“Bir istiridyenin kıymetli incisini sakladığı gibi saklarım seni. Bir bahar dalının narin tomurcuklarını sakındığı gibi korurum seni”

Yedinci albümünün ilk saniyelerine bu dizelerle giren Cem Adrian, kariyerinin başında kendisine çizdiği o yoldan asla sapmayacağını bildiğimiz bir sanatçı. Daha önce bir röportajında ifade ettiği gibi edebiyat yapmayı ve özgür müzik sanatçısı olmayı seçtiğini dile getiren şarkıcı, attığı her adımda bu karakterini kanıtlamaya devam ediyor. Ülkemizdeki alternatif sahnede ise gerçekten de onun kadar orijinal müzisyen bulabilmek zor. Özellikle de her duygusal müzik yapan sanatçının giderek arabeskleştirildiği bu piyasada kendine ait özgün bir tarza sahip olabilmesi bile Adrian’ın ne kadar özel bir sanatçı olduğunun kanıtı.

Kendisini tanımayan ya da az tanıyanlar için ise klişe bir başlangıç yapalım. Evet, Fazıl Say’ın keşfettiği bir müzisyen ve 7 oktavlık bir sese sahip. Ancak, onun bütün özelliği ses aralığının geniş olması değil. Eğer öyle olsaydı zaten konservatuardan şan mezunu olan herkesin şu an ismini biliyor olurduk! Ancak, Cem Filiz ismiyle Edirne’de dünyaya gelen ve kendine sahne adı olarak oranın eski adını seçen bu sanatçının adının detaylarına kadar bilgi sahibiyiz. Bunu sağlayan ise, müzisyenin sesini bir anahtar olarak kullanıp kalbinin bütün kapılarını dinleyicilerine açtırması.

Özellikle şarkı sözlerinin kişiselliği ve duygusallığının yanında, Batı’nın singer-songwriter olarak ifade ettiği tarz ile harmanlamış olduğu birçok müzik türünün sonucunda ortaya çıkan özgünlük, (kafa sesi ve falsetto’ları da eklediğimizde) Cem Adrian’ın en değerli hazinesi oluyor.

2005 yılından 2013’ün sonuna kadar yayımlamış olduğu 6 albümle ve birçok single çalışmasıyla sağlam bir hayran kitlesi edinen şarkıcı, her ne kadar “Benim için orgazm stüdyoda!” demiş olsa da esas olarak ise gerçek büyüsünü canlı performanslarında sunuyor. Kendisini canlı dinlemek, adeta teatral bir deneyim: Minimalist bir sahne bütünlüğüne sahip olan şarkıcı, tek bir piyano ya da bir gitar eşliğinde gözlerini sımsıkı kapatıp oturarak hikayelerini anlatıyor. 2013’te çıkarmış olduğu Şeker Prens ve Tuz Kral‘da ise Adrian, canlı performanslarını aratmayacak stüdyo kayıtlarıyla dinleyicisini kucaklıyor.

Albüm, bir bütün olarak bakıldığında tıpkı sanatçının her kaydı gibi fazlaca kişisel anlamlara sahip olsa da diğer eserlerinden farklı bir değerde duruyor. Sanatçının 2006 yılında bir jenerasyonu resmen “altüst” ettiği Yağmur parçasından giderek her kayıtta üzerine koyarak ilerlemesinin yanında, “Şeker Prens ve Tuz Kral”ın daha özel bir değeri var gibi. Belki de bu sıfatlardan kaynaklı. Bu arada albümün ismindeki benzetmelerin aslında kim olduklarına ilişkin sorudan resmen bıkmış olan Adrian şöyle diyor: “Bana ailemde (bile) ‘Neden şeker prens ve tuz kral?’ diye soran yok!”

Albümün açılışını yapan Ben Seni Çok Sevdim, hem bu kaydın hem de sanatçının diskografisinin en özel işlerinden biri. Öncelikle şarkı sözleri, tıpkı parçanın ismi gibi bütün çıplaklığıyla açık ve net: “Ben seni çok sevdim. Belki zordur anlaması sessizliğimden. Sen oku kelimeleri gözlerimden.”. Hem şiirsel olan hem de doğrudan anlaşılabilen bu sözlerin üzerine, Adrian’ın kendini özenli bir şekilde kontrol edip tize neredeyse hiç çıkmadığı vokalleri de eklenince ortaya unutulmaz bir eser çıkıyor.

