Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Amour (Aşk) Michael Haneke tarafından yönetilen 2012 yapımı dram filmidir. Filmin başrollerini Jean-Louis Trintignant, Emmanuelle Riva ve Isabelle Huppert paylaşmıştır.  Ek olarak film, Akademi Ödülleri ve 70. Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Yabancı Film” ödülünü kazanmıştır. Çağdaş anlatının en etkili örneklerinden biri olan filmi çözümleyelim dedik.

Filmin ilk sahnesi bize filmin sonunda ne olduğunu verir ve ardından geri dönüşler ile bizi o güne kadar getirir.  Yani filmin sonunda ne olacağı seyirciye gösterilir. Filmin başında konserden eve gelen çift kapılarının zorlandığını görür, fakat konu hemen kapanır. Normalde eğer bir filmde gösterilen bir detay veya bu şekilde bir olay varsa bu şekilde üstü kapanamaz, burada yönetmen aslında gerçekten evlerine girmek isteyenlerin hırsızlar değil de onlara yardım edecek kişiler olduğunun mesajını veriyor olabilir. Çünkü filmin sonraki sahnelerinde birçok misafir çiftin evine gelirler, fakat George ve Anne kimseyi görmek istemez çünkü onlara eski güzel günlerini hatırlatacaklarını düşünüp hemen herkesi evden göndermek isterler. Belki de yönetmen bunun mesajını vermiş olabilir, hatta bu kişiler seyirciler yani biz bile olabiliriz. Çünkü filmin ilk sahnesi merak ile başlar: İtfaiyecilerin eve girmesinin ardından bizi bir şeyler bekler, fakat biz bunu önce merak ederiz ve daha sonra geri dönüşler anlatılmaya başlandığında o evin içinde olmak istememiz gayet normaldir. Belki de aslında bu bizzat bizizdir…

Çağdaş anlatı filmleri genel olarak özdeşleşme konusunda zorluk çekerler, fakat Amour’da bu biraz daha minimale inmiştir çünkü mekan ve kişiler o kadar azdır ki bu pek şaşırtıcı değildir. Seyirci bile bu çağdaş anlatı filmindeki karakterler ile özdeşleşebilir, çünkü zaten olanlara sadece dört kişinin gözünden bakabilmektedirler: Anne , kocası, kızı ve yetiştirdiği eski öğrencisi Alexandre. Bunlar da örnekle:

Eva; yaşlı anne ve babasının durumları ve annesinin hastalığı nedeniyle, Alexandre ise küçük yaştan beri hayran olduğu bu çiftin şuan yaşadıklarını görüp şu an acıyan birisi olarak seyirci ile kolayca özdeşleşebilir.

Amour filminde anlatım ara ara bölünür. Geleneksel anlatıda olduğu gibi olaylar bir neden zinciri ile bağlıdır, mekan zaman uyumu vardır fakat çağdaş anlatıda böyle bir şey yoktur. Amour’da da filmin en sondan başlaması, ani flashback’ler, rüya sahneleri, her şeyin dışında kalan karakterler ve filmin bitişi yani belirsiz sonu da filmi bölmüş ve onu bir çağdaş anlatı havasına getirmiştir.

Zaten en başta filmin finaline vurgu yapan bir filmden, hikayenin başından sonuna kadar belli sebeplerle bağlı olması veya kesin bir sonunun olması beklenemez. Amour filminde hikaye Anne karakterinin öldüğünü gösterdikten sonra tekrar geriye dönüp sağlıklı olduğu son zamanlarını göstererek hastalanma sürecine ilerler. Aradaki sahnelerde çiftin arasındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu görürüz, her ne kadar sevgi saygı içerisinde olsalar da arada tahammülleri oldukça sınanır. Mesela Anne karakterinin nasıl öldüğünü görürüz ve kocasının ruhsal değişimi ve tahammülünü anlarız, fakat mektupta yazdıkları ve kendi akıbeti belirsiz bitmiştir ve bu da Amour’u kapalı anlatıma sahip bir film yapar. Karısını oldukça seven ve hastalandıktan sonra onun yanında olan George’un bile zamanla tahammülünün kalmaması, karısına tokat atması ve en sonunda acısını dindirmek için Anne’i boğması rahatsız edici sahnelerdendir. İzleyiciyi hem bu denli rahatsız edip hem düşündürüp hem sonunda kapalı mesajlar ile bitmesi, filmimizi çağdaş anlatının oldukça güzel ve etkileyici filmlerinden biri yapmıştır.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here