Bu içeriğimizde Türk aydınlanması için çok önemli bir isimden, Hasan Âli Yücel‘ den bahsedeceğiz. 

Hasan Âli Yücel 17 Aralık 1897’de İstanbul’da doğdu. Büyük dedelere de hürmeten adına Âli dendi belki de. Zira baba tarafından Göreleli Hasan Ali Efendi’nin, anne tarafından ise Japon sularında batan Ertuğrul Fırkateyni süvarisi Ali Bey’in torunuydu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın da kaynaklarına göre Hasan Âli, çocukluğunun ilk yıllarında, ailesiyle Merkez Efendi Mahallesi’ndeki Yenikapı Mevlevihanesi ziyaretlerine katılır. Burada izlediği mistik makam ve fasıllar, dönüş törenleri, O’nun müzik yeteneğinin belirginleşmesini sağlar. Çevrede “Müzik Üstadı” olarak tanınan Mehmet Celaleddin Dede Efendi’nin yönettiği “müzik mektebi”nde eğitim görür. Hilmi Yavuz “İnsanlar, Mekanlar ve Yolcukluklar” adlı eserinde Hasan Âli Yücel’in  bu durumunu belirtmiş ve duruma ilişkin Yücel’in kendi cümlelerini nakletmiştir: ” ‘Topkapı dışında Merkezefendi yakınındaki mevlevihaneye gece yarısına giderdik’ diye anımsıyor ve sürdürüyor sözlerini: ‘Büyükler oranın dervişi idiler. Tekkeye gittiklerinde beni de beraber götürürlerdi. Esasen pek de küçük yaşta sikke giymiş, derviş olmuştum.” Yücel şu cümleyi de kurmaktadır; “En derviş olunmayacak demlerimde bile bu ruh halini muhafaza etmişimdir.”

Hasan Âli Yücel’in hayat hikayesine bir çok kaynaktan ulaşabilirsiniz.  (Detaylı)

Peki Cumhuriyet kültürünün gelişmesi ve tarihinin yazılmasında en etkin isimlerden biri olan Hasan Âli neler yaptı? Öncelikle şunları belirtelim; Milli Eğitim Bakanı olmadan önce ve sonra eğitim alanında büyük reformlar yaptı. İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte Türk milletinin aklına ve kalbine kazınacak olan “Köy Enstitüleri”‘ni kurdu. Dünya klasiklerini programlı bir şekilde dilimize kazandırdı. UNESCO Kuruluş Anlaşması’na Türkiye adına imza attı.  Birinci Eğitim Şurası’nı topladı. Ankara Fen ve Tıp Fakültelerini, İzmir Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu’nu, Balıkesir ve Edirne öğretmen okullarını açtı. Ayrıca Yüksek Mühendis okulunun İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüşmesini sağladı.

Belki de edebiyatçılar olarak bizim gözümüzde en önemli icraatı “çeviri eserler” konusundaki yaklaşımıydı. Hasan Âli “Batılı Kültür” algısını idrak edebilmiş bir isimdi. Fransız eğitim sistemini incelemek için bir yıllığına Paris’e gitmesinden bellidir bu durumu. Hilmi Yavuz’a göre Hasan Âli de tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hilmi Ziya Ülken gibi entelektüel konumu doğu-batı problemi üzerine inşa edilen bir kimliktir. Felsefe eğitimi görerek batı düşüncesinin diyalojik inceliklerini kavrayabilmiş bir zihindir. Avrupalı bir zihindir fakat aynı zamanda Fuzulî’ye nazire döşemiş bir isimdir (Bknz: Mürettep Divanı). Hasan Âli Yücel aldığı felsefe eğitimi dolayısıyla da kültürlere ve inanışlara meraklı bir insandı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kaleme aldığı “İyi Vatandaş İyi İnsan” adlı kitabında dünya üzerindeki farklı inanışları anlatarak karşılaştırıyor ve farklılıkları yerine ortaklıkları üzerine eğiliyordu. Hümanizma kültürü onu çevreleyen bir güçtü.

Bu çok yönlülüğe rağmen batılılaşma yolunda kendi geleneklerini arkada bırakmanın doğru bir yol olacağını düşünmüyordu.

 

“Uyanış Devri’nin yeni bir uygarlığa bağlanmak kadar köklerini yitirmemek olduğunu” görüyordu. Hilmi Yavuz bu görüşünün birlikte çalıştığı isimlerin kalitesi ve “üst düzey eğitim bürokrasisi” ile ilgili olduğunu da düşünür.  Bu yolculukta yanında olan isimlerin, yani İhsan Sungu ve Faik Reşit Unat’ın Türkiye’de tanzimat ile başlayan bu “medeniyet değiştirme” atılımını en iyi bilen aydınlar olarak görüyor.

Bahsettiğimiz üzere batılı kültürü de hümanizma kültürü olarak gören Hasan Âli klasiklerin tercümesini de bu sebeple yapıyor. Klasiklerin başında İsmet İnönü ve Hasan Âli tarafından kaleme alınmış ön sözler bulunmaktadır. Bu ön sözde kendisi şu cümleleri kurar: “Humanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş
merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki, bir milletin diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zeka ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması , canlandırması
ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet davamız için müessir bellemekteyiz .”

Günümüzde hala zirvede olan ve onlarca nesil tarafından okunan çevirilerin gerçek sahibi Hasan Ali Yücel 26 Şubat 1961′ sabahı, İstanbul’da vefat eder. Cenazesi 2 Mart’ta büyük bir törenle Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verilir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here