Ardından gelen Sen Ağlama, klasik bir Adrian eseri olmasının yanı sıra daha çok nakarat öncesi anlamına gelen pre-chorus bölümüyle dinleyiciyi kendisine bağlıyor: “Gün gecenin ölümüdür. Aşk kalbimin düğümüdür. Ve bu yalan dünyada. Tek gerçek bir sözündür.” dizeleri akıllarda fazlasıyla kazınmayı biliyor.

Beni Affet Bu Gece, özellikle şarkının sonlarındaki vurgulamalar sayesinde albümün en sağlam işlerinden biri olmayı başarmış. Şarkı sözlerindeki samimiyetten ise zaten söz etmeye bile gerek yok. Bununla birlikte, -neredeyse her Cem Adrian şarkısı gibi- canlı performansı ayrı değerde olan bir eser bu.

Bir sonraki parça olan Tek Kişilik Aşk’ın ise 7:30 dakika olması kesinlikle imkansız! Eser, dinleyiciyi kendine öyle bir bağlıyor ki sanki normal bir şarkı uzunluğundaymış gibi hissediyorsunuz. Özellikle, gitar kullanımının bu parçaya yakıştığı çok belli; tıpkı bir Asaf Avidan eseri gibi bir tat alıyorsunuz. (Hatta hem ses aralığı hem de imaj olarak bu iki isim birbirine benzemiyor da değil.) Adrian, vokal karakteristiği olarak ise albümdeki zirvelerinden birine çıkıyor: “Yoyoyoyoyo” kısmı olsun, son anlarda değişen melodisiyle “Hala acıyor. Kırılan yerleri kalbimin” bölümü olsun anlıyoruz ki parça, gerçekten de derin bir eser.

Albüme adını veren Şeker Prens ve Tuz Kral, tabii ki beklendiği üzere sözleriyle ön plana çıkan bir şarkı: “Bu yağmur bildiğin yağmur değil. O sevdiğin yağmur değil. Değersen erirsin ıslanırsan ölürsün.” gibi metaforlarla kendisini “Tuz Kral” ve şarkıyı ithaf ettiği kişiyi “Şeker Prens” olarak niteleyen sanatçı, “Yağmur”un kendilerini eritebileceğinden ölesiye korkuyor.

Kalbim, şarkıcının eski albümlerinde de rastladığımız üzere zaman zaman hafif deneysel tatlara da başvurabildiğini dinleyicilerine tekrar kanıtlıyor. Bununla birlikte, yoğun bir trip-hop havası katılmış bu şarkı, albümün geneline yayılmış olan yavaş başlayıp giderek hızlanan hüzünlü ve az enstrümanlı Cem Adrian parçası yapısını da sonunda bozan eser oluyor. Genel anlamda bakıldığında ise şarkıcının çoğu albümünde olan bu kalıplaşmış yapı, maalesef bu kayıtta da ufak olumsuzluklardan biri oluyor: Parçaların tempoları, ses efektleri ve hatta bazı sözlerinin -sürekli kullanılan “yağmur”, “dua”, “kalp” vs.- kelimeleriyle şarkıcı, kendini tekrarlamalara yine girmekte.

Albümün ön plana çıkan başka bir eseri olan Biz Senle ise özellikle sözlerindeki betimlemelerle ve aynı-ayrı kelime oyunlarıyla dinleyicinin kalbini kolaylıkla çalmayı başarıyor: “Biz senle, aynı toprakta yetişen, ayrı dallarda yeşeren, aynı rüzgarda devrilen çiçekler gibiyiz. Biz senle, aynı yağmurdan dökülen, ayrı dağlardan süzülen, aynı denizde can veren nehirler gibiyiz.”. Ayrıca, son bölümdeki piyano ve vokal bölümleri, tek kelimeyle muazzam yükseliyorlar.

Genel olarak bakıldığında ise içerdiği hitler olsun bütünlüğü olsun kendi kariyeri için oldukça başarılı bir Cem Adrian albümüne rastlıyoruz. Sadece, birkaç ufak olumsuzluğa ek olarak, keşke kaydın ikinci yarısı da ilk kısmındaki özene sahip olsaymış diyebiliriz. Onların dışında ise bu eser, sanatçının hislerini tüm samimiyetiyle anlatan bir albüm.

Dinleyin ve yağmurlarda eriyin!

 

Kaynak: 12.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here