Ölüm hayatın bir gerçeği. Her gün, etrafımızda bildiğimiz binlerce şey ölümle son buluyor ve aramızdan ayrılıyor. Bu ayrılıklar bazen çok vakitsiz olabiliyor. Özellikle büyük beklenti duyduğumuz kişilerin erkenden aramızdan ayrılması insanın canını çok sıkıyor. Ölmese yapabilecek, başarabilecek çok şeyi olan kişilerin arkasından yapabileceklerini merak ederek onları yolcu etmekten başka yapabileceğimiz hiçbir şey olmuyor. Bizim sahne adı Reverend Tholomew Plague yani kısaca The Rev olarak bildiğimiz James Owen Sullivan’da onlardan biri. 1999’da Kaliforniya’da kurulan metalcore grubu olan Avenged Sevenfold’un en önemli parçalarından biri olan The Rev, belki aramızdan hızlı ayrıldı ama metal dünyasındaki davulculara büyük bir miras bıraktı.

James Owen “The Rev” Sullivan, 9 şubat 1981’de ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dünyaya geldi. Daha 5 yaşında ailesinin teşviği ile davul ve piyano dersleri almaya başladı ancak davul derslerinde öğretmeninin The Rev’i davul setine oturmasına izin vermemesinden dolayı davul dersi almayı bıraktı. Çalmaya ara verse de müzikten asla kopamadı. 6 yaşındayken kendisini metal müziğin devlerinden Metallica, Slayer ve Pantera’nın vurucu şarkılarına kaptırdı. 5 yıllık bir aradan sonra ise ailesi Jimmy’e oyuncak bir davul kiti alarak onun tekrar davula başlamasını sağladı. Kit bir oyuncaktan ibaret olsa da zamanının çoğunu oyuncak davul seti ile geçiriyordu. Oyuncak set eşliğinde yeniden derslere başlayan Jimmy, bu sefer çok daha iyi bir öğretmene sahipti. Öğretmeni sayesinde jazz’dan progresif rock’a kadar her türlü müzik türü ve o türlerin davul teknikleri hakkında tecrübe edindi. Başta, geçmişteki sevgisinden dolayı kendisini metal müziğin tekniklerini ve kompozisyonlarını öğrenmeye adadı. İlk olarak kendisine Metallica’nın davulcusu Lars Ulrich’i örnek alsa da sonrasında jazz ve füzyon müziğin derinliklerine girerek jazz ve füzyon davulcuları olan Dave Weckl ve Terry Bozzio’yu örnek aldı.
İlkokul ve ortaokul döneminde sadece  davul eğitimine konsantre oldu. L.A. Harbour College‘de okuduğu dönemde perküsyon topluluğunda yer alarak yeteneklerini gösterme fırsatını ilk kez buldu. Perküsyon topluluğunda istediğini bulamayan Jimmy, sonrasında okulda davulun başına oturdu Frank Zappa ve King Crimson’dan parçalar çalarak tüm okula, genç yaşına rağmen ne kadar iyi bir davulcu olduğunu kanıtladı.
Lise döneminde ise ilk kez gruplarda yer almaya başladı. Okulun punk rock gruplarında yer alarak küçük partilerde sahne alıyordu. Yetenekli bir öğrenciydi ama disiplinli bir öğrenci değildi. Dış görünüşü ve okul içi davranışları yüzünden tam iki kez liseden kovuldu ve okulu bırakma kararı aldı.

Okulu bıraktıktan sonra kendini tamamen müziğe adamaya karar veren Jimmy küçüklükten beri arkadaş olduğu Matthew Sanders ile bir grup kurmaya karar verdi. Matt Wendt ve Zackary Baker’ı da aralarına alarak grup ilk halini aldı. Gruba isim bulmak için bir liste hazırlayan ekip İncil’de bulunan bir ayetten esinlenerek grubun ismini Avenged Sevenfold koydu. Grubun ismi ile beraber herkes kendine bir lakap seçmeye başladı ve Jimmy, kendine “The Reverend Tholomew Plague” yani “The Rev” lakabını seçti.

