Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Filmlerini izlememiş, hatta hayatınızda hiç film izlememiş bile olsanız “Charlie Chaplin” ismini duyduğunuzda gözünüzde komik bıyığı, vücuduna tam olmayan giysileriyle o dev “küçük adam” canlanacaktır. Kendisi de bir konuşmasında Hz. İsa’dan daha çok tanındığını dile getirmiştir ve haklıdır. Fakat sinema tarihinin belki en ünlü adamı olan Chaplin, ne yazık ki en mutlusu değildir. Filmlerinde küçük ceketinin aksine aşırı bol bir pantolon giyen, komik bıyıklı ve kocaman şapkalı bu fakir serseri tiplemesinin oluşması, çocukluğundaki sefalet dönemlerine dayanır. Hayatının bu zor süreci, dünyanın her yerinde insanları güldüren filmlerinin hüzünlü taraflarını oluşturmuştur. Bundan ötürü Chaplin’in filmlerini incelerken, şöhret olmadan önceki yaşamını incelemekte fayda var. Dilerseniz hemen başlayalım!

Yaşamı

Charles Spencer Chaplin, 16 Nisan 1889 yılında, Londra’nın kenar mahallerinden birinde dünyaya gözlerini açtı. 3 yaşındayken annesi ve babasının boşanması üzerine, farklı babadan olan üvey kardeşi Sydney ile annesinin yanında yaşamaya başladı. Fakat kısa bir süre sonra, annesi sahnede sesini kaybederek ağır psikolojik sorunlar yaşamaya başladı ve annesinin perdeleri tutuşturarak evi yakmayı denemesiyle beraberlikleri sona erdi. Charles babasının yanına gönderildi, annesi ise rehabilitasyona kapatıldı. Pandomim sanatçısı olan babasının, alkol sorunları nedeniyle erken yaşta vefat etmesi üzerine bir süre üvey kardeşiyle birlikte sokaklarda kaldı ve serserilikten yakalanarak 12 yaşında kardeşiyle birlikte yetimhaneye yerleştirildi. İşte Chaplin’in Şarlo (Charlot, The Tramp) karakterinin temelleri de bu dönemde atılmıştır. Çünkü Şarlo aç bir karakterdir ve açlığı anlatan birçok sinemacının aksine Chaplin, açlığı bu dönem bizzat yaşamıştır. Bu dönem bir dans topluluğunda çalışmaya başlayarak bir ajans tarafından beğenilmiş, “Sherlock Holmes” oyununda rol almış ve büyük beğeni toplamıştır. Oyunun sergilenmesi durunca sefalete dönen Chaplin, sonrasındaki süreci şöyle anlatır:charlie chaplin young ile ilgili görsel sonucu

“Billy rolü sona erince zor günler yeniden başladı. Sydney, akrobat tiyatrolarında önemsiz rollere çıktı, ben de beşinci sınıf tiyatro sahnelerinde taklitler yapmaya başladım. Yaşadığımız şanssızlıklar beni bunalıma sokuyordu. Filmlerimdeki hüzünlü ve mutsuz sahneler bu zamandan kalan anılarımı yansıtır. Ama neyse ki günün birinde ünlü Fred Karno, kardeşimin oyunculuğunu beğenerek onunla bir anlaşma yapmaya karar verdi. Anlaşma imzalandıktan sonra Sydney, pandomim kralı Karno’ya beni işe alması için ısrar etti. En sonunda 1907 yılında varyete ve müzikhol dünyasına ben de kabul edilmiş oldum. İşte o andan itibaren şöhretin kapısı benim için aralanmaya başladı.”

Karno’nun bir grup sanatçısıyla, rüyalar ülkesi Amerika’ya gönderilen Chaplin’in dünya çapında üne kavuşma macerası artık başlamıştı. Artık film yapımcıları onunla ilgilenmeye başlamışlardı.

“Şarlo”nun Doğuşu

Chaplin, iyi bir pandomim oyuncusuydu ve Karno’nun ekibiyle çıktığı Amerika turnesinde Mark Sennett’in dikkatini çekti. 1914 yılında ilk kez kamera karşısına geçerek Making a Livingde rol aldı. Sonrasında “Kid Auto Races in Venice” isimli filmde, Londra sokaklarından hatırladığı yaşlı bir serseriden esinlenerek, dar ve kısa bir ceket, bol pantolon ve Melon şapkasıyla kibarlara özenen fakir serseri Şarlo karakterini yaratmıştır. Chaplin, “The Globe and Mail” adlı dergide meşhur küçük bıyığının ve yürüyüşünün nasıl oluştuğunu şöyle anlatır:

charlie chaplin ile ilgili görsel sonucu

“Gördüğünüz gibi bende komedyen yüzü yok. Keystone’dan teklif aldığımda bir vodvil kampanyasında sarhoş bir adamı oynuyordum ve komedyen yüzüne sahip olmamanın yarattığı handikabı hemen fark ettim. Fakat ayaklarım ve yürüyüş tarzım vardı. Bu yürüyüş İngiltere’den kalmaydı. Amcam eskiden meyhane işletirdi. Saatlerce duvara yaslanıp dilenmek ya da birkaç sent kazanmak için bekleyen müdavim, yaşlı bir sarhoş hatırlıyorum. Bir at arabası kapıya yanaştığında atları tutmak için topallaya topallaya dışarı çıkardı ve yaralı  ayakları, yırtık eski ayakkabılarıyla o kadar acele ederdi ki, benim filmlerimde yürüdüğüm şekilde yürürdü. Ama yüzüme ne yapabileceğimi bulmak için uzunca bir süre düşünmek zorunda kaldım. Boyamak işe yaramayacaktı, ben de bıyığı denedim. Sonra da bıyık büyük olursa ifademin büyük bölümünü sağlayan yüz çizgilerimi kapayacağını fark ettim. Burun deliklerinden ağzının kenarına doğru uzanan çizgiler bunlar, bu yüzden bıyığımı kesmeye devam ettim, gitgide küçülttüm, ta ki bugünkü küçük, komik halini alana dek.”

