Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Türk Milleti için 2 yönden önemli bir kitaptır; Sağlıklı toplum örneğini temsil etmesi ve Kurtuluş Savaşında hissedilen milli mücadele ruhu ve milli bilincin uyanışıyla ortak değerlere sahip olması:

1- Sağlıklı toplum örneğini temsil etmesi:

Helsinki, Finland

Grigory Petrov Finlandiya’nın zorlu geçmişi ve coğrafi konumunun yetersizliğine rağmen gelişmesinin altında yatan sebepleri gözlemleri içerisinde Beyaz Zambaklar Ülkesi adlı kitabında anlatmıştır. Finlandiya günümüzde refah seviyesi en yüksek ülkeler sıralamasında en başta yer almaktadır. Eğitim sisteminin başarısından dolayı da diğer ülkeler tarafından merakla takip edilen bir ülkedir. İmkansız koşullar altında dünyada böyle ses getiren bir ülke olması yaptıkları işlerde başarılı olduklarının sinyalidir. Ancak anlaşılması için yeterli değildir.

Grigory Petrov’un kitabında verdiği Finlandiya’ya dair bir anısının üzerinde durursak Finlandiya için net bir profil çizmemizde yardımcı olacaktır. Grigory Petrov Helsinki’deyken şehir tiyatrosuna gitmiş, “Sonsuz Mücadele” adlı bir oyunu izlemiştir. Oyunun karakterleri Adem, Havva, Kabil ve Habil’dir. Oyunda Kabil kötü bir bakış açısındansa olumlu bir baş açısıyla ele alınmıştır. Kabil oyunda cennetten kovulan insanın korku ya da yetersizlik hissiyle Tanrıya sığınmasındansa dünyayı güzelleştirmek için çabalayan ve direnen insanı temsil etmiştir. Ailesi geçmişin hatıralarıyla yaşamıştır. Kabil ise aydınlık bir geleceğe inanmış ve çabalamıştır. Kardeşini de bu mücadele hakkında hararetli bir tartışmadayken kendini kaybedip bıçaklamıştır. Kardeşi ve ailesi insanlığın mücadele etmesi gereken cahilliği temsil etmiştir.

Konusu kurgu olsa da kabil Finlilerin hayat felsefesinin bir aynasıdır. Kabil’in hayat mücadelesi sorumluluk duygusuyla başlamıştır. Finlilerin temel prensiplerinden biri sorumluluk duygusudur. Çocuklarına küçüklükten beri entegre etmeye amaçladıkları bu duygu onlar için çok önemlidir. İyilik adı altında onların işlerine yardımcı olmanız tuhaf gelebilir. Çünkü onlar yaptıklarının sorumluluklarını almak isterler. Herhangi bir meslekte olan bir Finlinin bu sorumluluk duygusuyla işlerini hakkıyla yapacağına inanırlar.

Kabilin bir diğer özelliği ise kötü duyguları tercih etmektense yararcı bir tutum izlemesidir. Çünkü bakış açısı amaca hizmet eder. Bir şeylerin değişmesi isteniyorsa o amaca yönelik hareket edilmelidir. Kabilin amacı da ilerlemektir. Bu ilerleme yolunda gerçekçidir. Gerçekçi olduğu için de olumsuz duygularla beslenip tembelleşmek yerine yararlılık yoluyla besler kendini. Kabil ne istediğini bilir ve sorumluluğunu alır. Bundan dolayı yaptığı şey en doğru en dinamik şeydir.

En başta belirttiğimiz gibi konusu kurgudur. Ancak Finlilerin tutumunu yansıtır. Kabil gibi kötü bilinen mit karakterinin böyle dönüştürülmesi kötü şeylere karşı sert bir tutumdansa iyi şeylerin beslenmesini sağlama çabasıdır.

İyilik ve barış, evrensel boyutta ütopik gelse de Finlilerin tutumu bu algılayışın ne kadar anlamsız ve gereksiz olduğunun göstergesidir. Finliler gibi düşünürsek amaca yönelik hareket etmemiz en anlamlı yol olacaktır. İyi yönler ve istekler beslenirse canlılık ve değişim o kadar çok hissedilir. Bataklık ülkesinden “Beyaz Zambaklar Ülkesine” dönüşmesi gibi dünya bataklıktan çıkabilir. Dünya çok daha güzel bir yer olabilir.

