Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
142

Distopik bir sistem içinde, tarihi ve insanları küllerinden yeniden doğurmaya uğraşan bir kurgu Fahrenheit 451. Bir insanın var olduğu ve varoluştuğu nasıl yadsınamaz diye düşündüğümüzde nasıllarla değil nedenlerle ilgilenen insanları arar gözümüz. Onlar, canlı olduğunu hisseden ve hissettiren varlıklardır. Hazzı nesneye bağlayan, dürtülerini erteleme gereği duymayan ölü ruhlar, herhangi bir alternatif üretmeden önüne koyulana hayranlık duyan insanlar olduğundan bunların dirilmesi ve algılarını farklı yönlere de çevirebilmesi sisteme karşı bir direnişe geçmeleri anlamına gelir. Bu da bu sistemin sahiplerini ve bu sistemin uçan pembe balonlarını tek tek iğnelemek demektir. Bu direncin kokusunu sistemin eğitilen köpekleri aldığı zaman, diri diri yakılan ayaklı kitapların külleri etrafa saçılır ve bir ses duyulur “‘Sorunlarla yüzleşmeyeceksin, onları yakacaksın.”

Fahrenheit 451’in bizi sürüklediği bu kurguda baş kahraman tek görevi kitapları yakmak olan itfaiyeci Guy Montag ile bir yolculuğa çıkarız. Montag bu distopik sistem içinde neden demeye başladığında ve bu noktaya nasıl geldiğine dair herhangi bir fikri olmadığını fark ettiğinde, cevapsız sorularla kendisine karşı bir direniş başlatır önce. Her zamanki gibi distopik bir kurgunun baş kahramanı kendini aramaya başladığında ve kendini keşfetmek arzusuyla yanıp tutuştuğunda duyulur vahşetin çağrısı.

Eskiden beri itfaiyecilerin tek görevinin kitapları yakmak olduğuna inandırılan bir toplumda evinde kitap bulunduranların evinin ateşe verildiği ve kitap okuyanların da diri diri yakılmayı seçtiği bir sistem düşünün. İnsanlar elektronik aletlerin, evlerin ve sanal akrabalarının, duymak istediklerini söyleyen uygulamaların içinde hapsolmuş vaziyette. Yüzlerinden hiç çıkarmadıkları ve artık gerçek benlikleri olarak algıladıkları maskeleriyle birlikte sahip olmanın mutluluk olarak adlandırıldığı bu dünyada isteklerini ve hedeflerini nesnelerle sınırlandırmışlar. Kendi yaşamlarına katılamayan bu insanlar haz aldıkları eylemlerle geçici depresifliklerini def ederek, sisteme sarılıp onları sarıp sarmalayan bu kısır döngünün içinde kafalarını kuma gömmüşler. Şiir okuyan, Platon’dan bahseden, evinin çatısında kitap barındıran bir itfaiyecinin kokusunu alan köpekler, yakmanın büyük bir zevk olduğu bu dünyada gülerek eve doğru yol alırlar. Montag kendini bulmanın verdiği adrenalini hiçbir yere sığdıramazken, bu tazılara karşı bir savaş açar. Sistem, evlerinde steril kalan realiteden yoksun yaşamlara Montag gibilerinin yok olacağı müjdesini önceden vermiştir. Düşünmeyi seçenlere düzenlenen bu yakma ayini, derin bir oh çektirir sanallığa hipnoz olan bu insanlığa.

Bu varlıkların gözünde kazanan sarıldıkları sistem iken, Montag kokusunu kaybettirdiği bu varlıklardan sıyrılarak insanlığıyla tanışır. İnsanlığını kazananların bir filozofu temsilen oturduğu ateşin etrafında Antik Yunan’ın babası Sokrates’ten başlayarak modern çağın şifacısı Kant gibi isimler vardır. Hepsi geleceğe taşımaları gereken kitaplar ile bir bütün olmuşlardır. Bitmeyen gecenin sonunda güneş ilk ışıklarını saçar etrafa filozoflar bir sonraki geceye umutla bakarken…

İlkelliğe dönen bu topluluğun hafızasında yaşayan filozoflar, hiç bu kadar kanlı canlı cümleler kurmamıştır uzun zamandır. Şimdi sadece sayfalara değil, sürekli kabuk atan zihinlere kazınmışlardır.

Filmi çekilmiş olan bu kurgu, en sağlam distopyalardan birisidir. Bununla birlikte distopik kurguseverlerin tanışmak isteyeceği Cesur Yeni Dünya, Biz, Gökdelen, 1984, Hayvan Çiftliği gibi kitaplar da aynı doygunlukta bir kurguya sahiptir. Tavsiye ederim.

İyi okumalar!

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
142

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here