Chaplin sonrasında Şarlo karakteriyle, 60’a yakın sessiz kısa filmde rol almış ve sinema tarihinin ilk yıldızı olmuştur.

Uzun Metraja Geçiş

First National Yapımcılık, Chaplin’e çok yüksek maaş ve filmlerini tamamen kendi yaratıcılığını kullanarak çekmesi teklifiyle yaklaştı. Teklifi kabul eden Chaplin bu konuda “Sinemanın ticari bir araç olmaktan çıkıp sanata dönüşmesindeki en etkili silah, yaratıcılığın serbest olmasıdır. Eserlerim tam hayal ettiğim gibi olmaya işte o zaman başladı.” sözlerini sarf etmiştir ve burada çektiği ilk filmi “A Dog’s Life” ilk uzun metrajlı kabul edilebilecek filmidir.

a dogs life movie ile ilgili görsel sonucu

Chaplin, First National ile sözleşmesi bitince Mary Pickford, Dougles Fairbanks, D.W Griffith ile birlikte United Artists şirketini kurarak asıl büyük yapımlarının temelini atmıştır.

Efsaneleşen Filmleri ve Sesli Sinemaya Karşı Duruşu

the kid chaplin ile ilgili görsel sonucu

“Yumurcak” (The Kid – 1921), Chaplin’in yönetmenlik kariyerinin ilk önemli eseridir. Fakir ama iyi kalpli serseri Şarlo’nun, annesi tarafından terk edilmiş küçük bir çocuğu sahiplenişini anlatır. Chaplin’in çalkantılı özel hayatından oldukça belirgin izler taşıyan film, senaryosuyla kendinden sonra yapılan yüzlerce esere yol haritası çizmiştir. Buna örnek olarak, çoğumuzun orijinalinden önce izlediği, Kemal Sunal‘ın 1986 yapımı “Garip” filmi örnek verilebilir.(Fragman)

“Altına Hücum” (The Gold Rush – 1925), Charlie Chaplin’in bir konuşmasında “Bu filmle hatırlanmak istiyorum.” dediği filmdir. Birçok maceraperest gibi altın aramak için Alaska’ya giden Şarlo’nun düştüğü komik durumları konu alır. Chaplin, insanların zaaflarını komedi içinde işlemiş ve yine bir sürü yapıma ilham kaynağı olmuştur. Filmde açlıktan ayakkabı yeme sahnesi tam 63 defa tekrar çekilmiştir.

“Şehir Işıkları” (City Lights – 1931), gözleri görmeyen bir çiçekçi kadına aşık olan Şarlo, kendini milyoner olarak tanıtır ve kadının gözleri açılınca gerçek ortaya çıkar. Film hala en güzel romantik komedilerden biri olarak kabul edilir. Filmin çekildiği dönemde sessiz sinema yaygınlaşmaya başlamıştır. Fakat Chaplin, sesin sinemanın büyüsünü bozacağı görüşündedir ve bu tekniğe henüz sıcak bakmamaktadır. Dünyanın her yerinde izleniyordu. Dolayısıyla sesli sinemanın, filmlerin evrenselliğine zarar vereceğini düşünüyordu.

“Asri Zamanlar” (Modern Times – 1936), Chaplin apaçık bir şekilde hedef tahtasına kapitalizmi koymuştu. Günümüzde bile, sistemi bu kadar net bir şekilde eleştiren filmlere çok sık rastlamıyoruz. Büyük Buhran döneminde, bir fabrika işçisi olan Şarlo’nun zamanla aşırı iş yükünden kendini kaybetmesi, hareketlerinin otomatikleşmesini ele alır. Efsaneleşmiş yemek makinesi sahnesi, üzerinden yıllar geçse de hala akıllardan silinmeyen bir sahnedir. Chaplin, gerek ezilen işçinin yanında duruşuyla gerek Amerikan Rüyası’na yönelik ince taşlamalarıyla bazı kesimleri karşısına almıştı. Özellikle Modern Zamanlar sonrasında çekeceği “Büyük Diktatör” (1940) ve sonra 1942 yılında Almanya’ya karşı ikinci bir cephenin açılması gerektiği görüşünü dile getirmesiyle “komünist” damgası yiyerek türlü itibarsızlaştırma girişimlerine maruz kaldı. Sol görüşlü olduğunu saklamayan sanatçı, duruşundan taviz vermedi. Sessiz filmler çekmekte ısrarcı olmasını bile şu sözlerle açıklıyordu:

“Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya Amerika’dan ibaret değil!”

Kaynaklar: 1, 2, 3

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here