Tüm zamanını gruba adayan James grubun maddi ihtiyaçlarını karşılamak için bir çamaşırhanede çalışmaya başladı. Diğer grup üyeleri ise okuldan artan tüm zamanlarını grup için harcıyordu. Bütün bu çalışmaların ödülünü ise 2001 yılında ilk albümleri olan Sounding the Seventh Trumpet’i yayınlayarak aldılar. Albüm yayınlandığı zaman grubun yaş ortalaması sadece 18’di ve albümün tüm maddi giderlerini grup üyeleri kendileri karşılamıştı. Çok fazla ses getirmemesine rağmen gelecek vaat ediyordu ve yaşları göz önünde bulundurulduğunda başarılı bir albümdü. Bu albüm ile beraber Mushroomhead ve Shadows Fall’ın ön grupluğunu yapmaya başlamışlardı. Albümdeki yardımcı vokallerini ve klavye kısımlarını da The Rev üstlenmişti. Davul kısmında ise kendisinden, istediği verimi bir tür alamıyordu. Twin Pedal kullanırken sol ayağındaki güçsüzlük nedeni ile istediği hıza bir türlü ulaşamadığından şikayet eden The Rev, bunu 2003 yılında çıkan ikinci albümleri Waking the Fallen’da da yenememişti. Buna rağmen albüm plak şirketlerinin ilgisini çekmişti. Albüm sonrasında Warner Bros bir albüm anlaşması ile Avenged Sevenfold’un kapısını çaldı ve grubun patlama sebebi olan City Of Evil’ın var olmasına sebep oldu. 2005 yılında yayınlanan albüm ciddi anlamda patladı. Albümde bulunan Bat Country ve Seize The Day isimli parçalar grubun kitleler arasında hızlıca yayılmasını sağladı. Albüm dünya çapında 1 milyonun üstünde sattı. The Rev ise kendinden istediği verimi ilk defa bu albümde almaya başladı. Yine de, istediği gibi değildi.

Albüm sonrası 2007 yılında DRUM!’a verdiği bir röportajda ”Sadece kaslarınızı çalıştırın. Bu çoğu davul tekniğinden daha zor bir şey. Kaslarınızı bir bas aletine çevirmek cidden çok saçma.” dedi.

Ancak bu röportajdan hemen sonra The Rev’in devleştiği grubun kendi ismini taşıyan Avenged Sevenfold albümü piyasaya sürüldü. Albüm ciddi bir sükse yaptı. Grup tüm konserlerinde kapalı gişe olarak sahne alıyordu. Albümde bulunan Afterlife, Almost Easy, A Little Piece Of Heaven, Brompton Cocktail, Lost ve Critical Acclaim’in sözlerini The Rev yazmıştı. Critical Acclaim The Rev’in ne kadar iyi bir müzisyen olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Albüm The Rev’in bulunduğu son Avenged Sevenfold albümüydü.

2009 yılına geldiğimiz zaman ise The Rev bir gün ansızın evinde ölü bulundu. Otopsi sonucu ise yaklaşık bir sene sonra Rolling Stones dergisinde paylaşıldı. Ölüm sebebi olarak ağrı kesiciler ile birlikte alınan alkol sonucu oluşan akut zehirlenmesi gösterildi. 2009 yılında yakılarak son yolculuğuna The Rev’in küllerinin bir kısmı ise grubun diğer 3 ana üyesinin boynunda bulunan kolyelerin içine konuldu. Grup The Rev’i asla unutmamaya ant içti. Ölümünden sonra yayınladıkları Nightmare albümünde So Far Away ile grup, The Rev’i onurlandırdı.

The Rev, ölümünden sonra ise bir davulcunun kavuşabileceği en büyük onurlardan birkaçını daha kazanmıştı. Golden Gods Ödülleri’nde ”En İyi Davulcu, Reader’s Poll Ödülleri’nde ”En İyi Metal Davulcusu” ve Modern Drummer Ödülleri’nde ”En iyi Davulcu” ve ”En İyi Davul Performansı” ödüllerini kazandı. Tüm ödülleri onun adına ailesi aldı.

The Rev, metal davulcuları dünyası için azmin ve çalışmanın en büyük örneğiydi. Günümüzde çoğu davulcuda göremeyeceğimiz bir şekilde enstrümanı ile bütünleşiyordu ve biz bunu onu dinlerken iliklerimize kadar hissedebiliyorduk. Onun gibi bir isim bir daha ne zaman gelir kimse bilemez. Rahat uyu James. Grubun senin mirasını sonuna kadar yaşatıyor.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here