Serinin ilk yazısından bildiğiniz üzere öncelikle az bilinen harikaların hikayelerini ve dikkat çeken yönlerini sizlere anlatmaya çalışmaktayım.Yasak Şehir’in Türkiye’de çok bilinmediğini düşünerek dünya harikalarının hikayelerinin 2.yazısına Yasak Şehir ile başlamak istiyorum.

Yasak Şehir (The Forbidden Palace)

Yasak Şehir’in, Civilization’ın en ilginç yapılarından birisi olması bir yana dünya üzerindeki en ilgi çekici yapılardan biri olabilir. Aslında bu yüzden de harikalar arasında. Çünkü, Yasak Şehir UNESCO tarafından “dünyanın en eski ahşap yapılarından biri” olarak adlandırılmış.

1420 yılında yapımı tamamlanan ve 14 yıl süren bu imparatorluk sarayı hala sapasağlam ayakta duruyor ve dünyanın en büyük müzelerinden birisi olarak görev yapmaya devam ediyor.  Her yıl ortalama 15 milyon turistin uğradığı Yasak Şehir’in yapımında tam 100 bin zanaatkar ve 1 milyonun üzerinde işçi çalışmış (en azından resmi kaynaklarda yazılı olan sayılar bunlar).

Yasak Şehir’i ilginç kılan özelliklerinden birisi yerleşim alanının büyüklüğü. Yasak Şehir tam 720 bin metrekarelik bir alanın üzerine kurulu ve bu devasa alanın planlaması ve inşası da bir hayli ilginç. Yasak Şehir, Çin hükümdarının ve resmi görevlilerin evi olmasından dolayı güvenlik konusu üzerine bir hayli düşünülmüş. İmparatoru ve hanedanı korumak ilkesinin çok ciddiye alındığı yerleşimin adı bile “Yasak Şehir” koyulmuş. Önlemler ise tabii bir isimle sınırlı değil. Kuzey, güney, doğu ve batı olarak 4 girişi olan bu yapıyı etrafı genişliği 30 ile 50 metre arasında değişen dev kanallar koruyor. Bunun yanında yerleşim alanının içinde imparatorun özel alanları dışında ağaç bulunmuyor ki görüş zorluğu yaratmasın veya kimse ağaçları kullanarak saklanmasın. Bu kadar büyük bir alanın giriş çıkışlarını kontrol etmek için ise yerleşimin giriş noktalarına gözetleme kulesi inşa edilmiş. Bana en ilginç gelen şey ise planları yapan mühendislerin şehrin altından kazılarak girilmesini engellemek amacıyla 1.5 metrelik blokların yerin birkaç metre altına kadar ilerleyecek şekilde gömülmesi.

Son olarak, Ming ve Qing hanedanlarına ev sahipliği yapmış olan Yasak Şehir’i bir yerlerden hatırlıyorum diyorsanız ya da Yasak Şehir’in bolca bulunduğu bir film izlemek isterseniz “Son İmparator” filmi aradığınız adres.

 

Huey Teocalli

Huey Teocalli, Aztek imparatorluğunun başkenti Tenochtitlan’ın “Kutsal Merkezinde” yer alan bir piramit. Aslında Huey Teocalli için Aztek dünyasının merkezi de denilebilir. Çünkü bütün Aztek imparatorlarının fazlasıyla önem verdiği ve hatta bir önceki imparatoru “geçmek” adına sürekli geliştirmeye ve genişletmeye çalıştıkları -zaten kelime anlamı da tanrının evi olan- bir kutsal mekan. Huey Teocalli 60 metre uzunluğunda; tepesinde güneş ve savaş tanrısı Huitzilopochtli’ye, bereket ve yağmur tanrısı Tlaloc’a adanmış iki tapınak bulunan devasa bir piramit.

Yukarıdaki görselden de görebileceğiniz gibi -Azteklerin sahip olduğu teknolojiyi de hesaba katarsak- muazzam bir yapı olan ve Aztek imparatorluğunun merkezi olan Huey Teocalli’nin önemli olduğu bir nokta daha var: dini törenler…

Huitzilopochtli, Aztek tanrılarının en üstünü ve güçlüsü olarak kabul gördüğünden dolayı insanlar sürekli olarak onu “memnun etmeye” çalışıyorlarmış. Bunun yanında, Tlaloc da yağmur tanrısı olduğu kadar da fırtınalar, seller gibi felaketleri getirebilecek bir tanrı olarak kabul görüyormuş. Bu yüzden de insanlar bu iki büyük tanrıyı memnun etmek istemişler. Ancak bunu yapmaya çalışırken uyguladıkları yöntemler çok acımasız noktalara gitmiş. İnsanlar tapınaklara çiçekler koyma, yiyecekler koyma, değerli eşyalar koyma gibi törenler yaparken bir yandan da  kan akıtma ve insan kurban etme gibi törenlere kadar ilerlemişler.

 

Mahabodhi Tapınağı (Mahabodhi Temple)

Mahabodhi Tapınağı, Budizm’in kurucusu olarak görülen Gautama Buddha’nın aydınlanmasını yaşadığı, nirvanaya ulaştığı ve bu yüzden Budizm için en kutsal mekan olarak adlandırılan tapınak.

Gautama Buddha’nın 3 gün 3 gece şu anda Bodhi ağacı olarak adlandırılan kutsal Hint inciri ağacının altında meditasyon yapıp aydınlanmasını yaşaması bu lokasyonu kutsal ve önemli hale getirmiş. Bu yüzden de imparator Ahsoka 260 yılı dolaylarında buraya bir tapınak inşa etmiş.

İlk yapıldığı dönemden bölümleri de hala bulunan yapının şu an görünen hali 5-6.yüzyıla dayanıyor. Mahabodhi Tapınağı, 12. yüzyılda Müslüman Türk ordularının bölgeyi işgali sonucunda bir süre bakımsız ve terk edilmiş kalsa da 19. yüzyılda yapılan restorasyonlar sonucunda sağlam bir şekilde ayakta duruyor. 2000 yıldır olduğu gibi günümüzde de Budistler için en büyük hac merkezi olmayı sürdürüyor.

Bizim coğrafyamıza bir hayli uzak olan bu kudretli yapıların neden Civilization serisinde yer aldığını artık biliyoruz. Peki, sizce bu yapıların wonder olarak değerlendirilmesi ve oyunda yer alması mantıklı mı? Yoksa “şu binanın yerine başka bir tanesi olsa daha güzel olurmuş” dediğiniz var mı? Yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın.

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here