Man Ray; resim, fotoğraf, heykel ve film gibi sanatın çeşitli alanlarında ustalaşmış bir sanatçıydı. Amerika’da fotoğraflarıyla tanındı. Paris, New York ve Los Angeles gibi şehirlerde çalıştı. Kendini Paris’te evinde gibi hissediyor ve eserleri Parislilerce oldukça takdir ediliyordu. Sanat yaşamı boyunca farklı farklı akımlardan etkilenmesine rağmen hiçbirine tam anlamıyla bağlanmadı. Yine de çalışmaları Dada ve gerçeküstücülükle ilişkilendirilebilir.

Emmanuel Radnitzky, Man Ray’in asıl ismiydi. 27 Ağustos 1890’da, Pennsylvania eyaletinin Philadelphia kentinde doğdu ve 7 yaşındayken ailesiyle Brooklyn’e taşındı. Rus asıllı Yahudi olan bu aile, taşındıkları bu şehirde uğradıkları ayrımcılık sebebiyle soyadlarını “Ray” olarak değiştirmek zorunda kaldı. Emmanuel ise daha sonra adını “Man” olarak değiştirip “Man Ray” kalıbını ayrılmaz bir ifade olarak kullanmaya başladı. Yeteneğini erken yaşlarda keşfeden sanatçı, kendini çizim ve illüstrasyon alanlarında geliştirdi. Mimarlık okuması için burs teklif edildiyse de bu teklifi geri çevirdi. Onun asıl tutkusu resim yapmaktı. Liseyi bitirdikten 4 yıl sonra, 1912’de Harlem’deki Ferrer Center okulunda çizim dersleri aldı. Bu sırada geçimini sağlamak için ticari sanat ve illüstrasyonla uğraşıyordu.

1913 yılında Armory Show’da aradığı ilhamı buldu. Burada Picasso, Wassily Kandinsky ve Marcel Duchamp eserleriyle karşılaştı. Burada gördüğü kübizm üslubunda çalışmalar yaptı. Siyah Tepsi bu etkinin bir örneğidir.

Bu dönemde Man Ray, hayatını derinden etkileyecek iki isimle tanıştı. Biri 1914’te evleneceği ve birkaç yıl sonra boşanacağı şair Adon Lacroix idi. Diğeri ise yaşamı boyunca sıkı dostu ve ruh ikizi olacağı Marcel Duchamp idi. Man Ray onunla çalıştı ve onun üslubundan fazlasıyla etkilendi. Örneğin Duchamp’ın resimlerinde hareketliliği gösterme çabası Man Ray’de de görülür. 1916 tarihli İp Cambazına Kendi Gölgesi Eşlik Eder isimli resmi için akrobatik bir gösteriden ilham almıştır.

1915’te Duchamp ve Man Ray, Francis Picabia’yı da yanlarına alarak New York’ta bir Dada hareketi örgütlediler. Man Ray’in bu alanda yaptığı en önemli eserlerden biri 1920’de yaptığı ve Isidore Ducasse Muamması adını verdiği çalışmadır. Bir dikiş makinesinin çevresine askeri bir kumaş sardı ve kumaşı ip ve keçeyle bağladı. Şair Isidore Ducasse’nin şiirinden bir mısraya yer verdi.

Bir diğer çalışması ise 1921’de yaptığı Hediye’dir. Bu eser çeşitli buluntu nesnelerin birliştirilmesi ve bir ütü tabanına çivilerin yerleştirilmesiyle oluşturuldu. Bu eser oldukça şaşırtıcı ve kışkırtıcı bulunmuştu.

Fotoğrafçılıktaki yeteneğini keşfeden Man Ray, 1917’de New York’ta kendi fotoğraf stüdyosunu açtı. Duchamp’ım desteğiyle avangart sanatı dünyaya tanıtmak için Anonim Topluluk adında bir cemiyet kurdu. 1921’de Paris’e taşındı. Montparnasse’da potansiyelini ortaya çıkarma imkanı buldu. Fransız gerçeküstücüler Man Ray’i Paris’te takdirle karşıladılar. Sanatçı, burada “rayograf” adını verdiği bir teknik buldu. Bu teknikte nesneler ışığa duyarlı bir kağıdın üzerine ilginç kompozisyonlar oluşturacak şekilde yerleştiriliyor ve negatiflerden görüntüler elde ediliyordu.

Yaptığı işlere finans sağlamak için Harper’s Bazaar ve Vogue gibi moda dergilerinde fotoğrafçılık yaptı. 1920 ve 30’larda Ernest Hemingway ve James Joyce gibi ünlü edebiyatçılarla aynı sosyal çevreyi paylaştı.

Tüm bunların yanında kısa film de çekmeye başladı. Bu filmlerden biri, gerçeküstücü anlayışla 1928’de yaptığı Denizyıldızı (L’Etolie de Mer)’dır.

II. Dünya Savaşı sırasında Amerika’ya dönmek zorunda kaldı. Çok yönlü bir sanatçı olmasına rağmen orada yalnızca fotoğrafçı olarak tanınmak, onda hayal kırıklığı yaratıyordu. Nihayet 1951’de Paris’e geri döndü ve resim, heykel ve otobiyografisi üzerinde çalıştı. Otobiyograsifi Otoportre (Self-Portrait) 1965’te yayımlandı. Ölümüne dek (1976) Avrupa ve Amerika’nın büyük kentlerinde sanatını sergilemeye devam etti.