2-Kurtuluş Savaşında hissedilen milli mücadele ruhu ve milli bilincin uyanışıyla ortak değerlere sahip olması:

Atatürk cumhuriyetin ilk yıllarında bu kitabın öğretmenlere bedelsiz dağıtılmasını sağlamış ve okul müfredatına alınmasını istemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı Türkiye’de Kuran’dan sonra okunan en çok kitap haline gelmiştir. Hoş bir rastlantı da ilk basımı cumhuriyetin ilan edildiği yıla denk gelmesidir. Peki Atatürk’ü etkileyen ve halkın benimsemesini sağlayan şey nedir bu kitapta?

Finliler zor bir geçmişe sahiptirler. Milli bilincini kaybeden her ülke gibi haklarının sahipleri olamamış Rusya ve İsveç’in egemenliğiyle hakları sömürülmüştür. Finliler varoluşlarını yok sayan ülkelere rağmen varlıklarının bilincine varıp varlıklarını en güzel şekilde ifade etmişlerdir. Önce 1917’de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ve varlıklarını asla unutturamayacak kadar güçlendirmişler, güçlendirmektedirler. Bu güçlendirme eğitimin vazgeçilmezliği ve yeniliğin aktifliğiyle sağlanır.

Bu geçmiş bize biraz tanıdık gelecektir. Bizim de varlığımız yok sayılmıştır. Hatta daha da sert bir şekilde. Ancak halk Kurtuluş Savaşındaki verdiği mücadele ile varlığını yok sayan güçlere karşı sonuna kadar mücadele etmiş, karşılığı ödenemeyecek emek ve can vermiştir.

Atatürk’ün “Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istikbale timsal olmuş bir milletiz.” sözünün inancı da bu mücadelenin kanıtıdır. O ve silah arkadaşlarının gördüğü şey gerçek olduğu için böyle zor bir savaş kaybedilmemiştir.

Bu mücadeleyse bize en uygun yönetimin cumhuriyet olduğu ve onu sonuna kadar hakettiğimizin kanıtıdır.

“Türk milleti tabiat ve adetine en uygun olan idare Cumhuriyettir.”

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk’ün “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabına duyduğu sevgi Türkiye devletinde görmek istediği ve Türk milletine çok derinden duyduğu saygıdan gelir. Türk toplumun kitabı benimsemesi de Finlandiya ile ortak isteklere ve düşüncelere sahip olduğundandır.

Hepimiz biliyoruz ki bu devlet başka devletlerin altında yaşamaya göz yumamaz.

Atatürk’ün istediği şey varlığımızın unutulmamasıydı. Bu varlığı dinamik tutmak için Atatürk cephedeyken bile eğitimde yapacağı reformları planladı. Onun Türk bağımsızlığına inancı cephedeyken bile çok yüksekteydi. Hiçbiri hayal değildi. Hepsi gerçekti. Çünkü bu inancı, farkındalığı ve yararcı yöntemlerle beslenmesinin sonucuydu. Sözleri de uçuk şeyler değildi. Hepsi gerçekti. Hala gerçek. Sözlerini bir kez daha okumanızı öneririm.

“Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.”

Mustafa Kemal Atatürk

Kitapta kahraman ve halk diye bir bölüm var. O bölümde kahraman mı halkı aydınlatır, halk mı kahramanı yaratır diye bir tartışma var.

Birinci fikir filozof Carlyle’e aittir. İkincisi ise Tolstoy’a. Carlyle halkı çürüyen bir samana benzetir. Kahraman gökten düşüp samanı alevlendiren yıldırımdır. Tolstoy’un görüşüne göreyse halk samandansa yıldırımı oluşturan buluttaki elektriktir. Kitabın yazarı Petrov’a göre gerçek, iki düşünürün birleşimidir. Milletten çıkan kahraman büyüteçtir. Yapılma amacı ışıkları toplayıp yakıcı bir güce sahip olmasıdır. Milletin içinden çıkan kahraman halkın en güçlü yönlerini içinde toplayarak onların ruhunu oluşturur.

 

Atatürk de böyledir. O bizim bir yansımamızdır ki halkı bu kadar etkileyebilmiştir. Atatürk’ün bize dair inandığı her şey bizim gerçeklerimizle ilgilidir. Bu da onun yüksek farkındalığının sonucudur. O çok iyi bir lider, milletine saygı ve sorumluluk duyan bir önder ve bizim başkomutanımızdır.

“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”

Mustafa Kemal Atatürk

Şehitlerimizi ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyoruz.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here