Yüz yılı aşkın sinema tarihi boyunca bazı türlere gereken önemin verilmediğini söylemek yanlış olmaz. Bu türlerin başlıcalarından biri de korku. Günümüzde türün en büyük ustalarından biri olarak anılan Alfred Hitchcock dahi zamanında eleştirmenlerin hışmından payını almıştı. Fakat ürettiği eserlerin karşılığını seyircilerden ve yapımcılardan fazlasıyla almıştı.

Günümüzde ise değişen ve zihnen gençleşen eleştirmen profili sayesinde tür ayrımcılığı mümkün olduğunca azaltıldı. Ve filmler genel anlamda türüne bakılmaksızın değerlendirilmeye başlandı. Bu yazıda ele alacağım film ise henüz bu ayrımın kalkmadığı 80’li yıllarda üretilen ve hala hak ettiği konuma erişemediğini düşündüğüm enfes bir korku/polisiye filmi olan Angel Heart (1987).

Usta İngiliz yönetmen Alan Parker’ın yönettiği ve senaryosunu kaleme aldığı film William Hjortsberg’in aynı adlı romanının uyarlaması. Yapımın oyuncu kadrosunda ise Mickey Rourke,
Robert De Niro, Lisa Bonet ve Charlotte Rampling gibi yıldızlar bulunuyor.

angel heart ile ilgili görsel sonucu

Filmin konusu kısaca şöyle özetlenebilir; karizmatik özel dedektif Harry Angel (Mickey Rourke), Louis Cypher (Robert De Niro) isimli tuhaf müşterisinden yeni bir görev alır. Dedektif basit gibi görünen bu görevi yerine getirmek için ipuçlarını toplamaya başlar. Fakat olaylar gittikçe daha karmaşık ve metafizik bir hal alır. Bu süreçte gizemli ayinlere katılan insanlar ve medyumlarla da karşılaşan dedektif kendisini içten içe huzursuz hissetmesinin sebebini anlamaya çalışacaktır. İyiden iyiye psikolojisi bozulan Harry Adeta içten içe yanmaktadır.

Yakışıklı olduğu kadar yetenekli de olan bir dedektif mali açıdan zor bir dönem geçirmektedir. Tam da bu sıkıntılı döneminde oldukça tuhaf ve karizmatik bir işverenden dışarıdan kolay gibi gözüken bir iş alır. Fakat bu süreçte ilerledikçe işlerin o kadar da kolay olmadığını anlar. Angel Heart bu denklemin içine fantastik unsurlar ekleyerek bir füzyona ulaşıyor.

Dedektifimize iş veren kişinin şeytan olması polisiye hikayeyi korkuya evriltiyor. Bu görevin unuttuğu kendisiyle olan bağını çözemeyen Harry, adeta Louis’in karanlık geçmişindeki günahlarından ördüğü örümcek ağında can çekişiyor. Acımasızca günahsız bir insanın canını alan ve kalbini rehin alan Harry, dehşetengiz yolculuğu boyunca zihninden silip attığı suçunun bedelini ödüyor. Bu sayede film özü itibariyle gotik edebiyatın üstadı Edgar Allan Poe’nin enfes hikayesi The Tell-Tale Heart’üyle
benzeşiyor.

angel heart ile ilgili görsel sonucu

Yapımdaki bu günah ödeme ve adım adım cehenneme inme teması biçimsel olarak da karşılığını buluyor. Yaz mevsiminin ‘cehennem’ sıcaklarının yaşandığı en sıcak aylarında geçen hikaye her karesinde bunu seyirciye hissettiriyor. Düğümler çözüldükçe yolu güney gotiği olarak tabir edilen türle buluşan film, dedektifimiz kendisini garip medyumların, vahşi ayinler düzenleyen tarikatların cirit attığı hiç bilmediği bir ortamda buluyor. Öykünün ateşini harlayan iki femme fatale karakter de zaten bu bölümlerde karşısına çıkıyor.

Bu türün filmlerinde fazla alışık olmadığımız şekilde yönetmenlik de fazlasıyla öne çıkıyor. Filmin görselliği karakterin yıkıma yaklaşırken hissettiği korku duygusunu seyirciye de hissettiriyor. Hikayenin düz bir çizgide ilerlememesi de filmin gücünü artırıyor. Mickey Rourke ve Robert De Niro’nun şöhretlerinin zirvesinde oldukları bir dönemde ortaya koydukları müthiş performanslarına yardımcı rollerde yetenekli aktrisler Lisa Bonet ve Charlotte Rampling de başarılı oyunculuklar sergilemişler.
Ä°lgili resim
Sinema tarihinin en yakıcı ve dehşetengiz eserlerinden biri olan Angel Heart’ı farklı lezzetlere açık olan tüm seyircilere öneririm.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here