Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Rock’n Roll akımını kimin başlattığı sorusunu çözemeyebiliriz ancak Rock’n Roll’a gitarı kimin getirdiğini asla sorgulayamayız. Çünkü o kişi Chuck Berry. Bu tabii ki; Alan Freed‘in “Rock’n Roll” diye adlandırdığı şeyi bir ikon haline getiren Scotty Moore, James Burton, Cliff Gallup ve diğer Rock’n Roll’cuların büyük başarılarını küçümsediğimiz anlamına gelmez. Ama gitarı Rock’n Roll’da üstün kılan Chuck Berry’ydi. Onun iki müthiş çağdaşı Little Richard ve Jerry Lee Lewis piyanistlerdi. Ama gitarı bağırtıp bir nesil müzisyen için ilham kaynağı olan dinleyicileri heyecanlandırmak Chuck Berry’nin tarzıydı. Rolling Stones’un ilk teklisini -ki bu bir Chuck Berry şarkısıdır (Come On)- yayınladığında ve bir yıl sonra Beatles ikinci albümlerini Roll Over Beethoven ile açtıkları zamanki kadar günümüzde de tanımlanabilir durumda.

Berry’nin tarzını oluşturan şey Rock’n Roll’a akan şeylerin bir karışımıydı: Biraz country, biraz jazz, biraz blues. Onu farklı kılan şey gitarını ön planda tutmasıydı ve bu bir şekilde ona özgüydü: Şarkılarına kendine ait gitar cümleleriyle başlaması, ifadelerini ve -göründüğü kadar basit olmayan- tarzını geliştirmesi… Ama yetkin doğruluğun yanı sıra, ortak bir noktası olmayan gitaristleri buluşturan bir gitaristti.

Elbette üretken şarkı yazma becerilerini de unutamayız. Chuck, genç erkeklerin duymak istedikleri şeyleri (kızlar ve arabalar), muzip hikaye anlatıcılığını da ekleyerek söyledi.

Berry’nin gitar cümlelerini (rifflerini) çalmanın zor olduğu gibi onun tınısını çalmak da çok zordu. Berry için yapılan saygı albümünün yayınlandığı gece, ki o üzücü ölüm haberinin gelip çattığı geceydi, Brian May, Berry’nin gitarda üst tellere nasıl sert vurduğu ve bu vuruşun aslında Johnny B. Goode’daki asıl ses olduğu üzerine yorumlarda bulundu. Her zamanki gibi May haklıydı. May, aslında Chuck Berry’nin ortaya çıktığı ilk yıllarda ne kadar etkili olduğunu açıklarken de haklıydı. Chuck dinlemek devrimci bir deneyimdi ve 1960’larda Jimi Hendrix gelene kadar dengi yoktu. Yayınların BBC tarafından sıkı kontrol edildiği İngiltere’de dahi yoktu. Chuck Berry’yi radyolardan nadiren duyardınız ama bir duydunuz mu dünyada bir şeylerin değiştiğini anlardınız. İngiltere’de Berry üzerindeki bu baskı, 1960’lı yılların İngiliz gruplarının onlara denk olan Amerikan gruplarındakine oranla Chuck Berry’nin daha çok ilgilerini çekmesine neden olmuş olabilir.

Gitarı çalma üzerindeki etkisi çok derindi ancak gitarlar üzerinde daha azdı. Çalmaya ilk başladığında sık sık Gretsch-6120 ya da White Falcon ile görülüyordu. Ancak daha sonra Gibsonla daha çok bağdaştı. Özellikle ES-335 ve ES-355 onun en büyük silahıydı. Başka gitarları da çaldı tabii ki: Bir Gibson ES-350T, BB. King’in Lucille’i (Gibson Les Paul), bir Flying V ve nadir de olsa Stratocaster. Gitarları değişse de amplifikatörü daima aynıydı: Unadorned Fender Dual Showman. 

(Gretsch-6120)

(White Falcon)

(Gibson ES-335)

(Gibson ES-355)

Son olarak, teşekkürler Chuck. Dünyaya paha biçilemez bir hediye verdin.

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here