“Ölürken kahkahamı ona bırakacağım.”

13 Şubat 1958’de, İstanbul’da doğdu. Kadıköy Maarif kolejindeki eğitim hayatını Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Bitirme tezi olarak “Slyvia Plath’in İntiharı Bağlamında Analizi”ni hazırladı. Birçok sefer Plath’i inceledi. Ondan hem yazar olarak hem de fikir olarak oldukça etkilendi belki. Birçok insan onu, hayatını ve intiharını her zaman Plath ile bir tuttu. Bir yansıması olduğunu savundu hatta.

Etkilenmek, büyük ihtimal. Merak duymak, kesinlikle. Ama yansıması olabilmesi mümkün değil. Nilgün Marmara kendi acıları ve mutluluklarını, kendi kalemi ve tarzıyla var edebilen biri. Bambaşka bir hayatta, bambaşka bir kadın.

Marmara, 1981 yılında Kağan Önal ile tanıştı. Birbirlerine uzun yıllar hayat arkadaşlığı edemediler çünkü Marmara, 1987 yılında hayatla vedalaştı. Kimileri tarafından bunun bir intihar değil cinayet olduğu iddiaları ortaya atılsa da Kağan Önal, Marmara’nın kitaplarının önsüzünde böyle bir şeyin söz konusu olmadığına değindi. Marmara’nın intihar mektubunu da bu kitabın sonuna iliştirdi.

Kitaplarının hiçbiri o hayattayken basılmadı. Kitaplarının iki tanesi zaten onun izni dışında basıldı: “Defterler” ve “Kağıtlar”. Marmara asla yayınlanmayacağını düşünerek duygularını kaleme almıştı fakat öyle olmadı. Kitapları yayınlandı ve binlerce insan tarafından da okundu. Okur daima bir düşünceye izinsiz konuk olduğunu unutmadan okusun diye defalarca ön sözlerde ve arka kapakta bu detay hatırlatılıyor zaten.

Edebiyat dünyasından birçok insan tarafından sevgi ve özlemle anılan biri oldu hep.

Cemal Süreya onun için, “Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan şöyle söz ettim: Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor.” demiştir.

Haydar Ergülen tarafından da şu sözlerle anıldı: “Nilgün, ‘dünyayla yaralı’ bir insandı ama kaç kuşaktır okuyan, yazan, duyan, hisseden, düşünen hemen herkes dünyayla yaralı sayılır bence. Yıllardır Nilgün’e yakıştırılan kimi şeyleri onu tanıyanlardan, arkadaşlarından, ilk kitabı ‘Daktiloya Çekilmiş Şiirler’i Kağan’dan sonra ilk okuyan, bu kitabı ve Metinler’i ilk yayımlayan kişi olarak, dehşetle duyuyorum, okuyorum. Tanımadıkları bir insanın hatırasına hürmetsizlik edenleri okur da yazar da olsalar anlamam ya, onu tanıdıkları halde hürmetsizlik edenleri hiç bağışlayamam. Şakacı, gülen, güldüren, muzip, espriler yapan, ortamı neşelendirmeye çalışan, dostlarını, arkadaşlarını evinde neredeyse günlerce ağırlamaya bayılan, dolu dolu yaşamayı seven biri olarak kaldı aklımda Nilgün. Arkadaşlığa, dostluğa çok kıymet veren bir insan. Ben de Nilgün’ün bir ‘arkadaşlık efsanesi’ olduğunu düşünürüm. Ve onu böyle daha da çok özlerim.”

“Gece: ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim: eksik cennetim benim.”

Nilgün Marmara ile çok özdeşleşmiş bir dize olan, “Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” dizesinin aslında ona ait olmadığı da bizzat Kağan Önal’dan öğrenilen bir bilgi. Bunun anonim bir tabir olduğunu, Marmara’nın bu tabiri hep tırnak içinde yazarak kendisine ait olmadığını belirttiğini de eklemiştir. Neyse ki, daha güzel ve onunla özdeşleşmeyi hak eden birçok dizesi daha var.

“Hayatın neresinden dönülse kardır.”