarımcı ve mimarlar bulunduran akım kendi döneminde büyük yankı uyandırmasının yanı sıra günümüz sanatında ve tasarımında da hala etkili ve büyük öneme sahiptir. Biz de bu denli büyük bir öneme sahip olan De Stijl sanat akımı hakkında “Vay be!” dedirtecek kadar ilginç 6 gerçeği sizler için derledik.

1) Dergi

De Stijl sanatçıları akımla aynı ismi taşıyan ve “üslup” anlamına gelen De Stijl dergisi etrafında toplanmışlardır. Yazın, resim, heykel, mimari ve tasarım gibi birçok alanda eser vermiş, çok yönlü bir topluluk olmuşlardır. Dergi 1919 yılında ilk, 1928 yılında ise son sayısını yayımlamıştır. 1932 yılında ise Theo van Doesburg anısına eşinin de katkılarıyla bir sayı daha yayımlanmıştır.

2) Mondrian mı? Doesburg mu?

Derginin kurucularından olan iki önemli isim: Piet Mondrian ve Theo Van Doesburg. İkilinin anlaşmazlıkları De Stijl akımının her ne kadar gelişmesini sağlasa da dağılmasına yol açtığı da bir gerçektir. Gelelim asıl meseleye. İlginçtir ki Piet Mondrian, De Stijl sanatçılarının benimsediği neoplastisizm akımının kaşifi ve De Stijl denilince ilk aklımıza gelen isim olmasına rağmen Theo van Doesburg akımın önde gelen figürü olarak kabul edilmektedir.

3) Mutlu Sonla Biten Bir Hikaye: Schröder Evi

De Stijl üyelerinden Gerrit Rietveld ve Truus Schröder arasında olan işveren-mimar ilişkisi, Schröder evinin başarısının en büyük yapı taşıdır. Ne istediğini bilen bir işveren ve ne yapması gerektiğini bilen bir mimarın hikayesi diyebiliriz Schröder evine. Truus Schröder kendine ait sade, işlevsel ve kullanışlı bir oda için Gerrit Rietveld ile anlaşsa da kocasının bu fikre sıcak bakmamasından dolayı vazgeçmek zorunda kalır. Kocasının ölümünden sonra çocuklarıyla kalan Schröder, yeniden bir oda fikrine ihtiyaç duyar ve yine Rietveld’e gider. Rietveld, Schröder’in fikirlerinin bir odadan fazla olduğunu, yeni bir ev tasarlamak istediğini söyler ve yeni bir ev için hazırlıklara başlanır. Schröder üç çocuğuyla yaşayabileceği ferah bir evin yanı sıra ortak zaman geçirebilmek adına geniş bir alan ister. Nitekim bu istek karşısında Rietveld evin duvarlarını kaldırır ve taşınabilir bir sistem kurar. Gerektiğinde yatak odasına dönüştürülebilen, katlanabilir ve taşınabilir duvarlarla birlikte Mondrian’ın tablolarını aratmayan sadece ana renkler ve grinin kullanıldığı bu yapı Schöreder’in zemin katı sevmemesinden yaşanabilir alanları -mutfak hariç- birinci katta barındırır. Ev tamamlandığında ortaya modern mimarinin ikonik eserlerinden biri çıkar. Schröder evden çok memnun kalır ki ölümüne kadar olan 60 seneyi bu evde geçirir. Ölümünden sonra ise ev, Rietveld Schröder Evi Vakfı’na bağışlanır ve 2000 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınır. Ayrıca evde hala ev yapıldığında koyulmuş olan Rietveld’in bir fotoğrafı bulunmaktadır. Son olarak ev yapıldığında 6 yaşında olan Truus Schröder’in kızı Han Schröder, Rietveld’den etkilenip mimarlık eğitimi almış hatta bir dönem Rietveld ile birlikte çalışmıştır. O dönemde Hollanda’da  lisanslı olan 3000 mimarın içindeki iki kadından biri olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

4) Piet Mondrian ve Gerrit Rietveld

Her ne kadar fikirleri konusunda ortak düşüncelere sahip olup sık sık mektuplaşmış olsalar da hatta Schöreder Evi ve ikonik Rietveld Sandalyesi, Mondrian‘ın tablolarından fırlamış gibi gözükse de Mondrian ve Rietveld asla yüz yüze olma fırsatı yakalayamamıştır.

5) Mondrian’ın Mektubu

Piet Mondrian ve Theo van Doesburg arasındaki anlaşmazlıklar yalnızca akımın önde gelen figürünün kim olduğuyla alakalı değildi. Mondrian, neoplastisizmden sonraki sanat hayatı boyunca eserlerinde yalnızca 90 derecelik açılarla düz çizgiler kullanmıştır. Doesburg ise eserlerinde eğik çizgiler de kullanmış hatta Mondrian’ı bu tutumundan dolayı bağnaz diyerek eleştirmiş ve yeni fikirlere açık olmamakla suçlamıştır. Çok değil derginin kuruluşundan iki sene sonra Mondrian, Dousberg’a bir mektup yazmış ve kurucularından biri olduğu dergiden ayrılmıştır. Mektubunda özetle şunlar yazıyordur:

Eğik çizgiler kullanmandan dolayı bundan sonra seninle çalışmam imkansız.”

6) Yves Saint Laurent ve De Stijl

1965 yılında Yves Saint Laurent, Piet Mondrian ve onun tablolarından ilham alarak Mondrian Collection adlı 6 parçadan oluşan bir koleksiyon tasarlamıştır. Koleksiyon, büyük yankı uyandırmış Vouge dergisinin kapağında bile yer almıştır. Vouge kapağında yer alan ilk ve tek elbise sıfatına sahip olan ve ikon olarak kabul edilen koleksiyonun ilk üretilen orijinal parçaları Rijksmuseum-Amsterdam, The V&A Museum-Londra ve The Metropolitan Museum of Art-New York müzelerinde sergilenmektedir.

 

De Stijl akımı hakkındaki bir diğer yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak:1

2- LYNTON Nobert, Modern Sanatın Öyküsü, 2004, Remzi Kitabevi, syf: 72-80, 212-215

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
116

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here